• 23 Mart 2014, Pazar 9:20
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

DAYIMOĞLU ANILARI
 Bir süredir cuma sabahları yazıyorum "edebiyat sohbetleri"ni. Gün ışırken kalkıyorum. Mutfağı, oturma odasını topluyorum, sobanın külünü alıyorum, içine az kömürle karışık odun dolduruyorum, bir kibritle yanacak duruma getiriyorum sobayı. Bu devinim içinde balkonlara uğrayarak gökyüzüne, caddeye, köylere, Haç Dağı'na, az ötemizdeki yapının üstüne kat çıkıldığı için çok azı görünen Dokuzgöz'e bakıyorum...
Dokuzgöz apak...Karlamış gece.Haç Dağı'nda belli belirsiz aklık...Eşim Rafet'in arkadaşı su almış komşunun kapısından oturdukları yapıya girmek üzere...On dördü martın. "Eski hesaba göre 1 Mart." Anımsıyorum günün özelliğini. Güler Hanım; bolluk,uğur,esenlik adına kullanacak aldığı suyu. Kimse girmeden eve, arı, duru... suyu serpecek dualarla odalara...
Ben yazıya başlarken eşim Rafet kalktı. "Günaydından” sonra “Bugün Mart'in biri” dedi. Dışarı odun almaya gittin inildedi, yok, dedim. Ben bi su alayım, akşam Gülerle konuşmuştuk. Ben her zamanki gibi gereksizliğini söyledim. “Olsun” dedi, “Çocukluğumuzun anısına...” Ben de gittim çocukluğuma...Anam çok inanırdı böyle geleneklere. Bir iki kez Yusuf amcamlarda yatarak sabahleyin "martımızı bozduğumu" anımsadım...
Dayımoğlu ozanlığı yanında Giresun'la ilgili halkbilim derlemelerimde kaynaklarımdandı. Buluştuğumuzda şiirden, yazından, yönetim konularından söz ederdik...Ben konuyu sık sık eskilere getirir 1930'lu yılların Giresun'unu anlattırırdım.Gelenekleri, görenekleri, düğünleri, müziği, eğlence biçimini, halk sağlığını, günlük yaşamı öğrenmeye çalışırdım ondan. Girişte anlattığım günümüzde geçmişe özlemin yansısı olmuş  "Mart bozumunu" da dinlemiştim Giresun'un çınarı bahtiyar Ağabey'den...
Cemil Uzallar, Hüseyin Dizdarlar(Küçük Hüseyin) Bahtiyar Dayımoğlu'nun anlattıklarıyla girdi dosyama.Bizim Karaman'ımız, Picoğlu'muz Giresun'da ne yer ne içerdi;nerede yatar, nerede kalırdı, kimlerle arkadaştı? ...Hangi  kahvelerde çalardı, kahvesini içerdi?'...Mevsiminde fırında palamudu kimler hazırlardı Karaman, Picoğlu için?..
Bahtiyar Ağabey anlatır, anlatırdı...
Yazdığı şiirlerin öyküsü, çalışma biçimi... Okudukları...Dostlukları, dostları, arkadaşları... Konuştukları önemliydi benim için...Onun konuştuklarından çok öğrendiğim olurdu.
Ondan okuduğum-bir dergide-,onu tanımama yol açan ilk şiiri sormuştum yıllar önce. “İlk gençlik yıllarının izleri, gözlemleri” demişti. “Hayrettin, ben de çok şiir yazdım ama bu acemice olsa bile bir başka, bu şiir içimi bi hoş ediyor” diyerek dökülmüştü dudaklarından çiçek çiçek, fındık fındık dizeler:
Fındık çoksa bu yıl üğümler yerde
Dal fındıklı bahçe ne güzel Tanrı'm 
Gelin, kız uyanmış aydın seherde 
Paçkalarda gece ne güzel Tanrı'm
Kızlar bahçelerin çiğil sümbülü 
Dağınık saçlarda ekinci gülü 
Çıktılar uykudan boyun bükülü 
Öndeki Hatice ne güzel Tanrı'm
Sivri sepetleri süslü boyalı 
Kararmış elleri uçtan kınalı 
Kızlar sırasına yakın durmalı 
Birer taçsız ece ne güzel Tanrı'm
Kimi buğday tenli kimi ham bakır 
Gözleri ya ela ya da çamçakır 
Gülüşürler bazı dalı bırakır 
Gülmeler delice ne güzel Tanrı'm
Yarışa girdiler hacılıklar bir 
Yarışa girişler ne güzel Tanrı'm 
Delikanlılardan yardımlar gelir 
Bu yardım edişler ne güzel Tanrı'm
Sundukça kızların gümüş kolları 
Kalkıyor üğümler yerden yukarı 
Terlemiş Ayşe'nin nar yanakları 
Ah bu terleyişler ne güzel Tanrı'm
Boyalı sepetler doldu doluyor 
Ölçüsüz gülmeler soldu soluyor 
Evvel sepet çözen sarhoş oluyor 
O göğüs gerişler ne güzel Tanrı'm
Onunla Gazi'den ağır ağır inerken de evinden Yeşilgiresun'a geçerken de şiirdi, yazındı,halk kültürüydü konuştuklarımız...
Görele'ye gelmişti çok uzun yıllar sonra.Oğlum Özgür'ün düğününe...Hasan Öğütçü Ağabey, Yaşar Çakır dostumla...Onları Göreleli "şiir, yazın dostları"yla tanıştırmıştım...
Yeşilgiresun, Hasan Öğütçü Ağabey'in odası buluşma yeriydi...Bahtiyar Ağabey'in ceplerinden kağıtlar, kağıtçıklar çıkardı...Yeni karaladığı,bitmemiş ya da bitmiş ama kimi dizelerini değiştirmiş bir şiirini okurdu...
Bir yıldır yazıp yazıp bozuyorum dediği SEVDİM başlıklı bitmemiş şiiri. Yeşilgiresun'da saman kağıda “Pelikan dolmakalemimle” yazmışım, 1.1.2006'da:
Doğu Karadeniz'e doğru
Kıyısından geçmeyle yol yol
Gördüm deme Giresun'u
Kale'den seyreyle bir kere de
Yüzünde ben ben çiçekleri
Yemyeşil bir duğan güzeli
Denizin kıyısında
Gördüm de Giresun'u
Kucakladım gözlerimle
Yaprakların aralarında
Fındık toplayan ellerinden
Fındık bahçelerinde
Durdum durdum öptüm Giresun'u
Aksulara yukarı
Alabalıklı çağlanlı derelerden yukarı
Koca gürgen ağaçlarıyla
Yosunlanmış ormanları
Püsküllü doruk ağaçlarıyla
Çıktım de Kümbete yukarı
Bir yayla güzeli dağlarında
Gördüm de Giresun'u
Aymaç'ta, Salonçayırı'nda Koçkaya'da
Koca doruk ağaçlarının altlarında
Alaçam ağaçlarının altlarında
Kekik kokulu çiçekle çayırlarda
Yanına oturdum sevdim sevdim de Giresun'u
Koynuna girdim sevdim sevdim de Giresun'un...
Koca çınar...Bahtiyar Ağabey...Giresun ozanı, Emine ozanı...Varsıllığını ötelemiş,  emeğin ozanı...Sevginin, güzelliğin;içinden geldiği gibi yaşamanın ozanı...Bahtiyar Dayımoğlu...
Sevdiği, yetiştiği, koynuna girdiği, öptüğü Giresun'da yatıyor şimdi...
Giresun'un koynunda...
Anılarını, sesini, şiirlerini bıraktı bize...
Onları aktaracağız bizden sonrakilere...Su gibi...Mart bozumu suyu gibi...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık