• 03 Ağustos 2018, Cuma 17:05
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

AHMET KAÇAR'IN ARDINDAN (6)
 Ahmet Kaçar'ın "nükteciliğiyle" yaşadığı çevre ilişkisi "Ahmet Kaçar" yazılarına yansımamıştır. Onun ozanlığı, müzik ilgisi köklerini yaşadığı çevreden, köyünden nasıl almışsa "alaycılığı", "şakacılığı", "nükteciliği" de aynı kaynaktan gelmektedir.
Ozanlık, çalgıcılık, türkücüiük gibi yüzlerce yıllık bir yaşam biçimi de Oğuzların, Türkmen-lerin, Çepnilerin "günün belli saatlerinde" bir araya çokarak laf etmeleri, söy­leşmeleridir.
Bu söyleşmeler günlük yaşam biçimi, üretim ilişkileri, düğün dernek, imeci etkinlik­lerinde yaygınlaşır. Kişilerden yola çıkılır, kişi davranışlarından konu bulunur, biri­nin konuşması, davranışı, yaptığı yanlış... abartılarak "küçük öykülere" dönüştürülür.
Ağzı "laf yapanlar" kendi yanlışları da olmak üzere, bu tür gerçek yaşam parçalarını gülünçleştirerek anlatır. Küçük öyküler yaratır. Bu öyküler dinleyeni güldürecek biçim­de kurgulanır... Yeri geldiğinde "bir öykü anlatıcısı gibi" dillendirilir. Köydekilerin çoğu bu tür anlatımlarda birer "Nasrettin Hoca" kimliğiyle yıllar yılı konuşulur.
"En ussal, en ağırbaşlı, en gerçek" davranıştan bile "bir gülmece" yaratılır. "Asker­lik, gurbet, avcılık, alışveriş, günlük tarla bahçe işleri, kavga - döğüş, bayram seyran..." konulu her dinleyişte gelişen, geliştirilen gülünç öyküler, alaylar, nükteler üretilir.
Bunlar uygun ortamlarda "Kebedu bir gün, Yusuf Emim bir gün, Ömer bir gün, Haşim Emim bir gün, babam bir gün, Memed bir gün, Gavacu bir gün, Ömer Emim bir gün, Sabri Dayı bir gün, Hasan Emim bir gün, Gacaru bir gün, İsin Emim bir gün, Nuri bir gün, Topbaş bir gün, Avni Emim bir gün, Saydin Ali bir gün, Saydin İbram bir gün, Hallu bir gün, Gondalu bir gün, Seyit bir gün, Ali bir gün, Hüseyin bir gün, Hasan bir gün..." kalıp sözleriyle başla­yan gülmeceli öykülere dönüştürülerek anlatılır...
Köyde kuşaktan kuşağa aktarılan özelliktir "alaycılık, şakacılık, nüktecilik. "Bu yaşam biçiminde kimse kimseye darılmaz, kızmaz. "Şaka, gırgır, dalga, alay, cımbış, nükte..." yaşamın parçası olmuştur. Salt başkasıyla değil yeri geldiğinde kendini de "alay, gır­gır konusu yapar" Çürükey-nesilliler...
Kimi soylar, örneklediğim özellikleriyle öne çıkarlar. Kaçarlar da böyledir. Yalnız "sanatçı Ahmet Kaçar" değil Kaçarların tümünde vurguladığım özellikler vardır. Ahmet Amca'ın dedesinin, amcalarının, babasının "gırgırları" anlatılagelir. Ahmet Kaçar'ın kardeşleri, yeğenleri; tüm yakınları da "alaycı", "şakacı", "nükteci"dir...
"Sanatçı Ahmet Kaçar'ın ozanlığı, besteciliği gibi "nükteciliği" de köklerini çevre sinden, aile-sinden almaktadır..
İlkokula başlanır. Görele Merkez İlkokuluna. Kurtuluş Savaşı'ndan gelen, Cumhuriyet, Atatürk, bilim, yurtseverlik, laiklik, çağdaşlık, uygarlık, ulus, birlik, bütünlük... değerlerine inanmış öğretmenler elindedir. "Okuma, yazma, yetenek geliştirme" öğretmenlerin ilk işleridir.
O yıllardan bir anı: "Türkçe dersini hatırlıyorum. Burhan Bey gelirdi. Bir derste ya­zı ya da şiir yazan olup olmadığını sormuştu. Sınıftaki arkadaşların tümü de beni gös­termişti. Sonraları duvar gazetesi çıkarmaya başladım. Gazetedeki yazıların tümünü ben yazardım. Resimlerini de yapardım. Burhan Bey benden deniz konulu bir şiir istemişti. Yazdım. Ama çoktan unuttum o şiiri.
Beşinci sınıftayken çocuk dergisi adlı bir dergiyi okumaya başladım. 1938 yılıydı. Sonbahar adlı bir şiir gönderdim dergiye. Şiir çıktı dergide. İlk yayımlanan şiirim. Köyde hafta sonunda inek yayarken dergideki şiirimi sabahtan akşama kadar okudum: Ahmet Kaçar, Görele Merkez İlkokulu, no: 611."
Çocukluğundan beri nice dizeler kurur. Nice şiirler söyler, yazar. İlk gençlik yıllarında da öyle. Düdük çalar, türkü söyler, yakar... Bunlar kağıda geçirilmez. Bellekte biriktirilir. Giderek bellekteki sislerin ardında kalır.
Öğrencilik artık yeteneğini "kurallara, sıkıdüzene, yola yordama" bağlar. Geldiği halk kültüründen beslenir ama okuduklarına, beğendiklerine "benzeme", "onlardan yola çıkarak yazma" aşamasındadır. Giresun Ortaokuluna yazılır. "Şiir dünyası" da "okuma dünyası" da genişler, nitelikleşir... Yazdıklarını, yarattıklarını kimselere açmasa da Halkevi onun okuma, öğrenme, kendini geliştirme yuvası olur...
Parayla gazete, kitap alacak olanağı yoktur. Halkevi onun için en büyük olanaktır. Kitapçı vitrinlerindeki yapıtlarda gözü kalır. Hemşehri, Köroğlu gibi gazeteleri seyreder. İleride arkadaşı, dostu olacak Giresunlu ozanlarla, yazarlarla örneğin Hasan Öğütçü'yle, Bahtiyar Dayımoğlu(Öztürk)yla tanışmamıştır daha...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık