• 11 Mayıs 2013, Cumartesi 11:39
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

HİKMET BİRANT ÜSTÜNE(2)
 Aşağıdaki bahçelerin de bunların yerine kuruldukları çitlerde ve aralıklardaki bitkilerden belli idi. Bahçelerden sonra vadilerde ekin tarlaları ve taşlık,dik yamaçlara tırmanan küçüklü büyüklü orman artıkları görüyorduk. Yolumuz sağa sola kıvrılarak bir dereye veya geniş vadiye sapınca manzara birden değişiyordu.1000 metre yükseklikteki bir vadinin kuzey yamacını somluğunu cılız ekin tarlalarının parçaladığı kayın ve akçaağaç koruları süslüyor; güney yamacını ise saplı meşe ormanı kaplıyordu.Az daha yükselince ladin de belirdi, kah kayınla,kâh kızılağaçla karışık, 1400 metrede kuzeybatıya bakan bir sırtta güzel bir ladin-kızılağaç ormanını geçtik.
1500 metre yükseklerde bir köy bahçesinin yanından geçerken büyük kiraz ağaçları dikkatimi çekti.Alt basamaklardaki gürgen-fındık ormanlarında yabanisi çok olan bu ağacın evcil ve soylusu, kıyıda demek ki bu kadar yükseklere çıkabiliyordu.
-Kiraz oralı ya.Dünyada ilk önce orada türedi o...
-Biliyorum,o kıyılarda çıktığı için kiraz cinsine Giresun'un eski adı(Cerasus) takılmıştır. Cengaverliğinden çok boğazına düşkünlüğü ile ün salmış olan, Romalı Lucullus MÖ 68'de Pontus Kralı Milthridates'e yenildikten sonra Giresun civarında kirazı İtalya'ya götürmüş ve oradan bütün dünyaya yayılmış.Türkçe adı kiraz, Fransızca cerise,İtalyanca ceregiolo,Almanca kirshe, ingilizce ceherry sözcükleri hep cerasusdan(Kerazus okunur)  türemişlerdir.
Evet, gene yolumuza dönelim.1600 metre yükseklikte ladin-kayın, sonra hep ladin ormanları yanından veya içinden geçtik. Hızlı gidiyor, ormanları daha önce gördüğümüz için Eğribel'e vakitlice ulaşmak ve onun iki yanındaki tepelere tırmanarak orman sınırı üstündeki Alpinik kuşakta yetişen bitkileri toplamak istiyordum.Yükseliyor, yükseldikçe de parça parça ladin ormanları geçiyorduk, fakat ormanlar seyrekleşmeye orman adacıkları arasında çıplak tepeler yamaçlar genişlemeye başladı.Ladinler iyice seyrekleşti. İki yanımızdaki yamaçların böğründe kimi yerlerde küçük bir kümecik kimi yerlerde büyükçe adacıklar biçiminde artıklar vardı.Saat 14 sularında Eğribel'e ulaştık, 2100 metre yükselmiş, ama orman sınırına erişememeştik. Eğribel'in doğusundaki ikinci dağ sırasında daha yükseklerde orman adacıkları görülüyordu geriye döndük. Bele varmadan iki kilometre önce yanından geçtiğimiz çıplak tepeye çıkmak istedim,birkaç yüz metre tırmanırsam orman sınırının üstüne çıkmış olacağımı anlamıştım. Oradan karşıkı yamaçta,bir kaç yüz metre yükseklikteki ladin ve çam artıklarının hizasına varınca hem onların yükseklik sınırlarını ölçebilir, hem de daha yükseklere çıkarak granit kayaların diplerinde ve onlardan oluşan topraklarda gelişen Alpinik kuşak bitkilerini toplayabilirdim. Öyle yaptım.
Yoldan ayrılıp da 40-50 metre kadar yükselince,bu ağaçsız,ağaçları çoktan kazınmış olan sırtta,çayırotlarının,ama kötü çayırotlarının kurduğu bir birlik içinde olduğumu anladım. Yozlaşma o kadar ilerlemiş ki orayı eskiden güzel bir ladin ormanının örttüğünü hatıra getirecek tek belgeden bile eser kalmamış;ama 150 metre yükseldikten sonra granitlerin dibinde bir sarı dağ gülü ile bir defne ve güzel pembe çiçekli dam koruğu ile gene pembe çiçekli taş kıran, kekik görünce sevindim; daha yukarılarda onların daha güzellerini,başka türlerini bulacağımı anladım.Durmadan tırmanıyordum.500 metre kadar yüksek olan tepenin doruğuna çıkmak, arkasında daha yüksek ikinci bir tepe vansa ve yakınsa ona da tırmanmak istiyordum.Dönüş ve iniş kolay olduğundan hem görmek,hem de toplama için daha çok vaktim olacaktı.Epeyce yükseldim.Ara sıra karşı yamaçta gördüğüm ladin adacıklarını elimdeki çapanın sapı ile nişan alıyor, onların seviyesine ulaşıp ulaşmadığımı kontrol ediyordum.2300 metre yükseklikte onlarla aynı hizada,aynı yükseklikteydim, orman sınırı,demek bu kesimde epeyce yüksek;2300 metreden bile yüksek anlaşılan, çünkü oradaki ladinler, aşağıda dürbünle gördüm, düzgün, dinç ve büyük ağaçtılar. Yoksa orman sınırında orman parçalanır, pırçık pırçık olur, en üstteki ağaçlar küçülür, ibreli ağaçların sivri taçları bile kışın biriken karın ağırlığından yamyassı olur, dallar aşağıya doğru sarkar, yere yaslanırlar.Ama orman sınırı düz bir çizgi gibi değil, yere yöne göre inişli çıkışlı, girintili çıkıntılı olur. Fakat orada, o karşıkı yamaçta,o küçük adacıkların sağında solunda öylesi bücürleşmiş, çalılaşmış ladinler de eksik değildi.O halde orman sınırı belki 50-60 metre daha yüksek olacaktı.Çünkü yayılan hayvan sürüleri ormanı çıkabileceği yükseklikten 50-60 metre daha aşağı düşürmüş olabilirdi. Herhalde orman sınırı orada 2300-2400 metre arasında olmalı idi.Bunu pekiştiren tanıklar da artık benim tırmandığım tepede, sağımda solumda çoğalmaya başlamışlardı.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık