• 13 Mart 2013, Çarşamba 9:05
GürselEkmekçi

Gürsel Ekmekçi

YETİM GÖZÜ
 Oturup da kendimizi gandırmaya, sağımızı-solumuzu pohpohlamaya hiç gerek yok, bilimsel bilgi yönüyle beş para etmez bi ulusuz.
Doğduk doğalı duyduğumuz ve ısrarla bugünlere taşıdığımız ilk ve son deneysel bilgi; ''Normal koşullar altında, 1 kuvvetinde atmosfer basınç altında, + 4 derecedeki suya'' şu an hiçbirimizin tam olarak anımsayamadığı bişeyler olduğudur.
Açık gonuşayım, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbi zaman oluşturulamayacak bi laboratuvar ortamından söz ediliyo burada… Daha kafadan o denli çok mazeret var ki; normal koşul dediğin nedir ve bunu kim belirleyecek bi kere? Hadi, tımarhaneden biri bunu belirledi diyelim, peki atmosfer basıncının şiddetini saptayacak bi türk bilgini henüz doğmuş mudur,bu da kesin diğilL? En son, suyun ısısı hangi çay ocağında ayarlanacak falan, bu konu üzerinde yoğunlaşacak ayrı bi heyet de lazım? Bize göre işler diğil ki bunlar…
Kısacası, ortaokul kitaplarımızda atmosferdi, suydu, normal koşuldu derken, ''Biz birazdan laboratuvarın bulunduğu apartmanı havaya uçurabiliriz, siz her ihtimale karşı mahalleyi de tamamen boşaltın'' demek isteniyo.
Böyle, daha işe başlarken şartlar öne süren bilim mi olur?
****    ****
Normal koşullar altında ben de çok sakin bi adamımdır. Etrafımda olup biten hiçbi şey beni gatiyyen enterese etmez, söz gelimi ''Giresun semalarında bi atom bombası belirmiş, ula hemen kaçın, gaybolun'' biçiminde bi havadis yayılsa, elimdeki türküyü bitirmeden sığınağa falan inmem.
''Ada yolu kestane / dökülür tane tane / gızlar yola dizilmiş / alalım birer tane'' türküsünü ilk uyduran adamcağızın ruh halini kuşanıp, gururlu ve muzip bi surat ifadesi takınmış oturuyom koltuğumda misal, atom bombası da kim oluyomuş?
Salt gendimi anlatmiyim şimdi, bizim ev genelde de pek sakindir. Bağırış-çağırıştan, kavga-gürültüden uzak bi aileyiz çok şükür… Eşim, bana yalnızca, duş yaptığım zamanlar tüm banyoyu nasıl olup da ıslatmayı becerdiğim konusunda sesini yükseltir;
-''Yahu sen küvetin içinde mi, dışında mı yıkanıyon'' diye ciddi ciddi sorar.O gadar suyu, duşakabinden dışarı nasıl taşırdığımı gerçekten merak eder. Heralde, +4 derecedeki suya ne olduğunu araştırıyom sanısıyla, belli bi süre sonra beni gendi halime bırakır gider… 
Gizli bi ajan gibiyimdir evimde, hangi odada ne yaptığım asla anlaşılamaz.
****    ****
Nerden bilsin eşim, sıcak suyu görünce coşuyom ben. 
Tepemden aşşaa süzülmekte olan sular, aklıma derhal Giresun Garşılaması oynamayı getiriyo, ne alakası var, ne bileyim? Dünyanın, ezgiye gereksinim duyulmayan yegane halk oyunudur sözünü ettiğim, ''Hop, hop-hop'' dedin mi, al sana müzik… Duştur, okyanustur fark etmez, aklına düştüğü an oynayacaksın Garşılama'yı.
Ehh, bunun çökme figürü var, diz kırması ayrı, ayak vurması ayrı, büssürü detayı var. Şapırt-şupurt derken her taraf su oluyo tabi, buna kabin mi dayanır? Atmosfer basıncındaki sıradan bi suyu anlatmıyoz şurda, Garşılama suyundan söz ediyoz. 
Gendi çapında bi tsunamidir o…
****    ****
Bigaç zamandır, eski sakinliğimden eser kalmadı. Bi süre sonra tsunamiye dönüşecek deniz dalgası kadar stres yüklüyüm yaşamımda ilk kez. İşlerimin yoğunluğu nedeniyle…
Her Allah'ın günü yetiştirmem gereken ayrı bi mevzuu oluyo hayatımda. Gelinlik gız gibi bi heyecanla başlıyom güne. Zaten az uyuyan bi adamım, artık hiç uyumamaya başladım.
Durun size bişey anlatiyim.
''Ölüm Tatilde'' diye bi film izlemiştim uzun yıllar önce. Bakın, senaryo gayet güzel; dünyamızda uzunca bi müddet hiç kimse ölmüyo, ki doğrusu da budur, şimdi yukarının işine karışmak gibi olmasın. Meğer, Azrail işi gücü bırakmış, dünyaya gezmeye gelmiş'miş, kimseler o yüzden ölmezimiş… Bunu filmi izledikçe anlıyosun. Bi herif var, ortalıkta tip tip geziniyo, töbe haşa, tam da ''Kim ulan bu herif, bu nasıl film'' diye düşünmeye başladığın an, bi de bakıyon ki adamımız Azrailmiş…
İnsan önce biraz korkuyo tabi. Sonra git gide alışılıyo duruma. Üstelik, filmin en orta yerinde bi kıza aşık da oluyo bu Azrail, daha çok sevmeye başlıyon O'nu... Filmin sonunda sevdiği kızla el ele denizde yürüyüp gidiyo Azrail.
O gece korkudan uyuyamamış olsam da, rahmetli annannemin bu sahnelere nasıl da duygulanıp efkarlandığı bugün bile gözümün önündedir.
Uyku benim uykum. Göz benim gözüm. El ne karışır?
****    ****
Yakın bi zamanda bi düğüne gitmem gerekti.
Gelin hanım da, damat bey de iyi tanıdığım kişiler diğiller, nezaketen şöyle bi uğramam yeterliydi. Salondan içeri girdiğimde, damat bey tıpkı benim duştaki haalim gibi coşmuş, Giresun Garşılaması oynuyodu orta yerde.
Deneyimli bi yetimim, bu numarayı yemedim helbet. Gözlerinden anladım ve yanımdaki arkadaşıma ''Bu damatın babası ölmüş di mi'' dedim. Arkadaşım; ''Nerden bildin lan'' diyip şaşırdı. Bilmişim.
Gözlerinden anladım çünkü, yetim damat gözü hep kapıya bakar. Acaba babam mezardan kalkar da gelir mi düğünüme diye.
Yetim yazar gözü de aşşaa yukarı öyledir. Kapıya bakar bi nevi.
Azrail kıyak yapar, babamı da alıp tatile gelir mi yeniden diye?

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık