• 04 Mayıs 2018, Cuma 18:52
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

OĞUZ ATAY'IN EVİ (1)
 Bu yıl bir ay önce çıkıyoruz yola. 20 Nisan 2018. Saat 4.00... Görele köprü girişindeyim. Soğuk kesiyor. Çatır çatır yağıyor, neredeyse doluya dönüşecek. Fırının önünde ko­runağın altındayım. Nihat Öztürk geldi. Az sonra da aracımızla Bekir Öztürk... Bindik, eski Çanakçı yolu sapağından saptık. İki yüz metre ileride Mehmet Çolak'ın evi. Çantasını arkaya yerleştirdik Mehmet Çolak'ın. Bindik yeniden. Geri dönerek Sağlık Köyü girişinden anayola çıktık.
"İyi yolculuklar" diledik birbirimize. 2018 gezimiz yağmurlu bir günde başlıyor. Yarı ilk yazlı yarı kışlı giysilerle. Bu yolculuklarımızda anadüşün yerlerimizi önceden belirliyoruz. Bugün kahvaltıyı 10'da Sinop'ta yapacağız...
Tasarladığımız saatte Sinop'tayız. Yaşar Eren karşıladı bizi. Güzel bir gün. Yağmuru Ordu'yu geçince birikmiştik...
Yaşar Eren'le tanışıyoruz. Bizi kahvaltı edeceğimiz yere götürüyor... Yerimizi ayırmış, denizi gözlemleye gözlemleye yapıyoruz kahvaltımızı. Varsıl bir kahvaltı masası. Yaşar Eren Sinop'un kahvaltıda yenebilecek geleneksel "açmalarından", "tatlılarından"da özellikle tatmamızı istiyor. Biz de yiyeceği bağışlayacak gezginlerden değiliz...
Kahvaltı sonrası Nihat Öztürk'ün Erzurum'dan, liseden sıra arkadaşı Yaşar Eren Si­nop'un gezilecek yarlerini gösteriyor. Limanda yürüyoruz. Sinop'u ilk kez 1990'lı yıllar­da görmüştüm. Görele Lisesi Halkoyunu Ekibini Kastamonu'ya yarışmaya getirmiştik. Dönüşte Kastamaonu'dan İnebolu'ya oradan da kıyıboyu Sinop'a gelmiştik. Trabzon Akçaabat Eki­bi de vardı. Akçaabat Ekibinin davulcusu Ahmet Çavuş, zurnacısı Hüseyin Özdemir'di...
O yıllarda Sinop gezginleri bu denli çekmiyordu.
Üç yıl önce Görele Açı Lisesini getirmiştik. Tatilevinde de bir gece konaklamıştık. Bir yat vardı limanda. Öğrencilerimizle yat turu yapmıştık... Üç yıl içinde yat turu tutmuş. Cıvıl cıvıl liman. Yerli yabancı gezginler... Sekiz on yat var şimdi...
Bir zamanlar "Amerikalıları" barındıran en tepeye çıktık. Çevre görünümü etkileyici, önemli bir çıkıntı Sinop Karadeniz'e doğru. Bizim Karadeniz'de Kasım'a doğru hamsinin önce buradan çıkması belki de bununla ilintili...
Sinop Tutukevi.. Üçüncü görüşüm. Mehmet Çolak, Bekir Öztürk, Nihat Öztürk önemli yer­lerde olduğu gibi burada da bol bol fotoğraf çekiyor... Anı olsun diye birlikte de çe­kiliyoruz.
Sürekli Sabahattin Ali'nin şiirlerinden besteler çalmıyor burada. Taş duvarlı, loş, çok yüksek tavanlı koğuşlarda "seher yeli gibi akan" şarkılaşmış Sabahattin Ali dize­leri buralarda yatanların çektiklerini, duygularını yıllar yıllar sonranın gezginlerine tam olarak anlatabilir mi?
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma

Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma

Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz gibidir gökyüzü
Aldırma gönül aldırma

Dalgalar 1933'teki gibi tutukevinin duvarlarını yalamıyor. Kıyı doldurulmuş. Yola, durağa, limana, yeme içme yerlerine dönüştürülmüş...
Burada yatan ünlülerin adları asılmış duvara, avluda: Sabahattin Ali, Refik Halit Karay, Refi Cevat Ulunay, Sandıkçı Şükrü... Yazarları, gazetecileri gezginler az da olsa anımsıyorlar ama Sandıkçı Şükrü'nün sözü geçmiyor. Rize'nin ünlü eşkıyası Sandıkçı Şükrü'nün. Onlarca ağıt yakılmış o vurulduğunda Rizelerde... "Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz" onlardan biri...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık