• 05 Eylül 2019, Perşembe 16:23
HüseyinGazi Menteşeoğlu

Hüseyin Gazi Menteşeoğlu

Fındığın Başkenti Giresun'da, Fındık Üzerine Bir Araştırma (I)

Fındık konusunda yapılan araştırmalar dikkate alındığında en eski kaynak Çin'de karşımıza çıkmaktadır. Bu kaynak milattan önce 2838 yıllarına dayanan bir el yazmasıdır. El yazması belgede, meyve olarak bahsedilen fındığın, tanrıların kullarına ihsan eylediği beş mukaddes gıda maddesinden biri olduğu rivayet edilmektedir. (1)
Efsaneleri Çin'e dayanan fındığın, Türklerin akın kolları ile İran'a ve oradan da Karadeniz bölgesine nakledildiği birçok kaynakta aktarıl-maktadır. Bu bilgi ışığında, Türklerin yüzyıllardır fındıkla iç içe olduğunu söyleyebiliriz. Türklere ait birçok destanda fındık ve fındık ağacı konusunun işlenmiş olması da bunun açık bir kanıtıdır. 
Eski Türk destanlarından biri olan, Uygurların Boğutekin Destanı'nda Fındık şöyle anlatılmaktadır. “Uygur ilinde Hulin adında bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenga adında iki ırmak çıkardı. Bunlar Kamlancu adlı bir yerde birleşiyordu. Bu kavuşma yerinde, bir birine yakın iki ağaç vardı. Birisi Kısuk yani fındık ağacı, diğeri susu- huş yahut kın ağacı idi. Bu iki ağaç arasında bir dağ vücuda geldi. Bir gece semadan bu iki ırmak arasındaki ağacın üstüne mavi bir ışık indi. Bu mukaddes bir ışıktı...” (2)
Fındık ağacı ve meyvesini dünyaya ilk tanıtanlardan biri de Theophrastos (M.Ö. 372-287) olmuştur. Latin asıllı Plinius'da (M.S. 23-79) fındıkla ilgilenmiştir. Theophrastos ve Plinius fın-dığın Yunanistan ve İtalya'ya Doğu Karadeniz kıyılarından getirilmiş olduğunu yazmaktadır. (3)
M.Ö. 400-399 yıllarında Doğu Karadeniz kıyılarını, Trabzon, Giresun, Ordu üzerinden Sinop'a, oradan da İstanbul'a yaya olarak geçmiş olan Ksenefon yolculuk izlenimlerini Anabasis (On Binlerin Dönüşü) adlı eserinde anlatmıştır. Ksenefon, Anabasis'te Ordu ile Giresun arasında yaşayan Mossinekler'in ülkesinde gördüğü yassı cevizin dışında fındıktan hiç söz etmemiştir. Bu yassı cevizle ilgili bölümün, Hayrullah Örs tarafından yapılan çevirisi şu şekildedir. “Kilerde birçok yassı cevizler bulundu. Bunların iç kabukları yoktu. Bu cevizler Mossinekler'in baş gıdasını teşkil ediyordu. Bunları haşlıyor veya ekmek gibi fırında pişiriyorlardı.” (4)
Kemal Peker, Fındıkla ilgili araştırmaları ile tanınmıştır. Fındığın anayurdunu belirleyebilmek için birçok ülkeye mektuplar yazmış, bilgi ve belgeler toplamıştır. Bu belgelerin en ilginç olanı da yukarıda bahsettiğimiz Çin'den getirttiği bir parşömenin kopyasıdır. M.Ö. 2838 tarihine dayanan bu belgede Fındığın Pekin'in kapalı çarşısında şekerlemeci-likte kullanıldığı belirtilmektedir. (5)
Giresun'da fındık konusunda araştırmalar yapan Ali Avni Öneş; öncelikle yassı ceviz konusuna değinerek bunun fındık değil kestane olduğunu şöyle açıklamıştır. “Bu (yassı ceviz) kestanedir. Çünkü yalnız kestane suda haşlanarak yâda (fırında pişirilerek) yani kebap edilerek yenir. Çok unlu olduğundan ekmeğin yerini tutar. Fındık yassı değil yuvarlak yâda sivridir. Haşlanarak yâda pişirilerek yendiği ne görülmüştür nede işitilmiştir. Yağlı olduğundan bunu yapmaya imkân da yoktur.”  (6)
Ali Avni Öneş'in ikinci önemli saptaması ise fındığın Karadeniz sahillerine gelişi ile ilgilidir. “Fındığın Karadeniz kıyılarına göçler yolu ile Çin'den yâda Orta Asya'dan getirilmiş olması pek akla yakın gibi görünmüyor. Çünkü çok eski çağlarda geniş çapta göçler yapılmamış hele Karadeniz kıyılarına kalabalık boylar gelip yerleşmemiştir. Genellikle kuzeyden İskitler ve Kimmerler, buralara talan için gelip geçici akınlar yapmışlardır. Burada yaşayan yerli kavimlerin Orta Asya'dan geldikleri ileri sürülmekte ise de, Onların fındık çubuklarını da birlikte getirmeyi akıl etmiş olmaları ayrıca o çağların koşulları içinde konaklaya konaklaya, tabiatla savaşarak, insanlarla dövüşerek birkaç yıl süren yolculukları sırasında bu çubukları saklamış, bozulmadan son yerleştikleri bölgeye getirebilmiş oldukları pek de kabul edilemez. Ama fındık çubuklarının en çok üç beş haftalık yâda bir iki aylık deniz yolculuğu ile Yunanistan'a götürülebilmesi pek normaldir. Bu nedenle bilgin Theophras-tos'un fındığın Yunanistan ve İtalya'ya Karadeniz'den getirilmiş olduğunu söylemesi gerçeğe aykırı değildir. “ (7)

Kaynaklar
Kaynak Kitaplar:

(1), (2) Fındık Tarihçe, Tarım, Kültür, Ticaret, İstihlak Bakımlarından, Kemal Peker, Yeşilgireson Matbaası, Giresun, 1947,1948. (S.9.)
(3), (4), (5), (6), (7) Fındık Kültürü, Ali Göreci, Giresun Valiliği İl Özel İdaresi yayınları, Önder Matbaacılık, Ankara, 2004. (S. 11,12,13)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık