• 25 Mayıs 2018, Cuma 16:56
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

OĞUZ ATAY'IN EVİ (2)
Sandıkçı Şükrü üstüne bildiklerimi aktarıyorum arkadaşlara. Onunla ilgili yıllar içim­de kimi yapıtlarda iz sürmedi değilim. Arkadaşım, eğitimci, araştırmacı Yaşar Küçük'ün ya­pıtında derli toplu bilgiler, ona yakılan ağıtlar, destanlar okunmayı bekliyor...
Sinop; evin uygun yerlerine konulacak taka, kayık, sandal, kotra, yat, mavna, şilep, gemi.. yapımında çok yol almış. El ürünlerini? "Sinop'la" bütünleştirerek gelir kaynağına dönüş­türmüş.
Akdeniz, Ege kıyı kentlerinin devingenliği, erinci, geleni gideni var Sinop'un... Eğlen­ce yerlerini, balık aşevlerini de ekleyeyim.
Ahmet Muhip Dıranas, Nevzat Çelik, Güven Turan Sinoplu... Sinop; Ordu, Giresun, Trabzon, Rize gibi "romanı yazılmamış" illerden.
Kıyıları bol yağış alan illerden Sinop. Geçmişin gür orman yapısını yitirdiği gözleni­yor. Kayınlar, gürgenler, meşeler, köknarlar direnmeye çalışıyor bilinçsizliğe, usdışılığa.
Kentte geçmişin dokusunu taşıyan yapıları ardımızda bırakarak önemli doğa oluşumunu görkemli koyu, Hamsaroz'u görmeye gidiyoruz. Sinop'a uğrayanların tümünün uğrak yeri burası. Yolboyu görünüm de etkileyici. Sinopluyu kara kara düşündüren buralara "santral" kurulacak olması.
Önceki gördüklerime göre koyun girişi insan eli değmiş görüntüsüyle daha iyi izleme, inceleme... olanağı sunuyor buraya gelenlere. Koy çevresi defne bolluğu içinde. Defneler çiçeklenmiş... bayılırım bu kokuya. Dal uçlarından kırarak çantama yerleştiriyorum, ara sıra koklayacağım, içime çekeceğim onları...
Ayancık'a giden yola çıktık. Kaynaştığımız Yaşar Eren'i sevgili yurdunda, Sinop'ta bı­raktık. Ayancık yolundayız...
Bol dönemeçli, olağanüstü görünümlü buralar. Karadeniz renkleri bambaşka. Böyle renk karışımları, böyle renk uyumları değme resim çizicilerin düşlerinde bile yer almaz. Pelitler, defneler, yaban armutları, çamgiller, diken çilekleri, kavaklar, yabanıl fındıklar...
Doğa sürekli üretmiş, sürekli değişmiş, sürekli evrimleşmiş, en güzelini, en uyumlusunu bulmuş..
Nihat, Bekir, Mehmet, Hayrettin. Söyleşilerimiz doğanın bize aşıladığı irinç, mutluluk üstüne.
Bilen bilir yazdıklarımı. Yer adları çok önemlidir benim için. Kimilerde bir “addan", bir "önaddan" yola çıkılarak bir iki sayfalık bir yazı kotarılabilir...
"Hısımın Yeri"ni geçtik... Ard arda dönemeçler... Bir kıyıya iniyoruz, bir yükseliyoruz. Denizle, koca Karadeniz'le saklanbaç oynaya oynaya ilerliyoruz. Bekir Oztürk, sağ olsun araç kullandığı için bizim tüm gördüklerimizi göremiyor. Ona uygun yer bulunduğunda du­ruyoruz... O da en güzel fotoğraflarına güzellerini ekliyor...
Köy adlarının kimilerini yazıyorum: Tepecik, Dutağaç, Türkmen, Yeşilyurt, Ali Köy, Dereköy, Türkeli, Denizbükü... Çatalzeytin yolu...
Abana'ya 7 km kaldı. Camide düşün... Bekir Öztürk yoruldu. Soluklanalım. Az ileride bir köy yolu: Altıkulaç 5 km. Tayyar Altıkulaç'ın olabilir mi? Düşünce üretiyoruz...
Abana'dayız. Düşün... Akşam yemeğini burada yiyeceğiz. Çok seçeneğimiz yok. Bir aşavine giriyoruz. Mercimek çorbası var. Köfte de... Başka bir şey sormuyoruz. Dördümüz de se­viyoruz ikisini.
Abana'da amcamın oğlu Halil Günay yaşardı. Sonsuzluğa göçtü. Çorbayı, köfteyi yerken Halil'le ilgili anımı paylaşıyorum değerli arkadaşlarımla.
Görele Lisesi Halk Oyunu Topluluğunu yarışmaya getirmiştik Kastamonu'ya. Halil’e du­yurmuştum geleceğimizi. Yannıa kardeşi Hayriye Günay'ı alarak Kastamonu'ya gelmiş, karşılamıştı bizi...
Halkoyunu yarışmalarını izlemişti. Dönüşte bize kıyıya, Abana'ya inmeyi, kıyı yoluyla Abana-Sinop-Samsun üzerinden Görele'ye dönmeyi önermişti. "Buraların kıyılarını da gö­rürsünüz" demişti. Giresun-Görele Halkoyunu Topluluğu, Trabzon Akçaabat Halk Oyunu Top­luluğu olarak aramızda görüşmüş öneriyi uygulamıştık.
Kastamonu'da kıyıya dağları aşa aşa ilk kez o zaman inmiştim. Küçücük bir ilçeydi Abana. Tertemiz kıyıları vardı, kumları. Halil'in anasının yurduydu. Abana tanıyordu Ha­lil'i... bizim oyuncularla Akçaabatlı oyuncuları birleştirmiş bir horan kurmuştuk. Akçaabatlı önemli davulcu Ahmet Çavuş, Göreleli Hüseyin Özdemir (zurna) sanatlarını konuştu­ruyorlardı... 
Abanalılar, davul zurna sesine toplanmış, belki de yaşamlarının en güzel ho­ranını izliyordu. Abana Abana olalı böyle bir horan belki de görmemişti. Gençler de oy­nuyor mu oynuyordu... Hüseyin Özdemir'le Ahmet Çavuş çalıyor mu çalıyordu...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık