• 08 Aralık 2012, Cumartesi 9:56
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

TÜRKÜ DEFTERİMDEKİ NEŞET ERTAŞ (5)
 Sonraki sayfalarda AY GİBİ YÜZLER 5ENDE, MÜHÜR GÖZLÜM SENİ   ELDEN, NE GÜZEL YARATMIŞ SENİ YARADAN, BİR KARA KAŞ BİR KARA GÖZ SENDE VAR, MAPUSHANELERE ATTIM POSTUMU, ÇIRPINIP DA ŞAN OVAYA VARINCA, BİTER KIRŞEHİR'İN GÜLLERİ BİTER, GÜZEL NE GÜZEL OLMUŞSUN, HELE BAKIN ŞU FELEĞİN İŞİNE, AYVA ELMA NARIM VAR, KARA KAŞLAR KARA GÖZLER OKUR AŞKIN FERMANINI, GÜZELE BAKMASI SEVAPTIR DERLER, BU GARİP HALİMDEN BİLEN İŞVELİ NAZLIM, KARANFİL SUYU NEYLER GÜZEL KOKUYU NEYLER, ANAM AĞLAR BAŞUCUMDA OTURUR, SARI SAÇIN YAŞ DURUR, NEDİR BU BAŞIMDA  DERTLERİM NEDİR,DANE DANE BENLERİ VAR YÜZÜNDE, ADEM OLUP ŞU DÜNYAYA  GELENLER HAYVANI GÖRÜP  DE İBRET ALMALI, KÜSTÜRDÜN GÖNÜLÜ GÜLDÜREMEDİN  TÜRKÜLERİNİ YAZMIŞIM...
Annemi 20 Ocak 1970'te toprağa verdikten sonra beş on gün elimiz gitmedi radyonun düğmesine. İlk kalkan babam olurdu.Sabah namazını kılar, ineğimizin yalını hazırlar, tam bu sırada da ben kalkardım.Ben liseye, Selahattin ortaokula,Halil de ilkokula gitmek için bir şeyler yerdik.Babam ineğin yalını kaynatmış, sacın üzerine acı yağ sürdükten sonra darı ekmeğini de yamamış olurdu en küçüğümüz uyandığmda.Genelde böyleydi okula gitme günlerimiz.Salı günü Görele pazarına, cumartesi günü de Halkovalı pazarına gitmek için ışımadan çıkardı evden babam.İki günde de babamın  işlerini ben yapardım.İneğimizi de ben sağardım genellikle.
Bir pazar günüydü. Babam ocağın başındaydı, ekmeği yamamıştı saca.Kardeşlerim de uyandı. Babam, radyoyu açalım artık, giden gitti, dedi. Halil uzandı radyonun düğmesine. Her günkü gibi türkü istekleri çalınıyordu.Biz radyonun olduğu odadaydık. Babam ekmekle uğraşıyordu.Neşet Ertaş'tan bir istek: KÜSTÜRDÜN GÖNÜLÜ GÜLDÜREMEDİM...
Bilen bilir, türkü  mü, ağıt   mı, ilenç   mi, yakınma  mı, baş kaldırma mı, üstünü başını yırtma  mı, çalıp  çağırıp ağlama mı, bağrını dövme mi?.. Böyle bir şey bu türkü:
Küstürdün gönülü güldüremedin
Baharım güz oldu yazım kış oldu
Gönüle yarini bulduramadın
Baharım güz oldu yazım kış oldu
Şu fani dünyadan murad almadan 
Eller gibi şad olup da gülmeden 
Ellerin bağında gülü solmadan 
Baharım güz oldu yazım kış oldu
Salt Neşet Ertaş'ın   yakıcı sesiyle bağlamanın sesi var evin içinde.Çıt yok bizde. İçimizden ağladığımız kesin. Anam gitmiyor gözümüzün önünden. Babam, sırtı bize dönük eşünle ekmeği çevirmeye çalışıyor.İçindeki acıya türkünün acısı karışmış, tükenmş.Yapışmış ekmek, çeviremiyor, dağılıyor ekmekler. Babam var gücüyle bağırarak ilk kez duyduğum sözcüklerle söğüp saymaya, bir yandanda eşünle dağılan    ekmekleri döğmeye başladı.Bağrarak, var gücüyle vuruyor sacın üstüne...Çıldırdı   sandım. Baba, dur, dedim ağlıyarak...Elinden düştü eşün.Çöktü, iyice eğildi babam, başını iki elinin arasına aldı.Bir ağlama sağanağı başladı...Ağlamasa çıldıracaktı   besbelli. Yılmaz Güney'in Umut'unun bitişi  gibi...
Bu türkünün bize, evimize yansıyan görüntüsü bu.Yıllarca söyledim, söylüyorum bu türküyü, o acı günleri anımsayarak, yaşayarak. Kimbilir, kimlere neleri çağrıştırıyor "Küstürdün Gönülü Güldüremedin" ?..
Ardından bir uzun hava yazmışım Neşet Ertaş'tan:
Sanki sam yelisin estin bağıma 
Soldurdun bağımda gülümü kader 
Düşürdün gülümü gönül bağıma 
Şaşırdın dağlarda yolumu  kader
Yar aşkına gizli gizli ağlarken 
Hasretiyle ciğerimi dağlarken 
Gönül sazı yar aşkına çalarken 
Bozma düzenimi telimi kader
Sanki Mecnun gibi attın çöllere
Düşürdün garibi dilden dillere
Düşürdün beni de dilden dillere
Bir kere(gelip  de)  sormadın halimi kader, belalı  kader

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık