• 19 Mayıs 2013, Pazar 9:17
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

HİKMET BİRANT ÜSTÜNE(3)
 Yatık ardıçlar irili ufaklı adalar biçiminde yere yaslanmışlar, aralarında ve açıklarda allı morlu,aklı sarılı dağ çiçekleri, Alpinik kuşak bitkileri, yeşildağ çayırı ile örtülü sırtı süslüyorlar ve bütün bunlar, orman sınırını   aştığımı belli ediyorlardı.Ağır ağır tırmanmaya başlıyordum.Tepe epeyce dik ve 200 metre kadar yükseklikteydi. Hafiften esen karayel sertleşmeye, acılaşmaya başladı.Kararan Tamdere yönünde beliren boz bulutlar, Eğribel'e doğru sökün etmişlerdi.Havanın bir sakatlık çıkaracağını anlamıştım, ama aldırış etmedim, bu kadar çıktıktan sonra doruğa ulaşmalıydım. Tepenin üstünde hızlı hızlı geçen bir kümülüs bulutu yağmur sepelemeye başladı. Adımlarımı sıklaştırdım ve biraz sonra soluk soluğa doruğa ulaştım. Doruğa çıkınca arkasında geniş ve çıplak bir vadi bulunduğunu, fakat vadinin ötesindeki tepenin daha yüksek olmadığını gördüm. Doruğun 20 metre kadar aşağısmdaki  kayalığa indim ve kayaların altında bir kovuğa sıgındım;çünkü karayel  iyice azıtmıştı. Tamdere yönünden gelen bulutların küçük ve ince öncüleri 100-150 metre kadar önümden geçiyorlardı artık;geçerlerken derenin üstüne ve karşı yamaca gri renkli tülden bir perde çekiliyormuş gibi oluyor,bulutlar geçince dere ve yamaç birden yeşeriyordu.Çok hoştu bu.Az sonra daha yoğun kocaman kocaman bulutlar dereyi doldurdular, aşağıda artık hiçbir şey gözükmez olmuştu.Karşı yamacın üstü, benim doruğuna sığındığım tepe pırıl pırıl  ışık içinde idiler, amademeye  kalmadan, gündoğudan arka arkaya gelen bulutlar benim tepenin yanından geçtiler ve karşı yamaçta derenin içini dolduran ve kaynaşan bulutların öncüleri  ile tokuştular, korkunç bir çatırdıdır  koptu ve bir yandan deredeki  kara bulutlar içinde mor ışınları bayağı zor görünen şimşekler çakmaya, hemen ardından da batarya ateşi gibi sürekli gök gürültüleri Eğribel'e doğru yuvarlanıp gitmeye, bir yandan da dereyi dolduran bulutlar karşıdan gelenlerle tokuşunca müthiş bir hızla yükselmeye başladılar. Arkadan, yanlardan, ters yönlerden gelen dev gibi bulutlar birbirine saldırıyorlar birbirlerinin canını alacakmış gibi çarpışıyorlar, dört yana şimşekler  saçıyorlardı.Fırtına iyice şiddetlendi, rüzgar benim altlarına sokulduğum kayaların çatlaklarından, köşelerinden, aralarındaki boşluklardan ıslığa, iniltiye benzeyen acayip sesler çıkarıyordu.Çok geçmedi, gökyüzü tüm kapandı, önce sağanak halinde boşanan yağmurdan sonra hızlı ve fındık gibi iri dolu yağmaya başladı, fakat çok sürmeden o da kara çevirdi ve şiddetli göz gözü görmeyen bu tipi epeyce sürdü... Arkasından da lapa lapa kar...Bu, iyiye alametti ve görüp geçirmekte olduğum cümbüşlü olayın sonu yaklaştığına işaretti.Sahiden de birkaç dakika sonra kar kesildi, bulutlar yükselerek Eğribel'e doğru süzülmeye başladılar, ama dereler tepeler, her yer bembeyaz olmuştu. Kayaların altından fırladım, çok üşümüştüm;iki yana bakmadan,keseden bir solukta dereye indim.Arabada sırtımı pekiştirip nefes aldıktan sonra dışarı çıktım.Derenin batı yamacı bembeyazdı hâlâ,ama doğusundaki benim tırmandığım sırtları aydınlatan ve ısıtan güneş ince kar örtüsünü eritmeye başlamıştı. Arabaya atladım,tepedeki  kar kalkmadan uygun bulacağım yerlerden bu maceranın bir hatırasını saklamak için Eğribel'e doğru yollandım ve temmuzun yarısında, yeşil yaz ile beyaz  kışın ve deminki oyunu oynayan, fakat artık gazabı geçtiği için mavi gökte yükselmeye başlayan bulutlardan birinin, yan yana hep bir arada birkaç poz resmini çektim. 
-Bitti mi?
-Bitmedi,dahası var. Biliyorum siz nice fırtınalar, tipiler görmüş geçirmişsinizdir. Üç gün sonra Zigana geçidinde tutulduğum  ikinci kar fırtınasını kısa keserim artık.
-Fırtına geçtikten sonra  çıktın mı tekrar o sırta?
-Hayır, fırtına geçmişti ama, vakit de geçmişti, çıkamazdım artık.Tamdere'yi döndüm ve oradan orman bölgesinde geceledim.Ertesi sabah erkenden geri dönerek gene o tepeye çıktım ve çiçek açmış olan Alpinik bitkileri topladım. 
- Şu halde Eğribel'de orman sınırına yalnız ladin çıkıyor.
-Evet,en yükseğe çıkan ağaç orada ladin,f akat Zigana'da   sarıçam.
- Zigana'daki orman basamaklarını anlatır mısınız?
-Zigana'da alt basamakta gene gürgen-fındık ormanı var..."
Biliminsanı, çevreci, doğasever, denemeci Hikmet Birant bundan sonraki sayfalarda Zigana çevresini anlatıyor keskin gözlemleriyle.
Elli dört yıl önce  Hikmet Birant, Eğribelleri, Tamdereleri, yörenin orman, bitki özelliklerini  bilimadamı, yazar gözüyle incelemiş. Gözlemlerini yazmış, yayımlamış...O yılların olanaksızlıklarına karşın...O yıllardan bugüne neler değişti neler...Eli kalem tutabilecek orman mühendislerinin oraları elli dört yıl sonrasının gözüyle inceleyerek yazmasını bekliyorum, günlerini değil aylarını,yıllarını aralarda geçirerek...  (SON)

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık