• 28 Haziran 2019, Cuma 16:39
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

GÖBEKLİTEPE (4)

Usumuz Arguvan'da. Arguvan türkülerinde. SesçaIardan Arguvan türküleri yükselse. Hangisi olursa olsun. Bir Ay Doğar (Dağlar Kışımış), Bir Melek Simadır Solleri Mestan, Dağlarınan Taşlarınan, Bugün Bize Pir Geldi, Çalı mıyım Çalı mıyım, Dağlar Seni Delik Delik delerim, Gide Gide yollar Senden Usandım, Nazlı Yarden Bana Bir Haber Gelmiş, Yaprak Gazel Olmuş Durmuyor... Hangisi olursa olsun... Arguvan türküleri bambaşka. Türkülerimiz. Türkülerimiz bambaşka. Onlar Anadolu'muzun binlerce yıllık birikiminden süzülüyor. Akıyor, derinden, derine. Duygu, müzik, şiir inceliği. Yaratıcılığımız. İnsan yanımız...
Kemençeyi, bağlamayı; türküleri, horanı, oyunları çekin, alın yaşamamızdan, yok sayın... Ne kalır geriye? Nasıl biri oluruz? Nasıl bir toplum oluruz? Bunlar geçiyor usumuzdan. Kimileri tümceye dönüşüyor aramızda "gide gide yorulmadığımız" yolculuğumuzda söyleşi tartışma varsıllığıyla dolduruyoruz kimi dakikaları.
Yazıhan'a az kaldı. 12 km. Tohma Köprüsü. Adıyaman 125. Savaklı. Gölbaşı'ndayız.
Fevzipaşa - Malatya demiryolunun geçtiği ovanın doğu kıyısında kurulu. Geçmişte küçü­cük demiryolu istasyonuymuş. Büyük bir yerleşim yeri görünümünde. Adıyaman'ın tek önemli giriş - çıkış kapısı. Bekir Öztürk, Mehmet Çolak camiye gitti. Yağmur altında geziyoruz Nihat Öztürk'le. Küçük aralarda bile kenti tanıma olanakları oluşturuyoruz. En iyisi yürüyerek kentle bütünleşmek. Caddedekilerle özdeş ortamı solumak. Çabucak bir işyeri bularak yöresel ürünleri görmek. Gezilerimizin bir yanı da bu. Köşabaşında bir işyeri. Albenili. İçeri giriyoruz. Güleryüzle karşılıyor.... Tatlı dil. Kara üzüm kurusu. Kara üzüm kurusu alıyorum. Çekirdekli. Kentte yaşayanlarla iç içe kuşlar gözümden kaçmaz. Tek tük kumru...
Adıyaman Öğretmenevini buluyoruz. Çok kolay. İnsanlığın yararına çalışma yapanlar neler bulmuşlar. "Konum" ayarlıyorsunuz. Sesli uyarılarla gideceğiniz yerin önündesiniz. Hiç güç değil karmaşık, ilk kez geldiğiniz bir kentte bulunağa ulaşmak.
Yerimizi ayırtmıştık. Kimliklerimizi veriyoruz görevliye. Ödemeleri  Nihat Öztürk ya­pıyor. Gezilerimizde durum böyle... Odalarımıza çıkıyoruz. İkişerli kalıyoruz. Mehmet'le ben, Nihat'la Bekir.
Aracımız uygun bir yerde. O burada geceleyeceek. Biz öğretmenevinde.
Akşam yemeği. Uygun, çekici yer arıyoruz. İşini severek yapan, özenli bir yer. Gözümüzün tuttuğu aşevindeyiz.
Buralar "et" çevresinde beslenme bölgeleri. Ağırlık et olacak. Akşam için belki ağır ama. Artık ne yapalım. Ağırsa ağır. Gezgiçliğimizde yemekten kısmamak, yöresel tatları tüketmek, yemek anıları biriktirmek var. Böyleyiz. Yemeğe önemli bir ekin öğesi olarak bakıyoruz.
Önce paça. Babam kasaptı. Salı, cumartesi günleri bol et girerdi evimize. Her çeşidinden. Salı günleri Görele'de, cumartesileri Tirebolu'daki Halkovalı pazarında keserdi babam tosunları, düveleri, süt danalarını... Biz etle, ciğerle, kelleyle, ayakla, işkembeyle büyüdük...
Dördümüzün de ağzına uygun paça. Artık isteğe göre sarımsak, limon. Ya da. bunlarsız. Bol ne demek bolun bolu salata. Yok yok. Mehmet Çolak "Beyti" istedi. Biz yürek şiş istedik. Azıcık beklenecek. Oldum olası şişten, ızgaradan... yanayımdır. Yüreği çok severim. Karaciğeri de. Babamın döneminden edindiğim tat alışkanlıkları. İşkembe de öyle anam­dan kalma. Süt dana, kuzu işkembelerini iyice temizledikten, darı unlu suda iyice yıkadıktan sonra ilistirde suyunu süzdürür, elleriyle iyice sıkar, darı unuyla unlar, kızartma tavasında tavanın kapağı kapalı olarak kızartırdı. Anam anam. Ne tat ne tat. Nasıl unuturum. 
Beyti, şişler geldi. İyi pişmiş. Babamla anamın dönemlerinde ocakta, közde yapılanları anımsadım. Ara sıra da balkonda benim yaptığımı. Yavaş yavaş, tadı ala ala, sindire sindire yiyoruz. Yavaş yavaş. Nihat'la ben bitirmek üzereyiz. Bekir de oh oh tat alarak yi­yor, bitirdi bitirecek. Mehmet. Çok beğendi Mehmet beytiyi. Birer ağzımda siz alın diyor. 
Oralı olmuyoruz. Ancak bizimkileri tüketebileceğiz. Dedim ya dördümüzünkü de bol mu bol.
Mehmet tadından değil de bolluğundan zorlandı beytiyi bitirmede. Olsun iyi yedi. Dört kişi 120 lira tuttu. Nihat ödedi. Sonra bölüşeceğiz.
Et ucuz buralarda. Bize göre iyice ucuz. Kuzu 45. Görele'de 60, 70 lira. Buradan et götüremeyiz... İçimizden geçse de.
İyi bir uyku. Dinledik. Yemekleri de sindirdik nasılsa. Sabah. Yağış altında Adıyaman caddelerinde "kahvaltı yeri" arıyoruz. Akşamki yemeye göre acıkmayacak gibiydik. İşe bak...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık