• 10 Haziran 2016, Cuma 16:29
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

KARS'A GİDERİM KARS'A (2)
 Erzurum-Kars yoluna çıkarken olağan yolu şaşırarak mahalle arasına girdik. Bir iki kişiye yolu sorduk durarak. Köyümsü bir mahalledeyiz şimdi. Gübre, tezek yığınları; sağda solda gezinen kümes hayvanları, büyükbaşlar, küçükbaşlar... Yılların yükünü çekmiş evler... Tek tük meyve ağaçları... Yıkık dökük duvarlar... Evlerin bitiminden sola kıvrı­lan daracık "köy yolu"...Önümüzdeki ağır aksak giden hurdacının durmasından yararla­narak geçiyoruz, ilerliyoruz, Kars yolu gözüktü. Akıp giden araçlara karışıyoruz.
Sarıkamış'a dek dümdüz akan ikili yol. Uzanan tek tük ağaçların, yapıların yer al­dığı, büyükbaşların yayıldığı göz alabildiğince yaylımlar...
Karayazı-Hımıs, Kars-Ağrı yol yazıları... Durulacak, arkadaşlarca fotoğraflanacak anıt bir köprüde duruyoruz: Çoban Dede Köprüsü...Köprünün, köprüyle bizim fotoğraflarımız. çekiliyor. Onarımı sürüyor köprünün taş işçiliği, yüzyıllar öncenin birikimi, emeği bo­zulmadan. Bildiğimiz kemer köprü örneği ama büyük, çok geniş. Daha önce bu genişlikte kemer köprü görmediğimi söyleyeyim. Dümdüz alanı ikiye bölen çayın üstüne yüzyıllar önce kurulmuş. Tanıtıcı yazı konmadığı için köprünün geçmişiyle ilgili bilgimiz ye­tersiz. Nihat Öztürk'ün anımsadığı söylenceyi dinliyoruz aracımıza binip ilerlerken: "Coşkun akan bu çayı geçmek için köprü gereği duyulmuş. Bir iki kez köprü yapılmış, köprülerin tümü de sele dayanamamış. Çayın neresine yapsak, neresine yapsak? diye dü­şünülürken, ak saçlı bir çoban burayı göstermiş, buraya yapın demiş... Köprüye de Çoban Dede Köprüsü denir olmuş..."
Kars türküleri beliriyor belleğimizde Sarıkamış'a yaklaşırken:
Baharın gülşen çağında
Ne gezirsen bağı bülbül 
Ohudun ağlım apardın 
Oldun menden yağı bülbül 
Oldun menden yağı bülbül
Yağı bülbül yağı bülbül yağı bülbül
Ohu kuşlar dile gelsin
Koş nefesin zile gelsin
Yarim güle güle gelsin
Sen çalanda sazı bülbül
Sen çalanda sazı bülbül
Sazı bülbül sazı bülbül sazı bülbül.

Veten bağı el elvandır
Yoh üstünde harı bülbül
Ömür sürmeli devrandır
Sesin gelsin sarı bülbül
Sesin gelsin sarı bülbül
Sarı bülbül sarı bülbül sarı bülbül
"Vatan bağı" gibisi var mı... Köyü,kenti;dağı taşı, ormanı, yaylası; deresi, çayı, ırmağı; obuzu, cangiriği; toprakla,emekle bütünleşen umudunu yitirmeyen insanlarla iç içe yaşayan böcekleri,kelebekleri,kuşları;tüm evcil,yabanıl hayvanları... atadan oğula yurt olmuş toprakları... Türkçesi, ağıtları,manileri, ninnileri,türküleri... Bizim gü­zelliğimiz, yaratıcılığımız... Doğayla iç içe... binlerce yılın dökümü... Uğrunda candan geçilecek "özdeksel-tinsel" değerler...
Sarıkamış'a yaklaşıyoruz. Bitki örtüsü değişiyor. Kars coğrafyasında sık görülme­yen ormanlar karşılıyor bizi. Yolculuklarda en tat aldığım alanların bir örneği çıktı karşımıza. Uzayan, çok da şaşırtısı olmayan yolun iki yanı da silme sarı çamlarla kaplı... Sarıkamış ormanları unutulacak gibi değil. Orman denizinin içinde akıyoruz. İnsanın yüreği böyle yerlerde kalıyor...
Sarıkamış'tayız. Tarihimizin en önemli günlerine tanıklık eden Sarıkamış'ta. Kuzeydoğudayız, güzel Türkiye'min kuzeydoğusunda. Bölgede kurumuş bir gölde yetişen kamışlardan adını aldığı söylenen Sarıkamış Osmanlının acı kuşatmasının anılarını çağ­rıştırıyor. Enver Paşa, kimi araştırmalara göre 90.000 acı öykünün tarihi yansıyor bu ilçeye. Belki de 90.000 ağlatının etkisiyle olacak "hüzünlü bir kent" görünümüyle yüz yüze geliyoruz Sarıkamış ilçesine...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık