• 28 Temmuz 2017, Cuma 17:07
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

GÖRELE'DE KEMENÇE HORAN (1)
 Kültürümüzde, sanatımızda, tensel yaratıcılığımızda çalgıların, sazların en az iki bin yıllık geçmişi vardır.
Aile aile, oba oba, boy boy, köy köy halkla bütünleşerek birbirinden değişik biçimler, sesler oluştursalar da ozanlarımızla, şamanlarımızla, baksılarımızla, kamlarımızla telli sazlar, yaylı ya da yaysız sazlar günümüze dek ulaşan ata andaçlarıdır.
Tümü de uzun yürüyüşlerle, içinde yüzlerce yılı barındıran savaşımlarla bize, bölgemize, yurdumuza ulaşmıştır. Tümünün de anavatanı kopup geldiğimiz, yeni yurtlar kurmak için ayrıldığımız Orta Asya'dır.
Çalgılar, sazlar geleneğimizde, kültür birikimimizde günlük yaşamın içinde çok önemli yer tutar. Sevgiler, seviler, mutluluklar, ayrılıklar, acılar, yıkımlar, yiğitlikler, umut dilekleri, yakınmalar, alkışlar, karkışlar, Tanrıya yakarışlar... sazlarla dillendirilir.
Türlüler, ağıtlar, destanlar, koşmalar... saz eşliğinde söylenir; söyleyenle dinleye­nin tinsel ortaklığı, duygudaşlığı sazlarla kaynaşır.
Savaşta, barışta, toplumsal yıkımlarda, acılarda sazla dile getirilen Türkçe'nin yiğit sesi, çığlığı, sevgi inceliği sazlarla somutlaşır, dörtlüğe dönüşür.
Toplumsal sevinçlerin, acıların dile getirilerek söze, sese dönüşmesi; belleklere yer­leşerek kuşaktan kuşağa aktarılması sazlar aracılığıyla gerçekleşir.
Benzer duyguların etkisiyle bütünleşme, bir olma, toplum olma, ulus olma yolunda dar­gınların barışmasında; düşünce, görüş ayrılıklarının unutularak toplumsal dayanışmada saz önemli araçların başında gelir.
En az bin yıllık Anadolu yaşamında, geleneğinde, kültüründe Tanrı'ya yaklaşmada, tapınmada sazın önemli araçlardan biri olduğunu biliyoruz.
Çalgıları salt eğlence aracı olarak görmenin yanlışlığı ortadadır. Saydığım özelliklerin yayında bölgemizin başat çalgısı kemençe toprağın ekilmesinde de işlevi olan çalgıdır. Görele'de bunun saptayabildiğimiz en az üç yüz yıllık geçmişi, geleneği var­dır.
Bunların sonucu en az yüz yıldan bu yana, günümüzde de kemençe dendiğinde Görele, Görele dendiğinde kemençe anımsanır.
Iklıg, oklug, kamança, kumança, kıyak, gıcak, kopuz...gibi adlandırmalarla saptanan çal­gılarımızın göçlerle bölgemize, Anadolu'ya ulaştığını biliyoruz. Kemençenin Kıpçaklar (Kumanlar) eliyle onların gittikleri yerlere ulaştığını da... Avrupa içlerine dek, bel­ki de Fransa'da bir mağara duvarına, Sibirya'ya dek çok geniş alanlara ulaştığı saptan­dı bu çalgımızın.
Onlarla yöremizde iç içe giren, kaynaşan atalarımız, Çepniler eliyle bugünkü Görele kemençesi yüzyılların birikimiyle kültür sanat evrimiyle oluştu...
Bölgemizdeki oluşum yeri, kökeni, kaynağı, asıl çıkış yeri olarak kemençenin, Görele olduğunu kaynak kişilerden alınan bilgilerle, gününüzden geriye doğru giden yaşam öyküsel kemençeci adlarıyla yetişen, bölgeyi etkileyen, bölgeye kemençeyi taşıyan, yayan önemli adlarla saptıyoruz.
Görele dışında kemençeseverlerle yaptığımız konuşmalarda; birinci, ikinci kuşak kemençecilerin sözleriyle, onlarla yapılan konuşmalarla bu gerçek belgeleniyor. Trabzon'un, Rize'nin, Ordu'nun...birinci kuşak kemençecileri Tuzcuoğlu'nu, Karaman'ı, Picoğlu'nu "ula­şılmaz usta" olarak anıyorlar...Bölge kemençesiyie ilgili yapılan saygın, bilimsel araş­tırmaların tümünde var bunlar...
Görele'nin insan yapısı, toplumsal yaşayışı, tarım toplumu üretim ilişkileri, inançsal-törensel özellikleri kemençenin bu topraklarda yeşererek boy vermesini sağladı.
Devingen, yemeyi içmeyi seven, tensel-sessel-dilsel sanat yaratıcılı olan Çepnilerin, onlarla çok yakınlığı olan boyların yurdu Görele.
Birlikte gülen, birlikte ağlayan, birbirlerine dörtlüklerle takılan, deyimlerle, atalar sözleriyle yanıt yetiştiren, anında bilmece üreterek karşısındakini sınayan, boyuna tür­küler çağıran, türküler yaratan, çoban yanıyla toprağa bağlılığını bütünleştiren, çalışma­yı imecileşmeyle, türkülerle çalgılarla çocuk oyuncağına çeviren... Dik duruşlu, bilekli insanların yurdu Görele...
Çoban kültürü, tarım kültürü yaratıcısı. Çevresindeki bitkilerden, canlılardan yarar­landığı gibi onları adlandıran özellikleri var Görele'linin. Kılı, ağacı, dalı, taşı yaratıcılık gerektiren sanata dönüştürmek onlar için güç değil.
Ekin, özellikle de "darı" bolluğun, yaşamanın, yaşadığıyla mutlu olmanın özü. Darı, tarla, ekin, doran onun kutsalı gibi. "Yerdeki ekmek ufağını öpüp alnına değdiriyor." Görele...





MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık