• 15 Mart 2019, Cuma 16:56
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

AVCILIK EKİNİ (9)

1960'li yılların sonuna, dek av yaptık Kumyalı'da, dere kıyılarında, Andal çevresin­de, Dutluk'ta, Kuyu Deresi boylarında, Çömlekçi Deresi ağızlarında, Çömlekçi Deresi boy­larında. Kışın. Ördek, kaz, çulluk aradık...
Harşıt'a, Hal kovalı çevresine, Harşıt içlerine giden arkadaşlar da vardı kaz, ördek için. Oranın avları daha boldu, kuşların ineceği, besleneceği, dinleneceği... alanlar da­ha genişti..
Babamdan tanırım yaban ördeğini. Denizin fırtınalı olduğu, tipili kış günlerinde de­re içlerine girer. Kuyu deresine girmişse, Şeref Gölü'ne, Yusuf'un değirmeninin altına, Kısırık Göllerine, Yusuf'un değirmeninin arasına, Kara Göle, Deliklitaş'a, Yılanlık'a, Kurt Gölü'ne, Kazan Gölü'ne; Çalış Deresi'nde, Cangirik'e, Çalış Gölü'ne, az yukarıdaki Çalış eteklerindeki "gölcüklere" uğradığı olur.
Bağlık Köyü İlkokuluna yeni başladığım yıl olmalı. Kışın babam uygun olduğunda av­lanıyor. Karatavuk, çillik, çulluk, ördek...Karatavuğu evimizin penceresinden atarak vurduğu olurdu. Tuzak, sokma...da kuruyor. Çulluk için dereleri, obuzları tarıyor... Kuz- Bahçe'deki çeşmenin önünde, Çalış Deresi boylarında ilk kar indiğinde boş geldiği çok az...
Derelere giren ördekleri avladığını o yıl öğrendim. Bir gün erkence, baktım, az karlı bir gün. Çötenin üstünde iki iri kuş var. Karatavuk'a, cilliğe, çulluğa benzemiyor. Deği­şik renklerde kanatlar, tüyler, ilk kez gördüğüm genişçe gaga... Ördek, dedi babam. Civil ördek... Gün ışırken, ben uyurken anada, Yusuf'un Değirmeni'nin anasında vurmuş. Bir iki tane varmış. Birbirlerine yaklaşmasını beklemiş. Üstten, Küp Aligil'in yerinden ateş et­miş... İkisi kalmış... Babamdan tanırım yaban ördeğini, ilk kez o gün gördüm,.. İlk anamsadığım o...
Pencereden bakardık babamla... Derelere... Babam çıkıntı çıkarmaya, çubuk yonmaya ara vermiş olurdu. Deredeydi gözümüz. Delikİi Taş'ı, Yılanlık'ı gözlerdik... Kimilerde güney­den kimilerde de kuzeyden, denizden gelirdi. Hangisiyse...Civil, sarı, yeşilbaş... Babam paçalarını yün çorabın içine atar, çorabı güzelce bağlar, dolma tüfeği kapar, kara las­tiği giyer evimizin önünden yola iner, oradan da bizim Dikme'den geçerek Deliklitaş'a yaklaşırdı... Gözüm camda, yüreğim küt küt... Önce bir duman yükselirdi... Sonra, gümm...
Bu gidişlerde babamın cebinde dolu için saçma, barut, kapsül (babam evza, derdi) kutu­su olurdu. Atılan tüfeği yeniden doldurmak gerekirdi...

Ava gidiyum ava
Dolma tüfeğim dolma
Benim olsun döşekler
Sarı gız hasda olma

Ava gidiyum ava
Düşer yolum yabana
Bak cebime sarı gız
Fındık gavurdum sana

Derelerden geliyum
Yeni avlandım yeni
Sözünde dursayidin
Guşla beslerdim seni

Av çok olacak gibi
Bu gelen gara bulut
Daş basdım yüreğime
Sarı giz sen de unut

Görele Ortaokulunda çalıştığım yıllar. Bizim köyün girişinde Hızarcıoğulları'nın evinde oturuyorum. Ezanla atardım kendimi dere ağzına. Ördek için. 
Bir saat içinde av­lakları gezer, dere içlerini tarardım. Boşa attığım olurdu, boş geldiğim olmazdı... O yıllar av bolluğu yıllarıydı. Görele Deresi'nin denizle buluştuğu geniş alanda ada vardı. Adanın iki yanında da göl. Oraya yanaştığımda ördekler olurdu. Seslerini dinlerdim. Seslerini yanıtlardım düdüğümle... Birinde öyle düşmüştü ki üçü birden kalmıştı avın. İki sarı, bir yeşilbaş. Tek atışta. 20'lik tek kırma Huğlu'yla... İlk ve son kez..
Birini bacanağım Şahin Kahvecilere bırakmış, ikisini eve getirmiştim..


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık