• 12 Şubat 2016, Cuma 16:28
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

TAFLAN
 "Gülgillerden, boyu altı metreye ulaşabilen, kışın yapraklarını dökmeyen, çiçekleri salkı durumunda, meyvesi yenen ağaç."
Kaynaklarda anavatanı Kuzey İran, Doğu Karadeniz olarak gösteriliyor.
Meyvesi zeytinsi. Olgunlaşınca kararıyor. Kimi köylerde “gara taflan" olarak adlandırılıyor. Trabzon yöresinde "gara yemiş" adlandırması da bundan olmalı. Olgunlaşınca kararma­yan, kızaran türleri var. Bu "ağ taflan" biçiminde adlandırılmış.
Köylerimizde ev yerleşiminde taflan olmazsa olmaz ağaçlardan. Atadan gelen bir gele­nekle ev yapıldığında evin yanıbaşına sert yelleri kesmek için üç beş taflan dikiliyor. Kendine özgü dayanıklılığı var taflanın. Ağacı, dalları baskıya, zorlamaya karşı eğilir ama kırılmaz.
AKLA KARA adli bir şiirde yansıtılan köy gözleminde: "Ya derenin dibindedir evler/Ya dağın tepesinde/Ufacık ve kara görünürler/Bir gariplik vardır hepsinde//Salt lastik ayak­kabı giyili/Eller de ayaklar da nasır/Halılar değil geçerli olar/Çuval eskisi ve hasır// Bir çalışırlar ki görmeyin/Hırsla inatla karar la/Y eti şen her şeyi ekerler/Avuç İçi kadar tarla//Yaşlılar öte dünya derdinde/Yürekten inanırlar/Banyoymuş tuvaletmiş sıcak suymuş/
Ya ahırda ya taflanlıkta yıkanırlar" böyle geçiyor taflan imgesi.
Taflan suyu halk sağaltımında yatıştırıcı, öksürük kesici, bulantı-karın ağrısı kesici olarak kullanılıyor. Taflan yaprağı yüksek ateşli baş ağrılarında da alna yaşmakla sarılarak ağrı kesici, ateş düşürücü olarak kullanılıyor.
Evlerdeki ocaklarda yapılan bileki ekmeklerinde bilekiye yerleştirilen hamurun çev­resine taflan yaprakları diziliyor.
Meyvesi sevilerek yeniyor; tuzlanıyor, kışın yemek olarak tüketiliyor. Meyvesi, yemeği mide dostu, aç karnına yense bile dokunmuyor mideye. Taflan pekmezi ilaç gibi aranılan be­sinlerden biri.
Meyve tadı acıya çalan buruk tatlı. Ağızda, dilde çekici ama buruk bir tat bırakıyor. Yaprak rengi koyu yeşil. Ömer Seyfettin' in, “Mermer havuzlara nefti gölgeleri düşen büyük ağaçlı bahçeler..." tümcelerinde, Attila İlhan'ın, "ve rüzgâra vermiş saçlarını nefti or­manlar" dizesinde kullandığı renge yakın taflanın yaprağı: neftimsi...
Bölgemiz ozanlarının, yazarlarının ürettiklerinde çeşitli biçimlerde geçiyor taflan, taflan imgesi, Bölge dışındakilerde de örnekleri var.
1936'da İstanbul'da doğan, kaymakam oğlu olduğu için çocukluğu Anadolu'da geçen, ilkokulu Terme'de bitiren şiirlerini sık sık okuduğum Hilmi Yavuz'un bir şiiri TAFLAN'dır:
ne zaman dinecek, ne zaman/bu taflan, bu taflan?
ey uçurum gözlü sevgilim./ne zaman baksan/bir hiçlik tadı/ve ağzımdan/yıldızlar uçuran/ergin,yeşil ve yabanıl/bir yaz gecesi gibisin/yüzünde yolların gülüşü/ve yaz göğüne ilişkin/bir esenlik üretiyorsur/geç ip giden fırtınalardan
ey uçurum gözlü sevgilim./ne zaman baksam/aşkların büyük yarlarıyla/kuşatılmış gö­rüyorum kendimi/safran/ve ezilmiş yazlardan/bakışlarının kıyısız/açıklarına/gurbet ve cevahir taşıyan/bir gülüş söylencesi/geçer bir yazdan ötekine/derin anlatılardan ey uçurum gözlü sevgilim/ne zaman baksan/bir dağın yırtmacından/ince bir dere yatağı/ gibi kayan/yeşil tenini görüyorum/akşam/nasıl da yakışıyor yüzüne/ve sanki bir kaya­lığın içine/durmadan kendi kendini oyar/bir ferhâd gibiyim ben/ya da pusuda, karanlık/bir destan gibi/hem solan hem solmayan ne zaman dinecek, ne zaman/bu taflan, bu taflan? Ey uçurum gözlü sevgilim.
İlk şiirlerini lisedeyken Demir Özlü, Hasan Pulur'la yönetiminde bulundukları Dönüm'de yayımlayan Bedrettin üzerine Şiirler, Bakış Kuşu, Doğu Şiirleri, Gizemli Şiirler, Zaman Şiirleri, Yaz Şiirleri gibi önemli yapıtlar üreten, Mustafa Suphi'yi destanlaştıran Hilmi Yavuz'un 1931'de çıkan Yaz Şiirleri'nde yer alır Taflan.
Okundukça tatlanan şiiri Prof. Dr. Doğan Aksan, Cumhuriyet Döneminden Bugüne örneklerle Şiir Çözümlemeleri'nde yorumluyor (sh.163,164,165,166).27.4.04, Hayrettin Günay'a başarı dileklerimle... tümcesiyle imzalı edindiğim yapıtta Aksan "şiir çözümleme" yöntemlerinden yararlanarak Taflan'ın şiirsel gücünü, güzelliğini iç-dış öğelerle açıklıyor.
"Şiirin adı olan taflan sözcüğü, genellikle Doğu Karadeniz'de yetişen, koyu yeşil yap­raklı bir ağaççıktır. Şiirde iki kez geçen, 'ne zaman dinecek ne zaman/bu taflan, bu taflan? dizelerinde, yağmur, kar ya da rüzgâr için kullanılan dinmek eyleminin bir alışılmamış bağ­daştırma olarak taflanla bir araya getirilmesi bir yaz akşamının, yeşil çevrenin, görüntüleriyle hep canlı kaldığını anlatmaktadır, sanıyoruz. Şiirde söylendiği gibi, akşam karan­lığında sevgilinin teni bile yeşil görünmektedir."
Değerli bilim insanı Doğan Aksan (1929-13 Mayıs 2010)'ın sanısı şiire uygun düşmüyor. Yapıtı imzalı edindiğimde kendilerine de yazmıştım. "Dinmek eylemi "çok anlamlı" sözcükler­den. Yazarın belirttiği anlamları dışında; "Ağrıların dinmesi, gözyaşlarının dinmesi, acıların dinmesi..."anlamlarını da içeriyor. Kanımca Hilmi Yavuz, "ne zaman dinecek bu taflan?" der­ken bu anlamlarıyla kurdu alışılmamış bağdaştırmasını. İmge olarak da taflan yaprağının renginden değil meyvenin, yaprağın acılığından, burukluğundan yararlandı. Şiirde alttan alta ayrılık, karşılık bulamamışlık, aşk acısı duyumsatılıyor. Böyle olunca eğretileme yoluyla taflan "acı, ayrılık, burukluk" anlamına geliyor. Ozan alttan alta bitsin bu acı(bu taflan) diyor, kanımca. Bitmesi istenen, dilenen gerilerde kalan aşkın canlılığı, anıları değil; ayrılığıdır... Anladığım bu. Kavuşma isteği ağır basıyor kanımca.
Büyük şiirler böyledir. Okuyanda "kendine özgü" tatlar, çağrışımlar uyandırır." Onunki yanlış, benimki doğru" anlayışı çoğu şiirler için geçerli değil.
Taflan'a da böyle bakmalı.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık