• 27 Temmuz 2018, Cuma 17:26
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

AHMET KAÇAR'IN ARDINDAN (5)
 Ahmet Kaçar'ı tanıyanlar onun ozan, söz yazarı, besteci yönü yanında "nükteci yanıyanını da bilirler. Çokları Ahmet Kaçar'ın düdük, klarnet, ud çaldığını da bilir. İlk çalgısı düdüktür. Çürükeynesil köy kültüründe çok yaygın çalgıdır düdük. İnek otlatır­ken, koyun yayarken çevredeki çalanlardan etkilenilerek öğrenilir. Ahmet Kaçar'ın çevre­sinde düdükte çok iyi olanlar vardır. Bunlar darı tarlalarını kazdıran, ekin imecilerinde düdük çalan çalgıcılardır. Gavacu Sabri, Çakır Amed'in Memed, Temelu, Karasanu... bunlardandır. Yörenin tüm "havaları" bunların düdüklerinin sesiyle dolar aakulaklara.
Ahmet Kaçar ilkokula başlamadan düdüğe başlar. Defterli, kitaplı ilk yıllarında elin­de, çantasında, torbasında düdük de vardır.
Yıllar yıllar sonra, 2002 Martında Hayrettin Günay'a şunları söyleyecektir:
"Bendeki şiir, müzik tutkusunun başlangıcını; çocukluğumda, köyümüzde aramalısın. Bu­nun başlangıcı kafiyeli söz söyleme. Bir de gıv, gıv, gıv... gayda uydurma geleneği var ya köyümüzde, çevremizde. Bunların etkisi. Türkü yakma geleneğinin... Eskiden ekin imecileri olundu. Ezgilerle, türkülerle, kemençeyle, düdükle, kavalla kazdırılırdı tarlalar. Türkü atı­lırdı, laf atılırdı... Bizim köyünküler çok değişikti. Bunların tümü de usta işiydi. Söz uygun olacaktı, akılda kalacaktı, etkili olacaktı, nükteli olacaktı...
Bir çeşit yarış... Laf kafiyeli atılacak. Sonra kulağımızda ezgiler var gece gündüz. Neredeyse rüyalarda bile tekrar ediyoruz. İçimize, ruhumuza işlemiş. Birazcuk yetenekli olanlar bunları değiştirir, yeniler, geliştirirdi. Çeşitlendirirdi. Çocuklumun, ilk gençli­ğin müzik, şiir, duygu yansıtma alıştırmaları. Bizim bu köy, Çürükeynesil yaman... Türkü söylenmeyen, düdük, kaval, bağlama, kemençe, davul, zurna çalınmayan gün yok... Her evde bu çalgılardan en az birini çalan var. Böyle köyde içinde de belli kıpırtılar varsa şiire, müziğe yönelmesen el adama deli der... Sonra delilerimiz bile düğünlerde sabahtan akşama kadar horan oynardı.
Ben de çocukluğumda çokları gibi düdükle başladım müziğe. "Müzik " sözcüğünü öğren­meden "düdük çalmayı" öğrendim. O yıllarda düdük çalardım hem de üst düzeyde. Oyun hava­larının , horan havalarının tümünü çalardım düdükle. Türküleri, uzun havaları, gazelleri ça­lardım. "(Bant kaydı; Kıyı: Mart 2002, sayı: 193)
Gacaru Mahallesiyle Görele (merkez) arası aşağı yukarı 1500 metredir. Taş döşeli köy yolu artık sabah akşam geçilecektir. İlkokula, Görele Merkez İlkokuluna yazılmıştır. Askılı çanta boyunda, içinde defter, kitap, kurşun kalem, darı ekmeği... Baba evinden çıkılır. On beş adım sonra büyük çınarın, ceddemüğün yanından sola, aşağıya dönülür. Altı kaş, duvarın üstü darı tarlasıdır. Doğuya bakan kaşlarda ulu gargiyen ağaçları, kestaneler, çıtırıklar vardır. Dar yolda yürünür, az ilerisi fındıklıktır. Suyun, çeşmenin yanından yeniden aşağıya dönülür. Yirmi adım sonra çakal erikli, gargiyenli, üzüm tevekli ulu ağacın kıyısın­dan sola, aşağıya dönülür. Dik gidilirse "Daşboğazı"na, sola dönük gidilirse çeşmeye, Ga­caru çeşmesine inilir... Ahmet Kaçar okula gitmektedir. Taş döşeli köy yolundadır. Bir arkadaşıma, demene giden birine, çarşıya gaz, tuz almaya giden birine, bir yük yarmaçayı samaya giden birine, katırıyla yüke giden birine, Karadere sırtlarından aşarak, Godalak Gıranını çiğneyerek gelen yamyamını yukarılarda söndürerek bir cortun içine saklayan Karakeşliyle, Cimideliyle... "Uğurlar ola"yla yakınlık oluşturulur. Çarşıya dek yoldaşlık Sayit Mahallesi'ne sapan yolu geride bırakarak ulu dut ağaçlı, dönemeçli, az hayırlı yolda ilerler. Sayidularının evlerinin az aşağısındaki yoldadır. Yolun altındaki ağaçlar da bozdurma, civek üzümler albenilidir. Üzümlere takılır gözü... Dönüşe saklar tatmayı... Demen yanma inmiştir. Kemer köprüden geçilir. Dönemeç aşılır, oyraklara dönülmüştür. Düzleşir yol, Alacanlı'ya ulaşmadan bir obuz, bir çanaklı çeşme geçilir. Alacanlı'ya çıkılır... Uçları göklere değecekmiş gibi duran kavağın dibinde üç beş dakika oturulur, dinlenilir. Burada neredeyse her saatte bir oturan, bir dinlenen, bir iki laf eden köylüler var­dır.
Alacanlı'da düzleşmiştir yol. Yapca sapağı solda bırakılır. Sağı solu Mebusun (İlk Meclis'te milletvekili, Şevket Çolak) yeri olan köy yolundan aşağıya gidilir. Çanakçı yo­luna yakın çeşmede, "Korkmaz"da durulur, el yüz yıkanır, su içilir... Çarşıya, Görele'ye az kalmıştır...
Ahmet Kaçar bu yolu öğrenciliğinde, memurluğunda, emekliliğinde yıllar yılı yayan yürür. 1950 sonrasındaki yürüyüşlerinde yalnızken sürekli mırıldanır, gayda, hava, müzik bulmaya çalışır... Ahmet Kaçar bestelerinin çoğu bu gidiş gelişlerde oluşacaktır...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık