• 29 Kasım 2019, Cuma 16:20
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

GİRESUN'DA (2)

İki gün sonra. Mustafa, Nazmi, Hayrettin. Görele'ye en yakın ev bizimki. Nazmiler 20 dakika yukarıda. Kıran'da. Mustafalar daha yukarıda. Yürüyerek bir buçuk saat çeker. "Gozmu" mahallesinde.
Dokuz sularında Mustafa'yla Nazmi geldi. Ben de giyinmiş, bekliyordum. Babam şelek yapmak için çıkıntı çıkarmış, çubuk yonuyordu tamın kapısında.
Yola çıkmadan babam bir iki kez sıkıladı. Paramızı yitirmeyelim diye. "Birbiriniz­den ayrılmayın"ı da ekleyerek.
Güle oynaya yarım saatte çarşıya indik. Kemal Amca bekliyordu. Nazmi'nin babası. Araba­ya o atacaktı bizi. Yunus Amca köyde kalmıştı. Babam da öyle. İlimize, üçümüz de Giresu­n'a ilk kez gidiyorduk. O gece Giresun'da yatacaktık.
O yıllarda yanılmıyorsam erkenden bir araç kalkardı Giresun'a. Gitmiş olacaktı o araç. Kemal Amca uygun bulduğu araçlara el kaldırıyordu. Yarım saat geçmeden bir araç durdu. Yolcu taşıyanlardan değildi. Posta arabasıydı. Trabzon yönünden geliyordu. Soğuksu'daki postaneye uğramıştı. Üstü branda kaplı kamyonu çağrıştıran bir araçtı. Kemal Amca sürücüyle konuştu. Çıkın, dendi bize. Çıktık. Gönderiler vardı. Paketler, torbalar, çu­vallar... Üzerine uzandık çuvalların.
Tangur tungur gidiyorduk. Kamyonlarla geçişe geçişe. Toz yiye yiye. Dönemeçlerde "diit diiit, daat daaat" seslerini duya duya. Tirebolu'da duruldu. Postaneye uğrandı. Yeniden tozlu, dar, dönemeçli yollar. Espiye'de duruldu. Yukarıya gidilecekti buradan. Yağlıdere'den Armelit'e vurulacaktı. Armelit aşılacaktı.
Bir süre dere boyu gittik. Sarsıla sarsıla, hoplaya hoplaya. Küçücük bir yerleşim yerinden yorgun, yaşlı yapılardan uzaklaşarak yükselmeye başladık döne döne. Armelit'e sarıyorduk. Doğu Karadeniz'in "namlı" yollarından birine. Dö-nemeçleri, uçurumları, çoğu kez iki aracın geçi-şemeyeceği bölümleriyle Armelit'e. Buralar uçan, kayan, durdurula­mayan araç "kazalarıyla" anılırdı. Kimbilir hangi yolculara, hangi sürücülere ağıtlar yakılmıştı. 1970'in ortalarına dek sürdürdü "namını" Armelit. Ordu yakasında da Koç Boynuzu'yla yarışırcasına.
Ardı arkası kesilmeyen dönemeçlerle yükseliyorduk. Tozdan dumandan, yakıt kokusun­dan başımız dönüyordu. İyice bunalmıştık. Durdu, aracımız durdu. Aşevlerinin bulunduğu yere gelmiştik. Sürücü indi. Biraz dinlenin, dedi. Aşevine girdi. Çevreye göz attık. Üç beş kırık dökük yapı. Kahve, bakkal, aşevi, fırın, çeşme. üzüm, gazoz kasaları. Soğan, patates çu­valları. Filelerde asılı üç beş mika top. Çeşmede elimizi yüzümüzü yıkadık. Boynumuza su vurduk. Avuç avuç içtik. İçtik. Karnımız guruldamaya başladı.
Ekmek, helva aldık bakkaldan. Çeyrek ekmek, iki yüz gram helva. Karnımızı doyururken Aşevinin önündeki Görele yapımı burunlu otobüsü izliyorduk.
Sürücü geldi. Yeğenlerim; haydin bakalım, dedi. Yola vurduk, ağır ağır tırmanıyorduk.
En güç ardı ardına bir iki dönemeci dönünce tepeye çıkıldı. Aşağılar, kimi köyler, dere görünüyordu geniş açılı. Ta karşılarda da burayı andıran bir tepe vardı.
Dönemeçli ama düz gittik bir süre. Tek tük evler. "Hatırı sayılır" taflan ağaçları. İnmeye başladık. Yine döne döne. Armelit dönemeçleri buymuş demek. 
Otobüste bizi geçen otobüste olsaydık daha erinçli olurdu yolculuğumuz. Bir süre dere boyu indik. Ulaştık yalıya. Denizi görünce sevindik mi sevindik. En güç yolu geçmiştik, az kalmıştı Giresun'a.
İkindi sularıydı. Giresun'daydık. İlimizde. İndik araçtan. Yukarıya doğru geniş bir yol çıkıyordu. Kuzeyimiz denizdi, limandı. Liman'ın orda otel, park, ağaçlar göze çarpı­yordu. Yukarıya, kente doğru yürümeye başladık. Sonradan öğrenecektim buranın Gazi Caddesi olduğunu. Yapılara, dükkanlara, albenili camlara baka baka yürüyorduk. Bu gece Giresun'da kalacaktık. Yarın "öğretmen okulu sınavına" girecektik.
Simitçilerin çağrısına, simit yiye yiye inenlerin çıkanların görünümüne dayanamadık. Birer simit aldık. Bizimkilere benzemiyordu. Azıcık sertti, susamsızdı. Olsun bir iki ağ­zımda bitirdik. Birer simit daha yiyebilirdik.
Önce kalacağımız oteli belirlemeliydik. Limandaki otelden ürkmüştük. Görkemli duru­yordu, bize göre değildi. Alçakgönüllü bir otel gerekliydi bize. "Otel" yazısı arıyordu altı göz... Bize göre birini bulduk. Isınmıştık ilk bakışta: Karadeniz Oteli... Ağaç ürün­leriyle oluşturulmuş yapı ötekilerin arasında yabancıymış gibi duruyordu.
Girdik ürke çekine. Yer ayırttık. Oda anahtarını verdiler. Oda numarasını söylediler. Takır tukur çıktık basamaklardan. Odayı bulduk. Kapıyı açtık. Tamam. Yerimiz iyi...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık