• 28 Eylül 2013, Cumartesi 18:17
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

GİRESUN - ŞEBİNKARAHİSAR
 Doğa, tarih, kültür, inceleme gezilerimizden birine başlıyoruz.Temmuz sonu. Sıcak.Görele kıyılarda kuraklık, sıcak nedeniyle fındığa erken başladığımızdan "fındık içinde"yiz. Fındığı bitirerek soyduranlar bile var. Mustafa Şahin onlardan.İstanbul'dan geldi,bir iki günde bitirdi işi...Dönecek.Bir gün boşluğu var.Bunu günübirlik bir gezide değerlendireceğiz.
Mustafa yurdunu, yurt güzelliklerini seven, fırsat çıktıkça da baba yurdu Görele'yi, Giresun' u, Doğu Karadeniz'i tanımaya çalışan genç, aydın bir işadamı (Atıl Aydınlatma, İst.). Görele'ye geldiğinde kimilerde onun bilmediği yerleri birlikte geziyoruz. Bu kez Görele'den Şebinkarahisar'a çıkacağız. Onun kullandığı araçla 8.30'da yola çıkıyoruz Görele-Kumyalı Işıklar'dan. Mustafa'nın yanında    Halil(Fahri) Günay oturuyor. Fahri emekli deniz astsubayı, Mustafa'nın dayısının oğlu benim de büyük amcamın torunu. Ben arkaya oturdum, yanımda da sevgili torunum, Rabiasu Günay var.
Mustafa'yla, Fahri'yle birlikte olmamız hem aile yakınlığından (Mustafa büyük amcamın torunu) hem de duygu, düşünce ortaklığından. Doğa,  kültür, tarih, yurt konularındaki duyarlılığımız, ülke sorunlarıyla dünya sorunlarına bakışımız örtüşüyor...
Görele-Tirebolu ilerliyoruz. Çocukluğumuzun bu altın deniz kıyılarının çirkin taş yığınlarına dönüşmesini  konuşuyoruz, üzülüyoruz, güzelim anılara sığmıyoruz. Bu taş, kaya saldırısından en az zararla  kurtulan Tirebolu'yu alkışlıyoruz.Espiye'den geçerken eski Armelit anıları canlanıyor.Geçtiğimiz yıllarda Giresun dönüşünde Armelit'ten getirerek oraları tanıtmıştık Mustafa'ya.
Kıyı görünümleri eskiyi aratsa da yine de göz okşayıcı. Beni, bizi asıl çeken Dereli'den  yükseldikçe doyumsuz ormanlar…Şaşırtıcı dönemeçli yollar.Yirmi beş yıldır çok geçtim buralardan ama her geçişim büyüleyici, yeni güzel-liklere açılıyor. Aşağılarda kavaklar, kızılağaçlar, kesta-neler... Yukarı doğru çıktıkça meşeler, akağaçlar, kayınlar, gürgenler...Ta aşağılarda vadinin dibinde kıvrıla kıvrıla akan Aksu...Sık sık durarak çevreye doyumsuz güzelliğe bakıyoruz, ağaç, orman güzelliğini  içiyoruz yudum yu-dum.Yol kıyılarında tek tük kiraz,elma, armut ağaçları... Yavuzkemal ayrımına  saparak doğal maden suyundan tadıyoruz. Dönerek yeniden Giresun-Şebinkarahisar yolunda ilerliyoruz. Görünürde ev mev yok ama yolun solunda büyük bir armut ağacı.Abartısız tüm çiçekler tutmuş."Mübarek" çadır gibi. Dallar çekemeyecek gibi yükünü, ha çatladı ha çatlayacak...Bu armudun olgunlaşmasına bir ay var daha.Şimdilik taş gibi,ekşi...
Ta Tanzimat döneminde açılan kaya, taş tüneli geçince duruyoruz. Yukarıdan ta aşağıdaki vadiye bakıyoruz...Uçurum...Aksu'nun bir  kolu aşağıda  küçücük, obuz gibi görünüyor.Aşağılara bakarken, karşılara, ötelere bakarken Topal Osman Ağa'yı anımsıyorum.Onu anlatıyorum Mustafa'ya, Fahri'ye, Rabiasu'ya.Tabletiyle fotoğraf çekiyor Rabiasu.
Kümbet ayrımını gösteriyorum bizimkilere. Buralarda ki yoğun orman dokusunun az sonra biteceğini, ağaçların yerini çayırlar, küçük bitkilerin alacağını söylüyorum. İstemeye istemeye yolumuz ayrılıyor ormanla. Birdenbire oluyor bu ayrılık. Tamdere'ye girmek üzereyiz sol yanımızdaki bayırlarda   yaşlı biri çayır biçiyor tırpanıyla...
Tamdere'ye giriyoruz. Her yer kapalı in cin top oynuyor. Bu öğle saatlarında kalabalık olan Tamdere devinimsiz: Ramazandayız...
Eğribel yolundayız. Buralardaki vadicikleri, tepeleri 1950'li yıllarda önemli, değerli biliminsanı Hikmet Birant'ın adım adım dolaştığını, bitki kokusunu inceleyerek saptamalar yaptığını anlatıyorum Mustafa'ya, Fahri'ye, Rabiasu'ya. Anlattıklarımı dinlemek zorunluluk onlar için çünkü "rehber" konumundayım. Aşağılardan yukarılara tırmandıkça bir coşku "tuhaf" bir duygulanma sarar beni. Bağıra bağıra türkü söyleme isteği oluşur. İçimden geçenler de tümden "dağlı", "dağ başlı" türkülerdir...Bir iki mırıldansam da aracın içinde olmuyor, dışarı çıkarak dağ başlarına, son çizgilere, göklere doğru söylemek gerek.Biz yolcuyuz, şimdilik içimde kalsın “heves”im.
Eski Karayolları Bakımevinin yıkıntılarında duruyoruz. Koca yapının çığ sonucu bu duruma geldiğini (1980'li yıllar...) söylüyorum, şaşıyorlar.
Eğribel'deki çeşmeye yaklaşıyoruz. Topal Osman Ağa'nın heykelini geçtik.Kışın çok ıssızdır buralar. Kimilerde  kapanır yollar  kardan. O zaman buraları bekleyen Osman Ağa'mızdır.
Çeşmedeyiz. Bir iki yudumu zor içiyoruz. Su buz gibi. Rabiasu hemen giriyor araca, dede üşüdüm,diyerek.
İnişteyiz...Ağaç olmasa da ta aşağılara dek ağaç görmesek de buraların yol güzelliği de başka.Asarcık'tan geçtik, ilerideki çok dar geçidi de geçtik mi ver elini Tamzara...
Köye giriyoruz. Şebinkarahisar'ın bence en güzel iki köyünden biri Tamzara. Öteki Avutmuş. Görülmeli . Köyün yukarısındaki göle de çıkıp balıklara bakıyoruz bir iki oltacıyla konuşuyoruz, sonra geri dönerek Şebinkarhisar'a çıkıyoruz. Meydandaki çeşmenin yanında soluklanıyoruz. İvedi gereksinimlerimizi gideriyoruz.
Kale'ye çıkıyoruz. Kale'nin eteklerine dek araçla geliyoruz. Buradan yukarıya yürüyeceğiz, tırmanacağız. Sıcak, güneş...Olsun...
İnceleye inceleye çıkıyoruz kalenin yol giden son alanına dek. Buran dört bir yanı izleme için bile bu kaleye çıkılır.Ta MÖ yıllardan kalma birçok kültüre tanıklık etmiş Şebinkarahisar Kalesi. Mutluluklar belki çoktan unutuldu ama çok acı olaylara da tanıklığı var kalenin.Buralardaki konuşmalarımız bunlar üstüne…
Sivas, Koyulhisar, Gölköy…yolunu gösteriyorum…Sonra Alucra, Çamoluk, Şiran, Gümüşhane yolunu...Oraları da o yollardan giderek bir başka buluşmada görebileceğimizi umut ediyoruz…
İniyoruz kaleden. Şebinkarahisar'ın kümesinden alıyoruz... Yoldayız , Giresun-Görele yolunda. Sağımızda kaldı Tamzara… "Tamzara'nın üzümüüü... " diye salıveriyorum sesimi açık camdan…Piçoğlu Osman'ı anıyoruz.Sağdaki sapak Alucra yolu...
Eğribel'deyiz. Hava daha soğuk...Çiseliyor...O buz gibi sudan bir daha içelim.
Kümbet sapağından giriyoruz. Dönüşümüz buradan olacak. Yol asfalt ama özellikli ilk kilometreler yıllar öncenin dar yolu...
Kümbet kasabadan büyükçe gibi. Kalabalık, canlı, devinimli...Bir saat kalıyoruz burada...Aşağıda, çıkıştaki çeşme başında satıcı kadınlar...Taptaze marullardan alıyoruz...Güzellikleri sindire sindire, Fahri'nin şarkılarıyla dönüşteyiz...
Doyumsuz görünümlerle iç içe iniyoruz aşağılara, kıyılara...indikçe sıcak sarıyor bizi...Yukarılar ne güzeldi...
Çok ivedi, koşaradım bir gezi olsa da "memnunuz." Mustafa, "iyi ki gelmişiz" diyor.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık