• 05 Ekim 2018, Cuma 17:13
HayrettinGünay

Hayrettin Günay

AHMET KAÇAR'IN ARDINDAN (15)
 Kars Posof Lisesi'nden Eynesil Lisesi'ne gelmiştim. Ahmet Amca da Eynesil'de sürdürü­yordu "memurluğu"nu. Öğle oldu mu çalıştığı yerden çıkar, caddenin sağındaki solundaki işyerleriyle selamlaşa selamlaşa Osman Amca'nın yapısının önüne gelir, zile basar, bize ikinci kata çıkardı. Öğle yemeğini birlikte yerdik.
Bir yıl sonra Görele'ye geldim. Hamdi Ağabey'in aracılığıyla Hüseyin Karadeniz Ağa­bey 'in "kiracısı" olduk. Hüseyin Ağabey'in katları çok genişti. Soğuksu'da denize karşıydı. Denize bakan büyük balkonu vardı. Ahmet Amca "bekarevinden" çıktı. Bize yerleşti. Biz de gitti geldi Eynesil'e. Emekli olana dek.
Oturduğumuz katta Ahmet Amca'nın, Ziraat Bankası'nda çalışan baldızım Hanife'nin odaları, doktorluğa başlayan kaynım Sefa'nın bir odası vardı. Büyük aile olarak yaşadık bir iki yıl. Uygun olduğunda akşam yemeklerini deniz görünümlü balkonda yerdik. Yemekler ço­ğunca Ahmet Amcanın beğenisiyle oluşurdu. Mercimek, işkembe, paça, pancar, yayla... Severek yedikleriydi. Rafet'in yemek yeteneği, deneyimi çok iyiydi. Ahmet Amca su böreğini, kıymalı, etli pancar sarmayı, burmalıyı, lokmayı, et yemeklerini, baklavayı... çok severdi... Balkon­daki akşam yemekleri kimi zamanlarda Mersin'den izne gelen, Gölcükten izne gelen kardeş­lerim Halil'le Selahattin'in katılımıyla daha da kalabalıklaşırdı. "Nerde o günler?" denecek anılardı. Şaka, gırgır, dalga, şiir, şarkı "baharatlı" akşam yemekleriydi... Kaynım Mehmet de katılırdı yemeklere... Neredeyse tüm aile birlikteydi... Zaman zaman Sefa, Rafet, Mehmet bir araya geldiğimizde Hüseyin Karadeniz Ağabey'in evindeki günleri­mizi acıyla, mutlulukla anıyoruz. Aradan kaç yıl geçti... Gidenler oldu sonsuzluğa... Ah­met Kaçar, Halil Günay, Selahattin Günay, Emine Kaçar, Halil Kaçar, Hasan Kaçar, Haşim Günay... 12 Eylül olduğunda bizdeydi Ahmet Amca. İlhan Demiraslan öldüğünde de. Cenazeye gitmişlerdi sevgili arkadaşları İlhan Demiraslan'ın cenazesine Ahmet Amca'mla Şükrü Usta Ağa bey...
1990'lı yıllardaki Avrupa birliği sürecine dek ülkemizde "telif" yasası karmakarışıktı. MESAM kuruldu. Sanatçılar - müzikle ilgisi olanlar - telif almaya başladı. Ben konu­yu Cumhuriyet Gazetesi'nden öğreniyordum. Telif almak için MESAM'a üye olmak gerekiyordu. Ahmet Amca'ya da okuyordum kendini ilgilendiren yazıları. Üye olmak için girişimde bulunmalıydı... Ahmet Amca şiir, beste, taşlama, söz dışında tümden boşvermiş, düzen bilme­yen, kendi hakkını bile aramayan kişilikteydi... Aylarca ter döktüm... Telif alacağına inanmıyordu... Alanlar almaya başlamıştı oysa. Mesam İstanbul'daydı. Seyfullah Çiçek'e mektupla durumu bildirdim. Seyfullah Çiçek 14 Eylül 1992 tarihli mektupla bana üyeli­ğe giriş belgelerini gönderdi. Ahmet Amca'nın "aklı" bir türlü yatmıyordu. Üye olmamak için bin dereden su getiriyordu. Böyle "garip", "kendi Zararına" huyları vardı... Üyelik başvurusu için 9 vesikalık fotoğraf gerekliydi. Haftanın bir iki günü Fikret Ak'ın ya­nında oturan Ahmet Kaçar bir türlü fotoğraf çektirmiyordu... Üç dört ayda zorla fotoğraf çektirdik. Seyfullah'ın bendeki mektuplarında Amca'mın Mesam'a üye olması için uğ­raşılarımızın tanıklığı vardır...
Ufaktan ufaktan telifler gelmeye başlayınca "keyiflenmişti" Ahmet Amca... Bir ara iyi bir telif geldiğinde "İyi ki Mesam'a üye olmuşum" diyerek bizleri güldürmüştü.
Şiir, müzik dışında çok kıt becerileri olan Ahmet Amca'nın birçok usdışılıkları vardı.
2012'de Görele Kaymakamı Aykut Pekmez, Melisa Matbacılık'a İlhan Ergül'ün yardımıy­la YILLAR' ı bastırdı. Ahmet Amcamdaki tüm şiirleri, yakınlarındaki tüm şiirleri, Yaşar Çakır'daki tüm şiirleri topladım. Tümünü Ahmet Amca'ya tek tek gösterdim. Kimilerini ki­taba koymamı istemedi. Koymadık. DOGRU MU? yu en sona koydurdu. Kitapta sanki unutulmuş, sonradan eklenmiş gibi duruyor. Ahmet Amca öyle istedi. Kimilerini de kitaba koydurmadı, unutulmuş sanıldı. Onunla yakından çalışanlar bilir... Çok terslikleri vardı... Kimiler ­de tersliklerini inatçılığı ile bütünleştirirdi. Yıllarda bestelerinin, sözlerinin listesini onun onayından geçtikten sonra koydum. Rubai bölümü benim düşüncemdi. Buna karşı çıkmadı... Rubailer, Valilik yayını AHMET KAÇAR'da da korundu. Valilik Yayınındaki AHMET KAÇAR'ın SUNUŞU da Ahmet Kaçar'ın yazması değil, benim yazmamdır. Kendisi Belki de eliy­le "veda, teşekkür" yazmayı kimbilir kaç bin nedenle yazmadı. Benim yazdığımı onayladı..
Sunuş'un yazılış sürecinde Yaşar Çakır'la az görüş alışverişinde bulunmadık...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık