• 01 Mart 2019, Cuma 17:49
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

AVCILIK EKİNİ ( 7 )

...burası eşik adını alırdı. Kuş yemlenmeye çalışırken eşiğe basınca, eşik bozulur, kuş aya­ğından yakalanırdı. İpin ucu yay biçimindeki çubuğa bağlı olduğundan kuş yakalanır yaka­lanmaz çubuğun yay gerginliği boşalır, çubuk dikleşir, yakalanan kuş da çubuğun tepesin­de çırpınır dururdu.
Gıdıkla karatavuk, laklaki, alakarga yakaladığımı anımsıyorum. Cıdık kurmayı babam Haşim Günay öğretmişti.
Bu av düzeneklerine gereksinim olmadan da kuş avladık ilkokul yılları-mızda. Kış gel­diğinde, kar yağdığında babam bize kuş avı için Görele'den "tel sıçan tuzağı" alırdı. Sayid mahallesindeki evimizin önü tarlaydı. Tarlada da kemre yığınları vardı. Kemre yığın­larından birinin üzerindeki karı açardım. Ortaya çıkardı kara kara kemre. Tuzağın yem yerleştiri-lecek yerine bir darı tanesi tuttururdum. Yayı gererek tuzağı kurar, eve gelir, camdan olacakları gözlerdim. Apak karların ortasında kapkara bir alan kuşları çekerdi yemlenmek için. Önce tuzağın ayrımına varırdı kuşlar. Sonra yavaş yavaş sokulurlardı. Kimiler de tuzakta yem olarak duran darıya bir birlerini iterlerdi, üstünde uçarlardı. Yakalanma içgüdüsünü gözlerdiniz. İçlerinden en dirençsizi, açı dalardı darıya yaka­lanırdı. Sevinçle kapıya fırlar, tuzağın yanında biterdim. Ölmüş olurdu av. Kimilerinde ga­galarda kan olurdu. O an avın durumunu düşünecek durumda olmazdım. Utku, avlama; akşam ye­meğinde doyumsuz soğanlı kavurma... O kadar.
Tel tuzakta ilk ağızda yakalanan cırttikti. Bir yerlerden gelir, kemreye ko-nar, töm töm doğrudan tuzağa, durakla-madan darıyı ka... yakalanırdı. Körkara-vucan da ondan aşağı kalmazdı. Çort kuşu da... Akıllı kuş en güç yakalanandı. Bir süre yaklaşmazlar. Çevrede gezinirler, birbirlerini iterlerdi... Açlık giderilecek... Yakalanırdı. Bunlardan irileri karatavuk, çillik, alakarga bile akıllı kuş denli ikircilik göstermezdi...
Çürükeynesil köyünde, evlerde türkü çağıran, horan oynayan; kemençe, düdük, bağlama gibi ata çalgılarımızdan en az birini çalan varsa çatmalarda asılı tüfek, sandıkta tabanca da vardı.
Babalar avcıydı, türkücüydü, horan-cıydı. Babadan oğula geçerdi av... Kimbilir avsız, tü­feksiz, türküsüz, horansız... yaşam ne denli tekdüze, ne denli beceriksiz, ne denli soğuk, ne denli içe dönük, ne denli anısızdı...
Dördüncü sınıfa dek kuş lastiğimle avlandım. Kışın köyümüzdeki ilkokula giderken çan­tamda azıkların, kitapların yanında kuş lastiğim, cebimde bir iki kuş lastik taşı olurdu. Öğle azıklarımızı yer yemez az yukarıda, mezarlığın ötesindeki 'Cin Taşı"na çıkardık. Cin taşından aşağıdaki bahçeye, altmış yetmiş santim-lik karlara atlar, mezarlıktaki ağaçlara gelen kuşları avlamaya çalışırdık... Akşam gelirken de Hacı Hasan Kahveci'yle yol çevresinde karşılaştığımız akıllı kuşları, cillikleri, kör karavucanları, çort kuşlarını avlamaya çalışırdık. Başarısız olurduk çoğunca da... Kuyruğuna değdi, tüyünü uçurdu... gi­bi tümcelerle avunurduk. Yanımızda kardeşim Selahattin, amcamın torunları Mustafa ile Fahri de olurdu.
Beşinci sınıfta öğrendim tüfek atmayı. Babam dolma tüfeğin tüm özelliklerini bir bir öğretti bana. Namluyu, kundağı, çakmağı, kapsülü, kapsül gözünü. Nişan almayı, tüfeği doldur­mayı, silmeyi... Saçmayı, barutu... Kurşunları eriterek oyuklu tahtalarda çubuğa dönüştür­meyi, onları keserek sonra döşeme tahtasıyla tahta iskemle arasında yuvarlayarak saçma­ya dönüştürmeyi...
Karlı bir cumartesi... Ben gözleyerek öğreniyorum. Tüfeğimizi doldurdu babam. Defterimden çıkma aldı. Kuz bahçeye çıktık. Otuz adım öteye bir dala astı çıkmayı. Tüfeği verdi elime. Nasıl atacağımı iyice anlattı. Doğrulttum tüfeği kağıda. Sol gözümü yumdum. Babamın dediği gibi doğrulttum, kağıdı gördüm. Kıpır kıpır yüreğim. Tetiği çektim. Bi gümleme, kara barut dumanı... Babam çıkmayı aldı getirdi. İnceledi. Saçma deliklerini saydı... İyi, tamam dedi... Tüfek senin....
İçeri girdik. Babam gözcü. Tüfeği temizledim yamalıklarla. Barut, yamalık, sıkıştırma. Saçma, yamalık, sıkıştırma. Kapsül... Böyle olacak, dedi babam. Öğrendin. Git evin başındaki gerceli ağaca, bekle... Karatavuk dolu... At bakalım. "Dikkatli ol!..."
Çok yaklaştım ağaca. Kızılağaç. Bizim evin başında, Mehmet amcamların yerinde. Beklemeye başladım. Cırttik geldi, bir daha. Cilik geldi, ağacın en yük-seğine, dalın ucuna kondu. Atmayı alama-dım göze, uzak geldi bana. Karatavuk bekliyorum. Karatavuk olmalı, kızıl gagak...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık