• 11 Mart 2014, Salı 9:31
İsaÇolaker

İsa Çolaker

ACILARI TOKUŞTURMAK
 Çok kızdığım tuzak laflardan birisi ; bir acıyı, diğer acıyla kıyaslamaktır. Ne zaman bir acıyı konuşsam, bazı arkadaşlar diğer acıyı meşrebi ve partisine göre yorumluyor. Ne sakat bir anlayış. Halepçe'yi , Kerkük'le; Mısır'ı, Doğu Türkistan'la ; Suriye'yi, Irak'la, Bosna'yı, Çeçenistan 'la vs. Acının kendisi tekil olduğu kadar, aynı zaman da evrenseldir. Çünkü, dünya insanı acı çekiyor ve acının dini imanı ve yabancısı olmuyor. Yani acının ve zulmün ideolojisi ve coğrafyası, dili yoktur. Acıları tokuşturan arkadaşlar, evinden acı pazarlayan simsarlardır. Mazlumun olduğu her yer, acının ve zalimin olduğu yerdir. Bize düşen mazlumun yanında ve zalimin karşısında olmaktır. Biz insan olarak tümden adaletsizliğe ve zulme karşı küresel bir duruş sergilemek zorundayız. Eğer yemediysek, vicdan ve ahlak bunu gerektirir. Oysa modern insan, ötekine karşı duyarsız ve sağır.
Acıyı tokuşturan arkadaşların düştüğü hata; aşırı yerel ve kaygılarının tekil olmasıdır. Kendini sadece devlete ya da organik bağın olan kimliklerle sınırlarsan, acıyı tokuşturmaya başlarsın. Bazı ulusalcı ya da milliyetçi-muhafazakar kesimler, nerede bir acı ve çile duysalar, bizim acımızı kimse duymadı diyerek eleştiriye başlıyorlar. Ne tuhaf, Türkiye'de konuşan herkes, "şu şuna zulmederken neden sustun" diye zulmü ve zalimleri değil de birbirini suçluyor. Oysa, otoritenin ya da devletlerin yaptığı her zulmü onaylamıyorsan, mazlumun yanındaysan, gocunacak bir şeyimiz yok demektir. Mustafa Kemal, Filistin'li Müslümanlara yardım edin diye genelge yayınlıyor; Kızılay, Suriye'li Müslümanlara yardım ediyorsa, hep bu milli ve insanî ilkeden hareketledir . Mazlumun ve zalimin safı aynı değilse, bizim mazlumun yanında durmamızdan daha doğal ne olabilir? Yani garibanın dini ve ideolojisine bakmak Anadolu insanına yaraşır mı? Eğer vicdanımızı sınırlar ve yardımlarımızı çıkarlarımıza göre belirlersek, başka halkların bize yardım etmediği masalını konuşmaya ve tartışmaya devam ederiz. Marmara depremindeki yardımları ve uluslararası yardımları hatırlarsak , demek istediğimi anlarsınız .
Halepçe yardımıyla Kerkük sorunu ya da Mısır' la, Suriye yardımlarımızı karşılaştırıp oralarda ne işimiz var diyenlere sormak gerek? Dün Memlük sonrası Mısır'da ne işimiz varsa, bugün, Trablusgarp'ta o işimiz vardır. Mustafa Kemal Trablusgarp'ta ne arıyorsa, benim vicdanım Yemen ve Somali'de onu arar. Yani tarih değişir ama, vicdan ve kabuller değişmez. Yoksa mazlum halklara örnek olacağız düşüncesi gerçekleşemez. Vicdan, çıkardan önce gelir. Acıları tokuşturanlar, sorguladıkları halklara ne yapmışlarda milletin vicdanını sorguluyorlar? Benim için; Kerkük, Medine, Paris, Somali, Roma, Şam, İstanbul vb. şehirlerin vicdanı varsa, iyi şehirlerdir. Yoksa, insanı evren bilip mazluma yardım etmeyenlerin, vicdanları kiralıktır. Hangi yardım örgütüne yardım ettik de , onlar anılan yerlere yardım etmediler? Televizyon diliyle ve yardım etmeden konuşmak, vicdanları yaralar. Türk milleti ve atalarımız her yere çoğulcu adaleti ve acıma duygusuyla gitmişlerdir. Hesapkâr bir çıkar mantığıyla gitselerdi, bu kadar seveni olan bir millet olabilir miydik? Tekçi ve ezik kafaların göremediği budur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti dünya küresel yardım ve bağış sıralamasında dördüncü sıradaysa, bu beni mutlu  eder. Ülkemin ve milletimin necip olması buradan kaynaklanmaktadır. Havai depremzedelerine yardım etmiş, Abdulhamit dönemi Japon depremlerine yardım göndermiş bir atanın çocukları; üç kuruşun hesabını yapıp vicdan ve acı tokuşturması yapamaz. Benim acım, senin acından daha büyük değil; senin acın benim acımdır diyerek halklara yardım edeceğiz. Etnisiteye, mezhebe, ırka, sadece dine göre de yardım yoktur. Peygamberimizin yoksul Yahudilere yardım ettiğini unutmayalım. Acıları tokuşturanlar; kafalarını devletin soğuk antenine göre ayarlayıp, küçük bahanelerle büyük iyilikleri ve sevapları kaçıranlardır. Sadaka, zekat, vergi, fıtır vb. ödeme kültürü olan yurttaşlarımızın, yardım ve katkılarını esirgemediğini düşünüyorum. Küçük bahane ve düşüncesi olan çapsız insanlar, yardım edecekleri insanın dinine  kitabına bakarlar. Kafası ve coğrafyası geniş olanlarsa, yardım ettiği ve edeceği insanı küçük düşürmeden evrensel bir saikle yardımını yapar.
Yıllar öncesinden mazluma yardımı şiar edinen Nazım Hikmet usta, kafası geniş bir  şekilde ne söylemektedir: "Mısırlı kardeşim,/ kanalın sularına karıştı kanın. / İnsanın yurdu bir kat daha kendinin olur /  toprağına, suyuna karıştıkça kanı./ Yaşamış sayılmaz zaten/ yurdu için ölmesini bilmeyen millet…" diyerek, Mısır ' a dizeleriyle destek vermiştir. Oralarda ne işimiz var, evimizi süpürelim diyen acı tokuşturuculara cevap veriyor. Vicdanın haritası yoktur. Biz acıları tokuşturursak, yanımızda dost millet bulamayız. Dünyadaki her türlü zulme ve darbeye de karşı çıkmalıyız. Yani duruşumuz da , küresel ve ahlakî olmak zorundadır. Mehmet Akif 'in yıllar önce söylediği dizeler de bunu doğrular niteliktedir: ”Tükürün milleti alçakça vuran darbelere / Tükürün onlara alkış tutan kahpelere“ Biz ülkü ve ideallerimizle gariban ve yoksul milletlerin yanında olursak, Akif ' in tükürdüğü zalimlerin yanına düşmeyiz. Acıların tokuşturulmadığı , vicdanımızın özgür sesini dinlediğimiz bir anlayışta ittifak etmek dileğiyle, her şey gönlünüzce olsun.
Günün sözü: “Gençlerin pek çoğu kabalıklarını tabilik zannederler.” F. de la Rache

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık