• 02 Eylül 2016, Cuma 16:33
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

HONEFTER YAYLASI
 20 Ağustos 2016 Cumartesi. Tonya yolundayız. Kenan Poşul'un aracında. Kenan'ın yanında Ahmet Torun oturuyor. Arkada benim yanımda da Mehmet Çolak... Honofter'e, "Otçu"ya gideceğiz, Yusuf Kurt'un çağrılısı olarak Tonyalı "kültür-sanat-gelenek-kemençe-davul, zurna-türkü..." duygudaşlarıyla...
9.30'da çıktık Tonya'dan. Kadırga yolunu yarıladıktan sonra doğuya Düzköy yönüne dönerek aşağısında, kuzeyinde Haçka Yaylası olan Honofter Yaylası'na ulaşacağız. Beypınarı'nda düşün... Ardından Honofter'e yukarıdan bakan Tuzluk Tepesi'ndeyiz... Araçlar­dan inildi. Göç durumuna geçtik. Aşağıya Honofter'e davul-zurna-kemençe eşliğinde horan­la inilecek. Bana kadırga Otçusu'nda "Şaman"ı anımsatan Yusuf Kurt katılımcıların tümü­nü göç, horan düzenine getirdi...
Şimdi davul zurna, horan coşkusuyla iniyoruz Tuzluk yamacından... Aşağıda tava içi gi­bi Honofter, yemyeşil. Tepelerle kuşatılmış. Tepelerin eşiğinde iki üç evli obalar, batı­da da bir oba... Kuruttuğu çayırları sırtına yük yaparak obaya yönelmiş bir iki kadın.
Yukarıdan aşağıya yaylaya bakınca buranın kimbilir kaçıncı zamanlarda "göl olabileceği" duygusu uyanıyor...
Trabzon 2000'de (Valilik Yayını) Trabzon Yayla Şenlikleri Takvimi'nde (sh.207) Mayıs ilk pazarla Eylül birinci hafta arasında 26 Şenlik yer alıyor. Soğuksu, Hırsafa Karadağ, Karadağ, Kadırga, Hıdırnebi, Sisdağı, Ağa Konağı, Karabdal, Honofter, Kadıralak... bunlardan.
Düzköy çevresinden gelenler Honefter'daki horanı bize çeviriyorlar. Oynaya oynaya karşılamaya geliyorlar bizi, Tonyalıları... Birleşillyor, kucaklaşılıyor, "hoş geldiniz" deniliyor... Birleşiyor iki horan... Oynaya oynaya Honefter düzüne...
Eser Meydan belki de bu yılın en coşkulu davulunu çalıyor. Dehşet horan oynanıyor.
Eser Meydan horana giriyor, yerini Vakfıkebirli genç kemençeci Kerem Saral'a bırakıyor. Bizim Göreleli kemençeci Uğur Özdemir de coşkun türküleriyle alaşaya geçişleriyle eş­lik ediyor kemençeye..."Bi tuhaf" oluyor adam.. Coşku denizindeyiz... Yüzlerce yıllık geleneğin, ekinin, dilin, tensel yaratıcılığın içinde erimek, onun bir parçası olmak için horanda buluyoruz kendimizi... Ahmet, Mehmet, Kenan, Hayrettin; Ali, Yusuf, Hüseyin, Erman, Derviş, Aşikar... Analarımız, bacılarımız... özdeş duygularla, coşkularla geçmişle bugünü, bugünle geleceği biçimlendiriyor, kaynaştırıyor. Hele hele Tonya'dan gelen halkoyunculardan birinin okula başlama çağındaki kızkardeşinin oynaması... 0 küçücük Tonya, yayla kı­zında göçün; kemençenin, türkülerin, davul-zurnanm, horanın geleceğini görüyoruz...
Ara verildi horana... Coşkun, değişik devinimleriyle horanda ilgimi çeken Erman Baş'la tanışıvorum. Trabzonspor Divan Kurulu üyesiymiş... 0 olağanüstü devinimlerini, figür­lerini" soruyorum..." Bi adı yok, bi anlamı yok bunların, diyor."0 anki coşkuyla, içimden geldiği gibi biçimleniyor, diyor" Şu an bir daha oynasam, aynısını yapamam" diyor...
Düzköylü Fahri Kum'la söyleşiyorum. Gençlik yıllarında bu buluşmaların çok görkemli olduğunu söylüyor. Kırk yıldır gelirmiş. Eskiden Giresun, Trabzon, Gümüşhane... buluşurmuş Honofter'de. bölgenin son buluşması olurmuş kış öncesi...
Erman Demirci'yle Muhammet Cinkaya oturdular çimenlere. Kemençe eşliğinde atışıyor­lar: "Sandık üstünde sandık / Baştan aşağı yandık / Sana gönül verdim de / Adam evladı san­dık" gibi atma türküler yanında birbirlerini iğneleyen doğaçlama "manilere" de kapı açıyorlar...
14'e doğru ayrılıyoruz... Tuzluk Tepesi'ne doğru tırmanıyoruz, davul zurnayla... Aşağı­dan, kuzeybatıdaki obalardan uğurluyorlar bizi... Ama ne uğurlama... Yıllardır duymadı­ğım sesler kulağımın pasını siliyor. Bizimkiler de karşılık veriyor, "allahaısmarladık" deniyor...
Araçlarımızla geldik Beypınarı'na. Düşün... Gereksinme... Horan... Horan... "Bi" gölgede Kenan Koşul'un binbir güçlükle adam ettiği etleri tencereden tabakla­ra bölüşerek Vakfıkebir Merkez Fırın'ın somunuyla yiyoruz. Buz gibi su... Üzüm, kavun...
Yola çıkmadan önce bi horan daha... Kemençeye türküleri Hüseyin Lermi Söylüyor. Ho­randa Hüseyin Lermi, Aşikar Lermi, Derviş Fettanoğlu Ağabeylerimiz de var. İzlemeye doyum olmuyor onları...
Dönüşte Tonya'da ağabeylerle yöre kültürü üstüne söyleşiyoruz. Faik Günaydın da var...
Düğün, gelinçi, imeci, otçu; türküler, kemençe, davul-zurna; şenlik, konak, fıkra, bilmece, atasözü, deyim... Türkçe... yaratıcılığı içinde onlarca yıl... Kıyıdan köşeden öğ­renilenleri yapay duygularla yazmak yerine geleneğin içinde, geleneğin her işlevinde yer alarak onları yazarak belgelemek... Geleneğin içinden, geleneğin bir yaprağı olarak yazmak... Ne güzel. Horana girmek, kemençeye türkü söylemek, konaklarda bulunmak, dinlediğin havaların adlarını, öykülerini, yaratıcılarını bilmek...
İyi ki yaşamımda yeri var bu güzelliklerin...  Olmasaydı yoksul olurdum... Acılı...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık