• 09 Ekim 2015, Cuma 16:44
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

ŞEBİNKARAHİSAR-KOYULHİSAR-MESUDİYE (2)
 Peşkir astım direkten/Bir ah çektim yürekten/Veysel'in oğlu Şerif/Kolun çıksın kürekten//Dağlar gazel bağlar mı/Hançer yürek dağlar mı/Ela gözlü Hadire'm/Diye ko­ya ağlar mı//Sinekler vızıldıyor/Yaralar sızıldıyor/Şimdiki üç yare/Deftere yazılıyor//Pencerenin nakışı/Çıkamadım yokuşu/Katibime benzer mi/Hiçbirinin bakışı//Bir ay doğdu bacaya/Kimse yok ki acıya/Ela gözlü Nadi'rem/Şimdi var git kocaya/Ağıt-destanın altında derleyenin adı: Başöğretmen Hasan Tahsin Okutan...
Böyle oluşuyor ağıtlar, uzun havalar. Köyü, çevreyi derinden etkileyen bir olay ol­du mu onun izleri, yankıları olayın çevresinde ağıta-destana dönüşüyor sözlü gelenek. Bu derleniyor yazıya geçiriliyor, notaya aktarılıyor... Kalıcı oluyor artık...
Mustafa Şahin'in söyleştiği benden yaşlıca Tamzaralıya duvardaki destanı, Hasan Tahsin Okutan'ı soruyorum... Yazılması belki iyi oldu ama eleştirenler de çıktı diyor Hasan Tahsin Okutan'ın öğretmeni olduğunu, onu saygıyla andığını ekliyor...
Mustafa Şahin'in aracındayız, köyden çıktık, yukarıya Şebinkarahisar'a doğru tırmanıyoruz. Meydandayız. Şadırvanda... Kaleye çıkıyoruz. Girişteki Hanı inceliyoruz. Bakımlı duruma getirilerek hizmete açılabilirliğini tartışıyoruz...
Şimdi Koyulhisar yolundayız. Mustafa Şahin'i, Fahri Günay'ı daha önceki bir iki yazıdan anımsamalısınız. Mustafa Şahir İstanbul'daki iş yoğunluğundan "fındıkta" Görele'ye geldiğinde böyle bir günlük geziye çıkıyoruz. Bu da onlardan biri. Bu kez Mustafa Şahin kız kardeşleri Bedriye Şahin'le Kadriye Şahin de katıldı bir günlük gezimize...
Şebinkarahisar, Saraycık... Yol çevreleri buğday tarlalarından oluşma. Çoğu biçilmiş Uzakta tepeler... Kalecikler... Dalgalanan Türk bayrakları… Yol yıllar öncenin yolu değil, ikili yol olmuş. Bir traktörü yakaladık. Gidiyor önümüzde. Ot, saman yüklü. Önde iki genç fötrlü. Kadın da var yanlarında. Aile olmalılar... Ara sıra yele karşı kollarını açarak serinlemeye çalışıyorlar. Şapkası düştü Kadının... Önemsemediler... Tapeltepe köyüne saptılar...
Çevreyi gözleye gözleye gidiyoruz. Çevreyle ilgili düşünceler üreten tümceler kuruyoruz. Çat Deresi'ndeki köprüyü geçtik. Solumuz Baraj gölü. Marsis Su Ürünleri yolun soluna düşüyor. Büyük bir yapı görünümünde. Balık Satış Yeri görülüyor...
Suşehri yol ayrımından Koyulhisar yoluna dönüyoruz. Yol kıyıları baraj gölü. Vadi, dağlık, tepeler, buğday tarlaları... birbirine karışmış. Amasya ayrımındayız. Az sonra da Koyulhisar...
Koyulhisar'a girdik. Az çok açlığımız varsa da en çok sızlananımız Fahri Günay. Uygun bir fırından pide aldırdık ona. Bölüştük, paylaştık pideyi bizi Mesudiye'ye ulaştıracak yayla yollarına vururken. Bastırdık açlığımızı. Pideyi de beğenmeyen olmadı...
Sırtını tepelere, yaylaya vermiş 4500 nüfuslu küçük bir ilçe Koyulhisar. Sivas'ın küçüğü. Sivas'ın göl bölgelerini gezecektik ama bir güne sığmadığı için gelecek yıl­lara bıraktık. Şimdilik Koyulhisar'la bir "günaydın" dedik Sivas topraklarına...
Koyulhisar-Mesudiye arası tam da benim sevdiğim yollardan dönemeçler, inişler, çıkışlar... Sağımız solumuz çamgillerin oluşturduğu orman... Böyle yollardan geçmek tek ben değil gezi arkadaşlarımı da mutlandırıyor. Ülkemizin böyle güzel yerlerini görmenin bize değer tattığını düşünüyoruz.
25 km kaldı Mesudiye'ye. Yol geniş, sağ sol erinç verici çam ormanı... Keyfalan Yaylası'ndan geçiyoruz. Ordu Büyükşehir Belediyesi yazısı... Yollar ıssız mı ıssız. Ne ara ne çay içecek, ne yaylaya yakışır yemek yiyicek yer var... Buralara doğru demek insan devingenliği yok... Anlamlandıramıyoruz...
Sarıca'dan aşağıya indik, Meşudiye'deyiz. Sıcak mı sıcak. Sıcak değil fırın yalımı vuruyor yüzümüze. Bir "tur attık çarşıda." Köprünün üstünde aşağıdaki karabalıkları izledik. Yeniyetmenin biri bize tuttuğu balıkları gösterdi, yarılamış tavayı...
Mesudiye Zafer Lotantası'nı seçtik yemek için. Geçtiğimiz yaylalarda doyuracaktık karnımızı kuzu pirzolayla... Kümbet gibi düşünmüştük geçtiğimiz yaylaları. Çay bile içemedik. Şimdi burada, Zafer'da dönerle çıkarıyoruz acısını.
Yoldayız. Gölköy yolunda. Ta yukarıdan bir dönemeçten aşağılardaki baraj gölüne bakıyoruz. Görünüm etkileyici. İleride burası yeme içme uğrak yeri olabilir...
Harçbeli Geçidi'ndeyiz, yanda 1490 yazılı. İlerliyoruz... Meşe, gürgen çoğalıyor. Sise giriyoruz... Gölköy'de şöyle on on beş dakika oyalanarak aşağılara Gürgentepe'ye, sonra Ordu'ya oradan da Giresun'a, Görele'ye ulaşacağız çevrenin güzelliklerini göre göre...
Yorulduk ama iyi bir gezi olduğunu paylaşıyoruz. Düşünce, duygu ortaklığıyla bütünleştiğim yakınlarımla...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık