• 23 Şubat 2014, Pazar 9:43
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

GELİN TAŞI
 1872'de başlayan romanımızda  “deniz”in yer edinmesi için "Cumhuriyet" beklenecektir.
"Roman"ın tam da anlaşılmadığı Tanzimat'ta, bu sanatın bilincine ulaşılarak yazıldığı Servetifünun'da İstanbul çoğunca, gerçekçi gözlemlerle yazılsa da tüm canlılarıyla deniz, denizle iç içe, denizle özdeşleşerek yaşayanlara roman sayfalarında aralanmaz kapı.
Ahmet Mithat Efendi'de -Acayib-i Alem-, Samipaşazade Sezai'de-Sergüzeşt-, Halit Ziya Uşaklıgil'de, Ahmet Rasim'de, Mehmet Rauf'ta, Hüseyin Rahmi Gürpınar'da deniz dolaylı olarak çoğunca "yalı", "yolculuk" yansıtılırken gösteriverir yüzünü.
Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar... kuşağında da daha geniş bir "deniz"le karşılaştığımız söylenemez roman, öykü  kurguları için.
1926'da yazılan Türk Korsanları'yla denize açılan Abdullah Ziya Kozanoğlu alanın ilki desem yanılır mıyım, bilemem. "Şanlı tarih" anlayışıyla yazılan Kızıl Kadırga, Şanlı Kadırgalar(Feridun Fazıl Tülbençi)  ilk gençlik okumalarımın belleğimdeki deniz yansıması.
Deniz tümüyle romanımıza, Öykümüze Cevat Şakir Kabaağaçlı'yla Cumhuriyet'te girmiştir.
Gürül gürül anlatımıyla denizi, deniz emekçilerini... yazan Cevat Şakir, bir denizci kimliği oluşturarak yazarlık adını da bu bereketli, güzel olduğu denli de korkunçlaşan masmavi doğadan alır: Halikarnas Balıkçısı...
Aganta Burina Burinata, Ötelerin Çocuğu, Deniz Gurbetçileri, Dalgıçlar, Abdullah Ziya Kozanoğlu, Feridun Fazıl Tülbençi'yi anımsatan Turgut Reis, Uluç Reis Koca Balıkçı'nın yazınımızdaki denize açılmalarıdır.
Yazanlar, yazmayı aksatmadan sürdürenler ne anlatırsa anlatsınlar, anlattıkları okuduklarıyla sınırlıdır. Bu doğrudan yola çıkarak Halikarnas balıkçısı konularını çoğunca denizden alan ilk romancımız,öykücümüzdür.
Denizi tüm özellikleriyle ondan tanıdığımı, sevdiğimi neden saklayayım?
Balıkçı'nın bende uyandırdıklarını pekiştiren şiirsel anlıtımıyla Sait Faik Abasıyanık'tır. Onun yazdıklarının çoğuna kuşlar, martılar, balıklar, balıkçılar...kısası tepeden tırnağa deniz sinmiştir.
Deniz küstü, Çıplak Deniz Çıplak Ada gibi ürünleriyle Çukurovalı Yaşar Kemal bile denize "merhaba" der.
Samim Kocagöz Egeli olmasına karşın bir iki öyküsünü Giresun'dan kotarmıştır. Her okuyuşta ilk kez okurmuşum gibi etkilendiğim bu öykülerden birinde insanlarımızın vapurla İstanbul'a gidişi anlatılır.
Kemal Bilbaşar'ın Deniz'in Çağrısı, Orhan Hançerlioğlu'nun Bordamıza Vuran Deniz, Rıfat Ilgaz'ın Halime Kaptan'ı, Tarık Dursun K.'nın Denizin Kanı...unutulur gibi değildir.
Yazarların kendini, çevresini, yaşadıklarını, gözlediklerini anlattığı unutulmamalıdır.
Marmara, İstanbul, Ege, Akdeniz genişçe anlatılmışsa bunu "kendi çocuklarına" borçludur. Bizim denizimiz, koskoca Karadeniz'imiz daha az yansımıştır roman, öykü    sayfalarına.Bu;denizimizin,deniz coğrafyamızın anlatı ustası kısırlığının sonucu gibi görünür bana.
 İstanbul doğumlu olmasına karşın "Rizeli" Zeyyat Selimoğlu deneyimleriyle bizim Balıkçı'mız dense yeridir. Denize, denizin içinden bakanlardandır."Armatör" deneyimleriyle "ekmeğini denizde arayan bizim insanımızı" öyküleştirmiştir. Onun açtığı yolda yürüyen çıkmıyor okuduklarımdan bildiğim kadarıyla.
Konuşmaya başlayınca sözü uzattığım, basbayağı gevezelik ettiğimi bilir okuyucular. Öyle oldu gene. Gelin Taşı'nı yazacaktım, yaman bir denizcinin deniz romanlarından birini. Yaman Koray'ın Gelin Taşı'nı...
1963'te Remzi'de çıkmış Gelin Taşı.336 sayfa.İliklerine dek denizci, balıkçı sekiz evlilik yapan;istediği irilikte balık balık tutamadığı için yıllarca yaşadığı Erdek'i geride bırakarak Marmaris'e ver elini diyen;yazar, çevirmen Mebrure Alevok'un oğlu deniz romancısı Yaman Koray'ın yapıtı Gelin Taşı.
1971'de Görele Lisesi öğrencisiyken okumuşum romanı...Sayfalar çizik dolu. Coşkun, dalgalı bir anlatım. Olağanüstü deniz, kıyı kış, bahar, yaz betimlemeleri. Denizin, karanın,doğanın uyanışı... Gümüşler, çamukyalar, çurçurlar, lapinler, ispariler, izmaritler, kupesler, istavritler, çağanozlar, pavuryalar, kuvitler, tekirler, barbunyalar, on kiloluk sinağritler, yedi sekiz kiloluk levrekler, bir dinamitle suyun yüzünü kara dönüştüren kefaller, karagözler, ispendekler, ıspozmozlar, orfozlar...balıklar, balıklar. Onların ardında hırslarıyla, kinleriyle, öfkeleriyle, eğitilmemişlikleriyle, sevgileriyle...deniz, kıyı, kara insanları...
Gelin Taşı bu. Her sayfasında ikilemeler bulacağınız bir dil bereketi...
Deniz Ağacı, Büyük Orfoz romanlarını da yeniden gözden geçirmek gerek Koray'ın. Yaman Koray unutulmuş görünse bile unutmadım ben onu. Anımsatayım dedim...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık