• 19 Aralık 2012, Çarşamba 9:51
GürselEkmekçi

Gürsel Ekmekçi

Yalnız kovboy
 Çabucak girmiş de bi kıyıcığına ilişmiştim usul usul, belediye otobüsünün.
Dışarıda biraz yağmur yemişim, annem henüz farketmediği üçün içime fanila giymeye başlamamışım daha Aralık günü, hafiften üşümüşüm, süt dökmüş kedi misali oturuyom en arka koltukların birinde.
Başıma gelecekleri nerden bileyim? Hemen hemen yarı yarıya dolu durumdaki aracın, meğer en genç yolcusu ben diğil miymişim?
Şüfer abimiz; ''Güzel gardeşim, sana zahmet, sen az biraz öne doğru gel de, ahaşu iki Hacıyengem rahat rahat arkaya otursun'' diye seslenince farkına vardım bunun. Normalde, artık kimseye yer verecek yaşta diğilim. Bana sıra gelene değin, pek çok gençler oluyo dolmuşlarda, otobüslerde, banka kuyruklarında falan. Eskisi gibi, bi yaşlı görünce fırlamıyom artık ayağa, gençler versin diye bekleye de biliyom yaani. Hay, Allah beni naapmasın.
İlkin üzerime alınmadım kaptan şüferin sesini, ama anladım ki direkt bana hitap ediliyo. Baktım, Hacıyenge'ler tamamen hacı ve yenge durumundalar, seve seve yerimi verdim teyzelerime..
Galkıp oturuyuken, araç içinde kontrol amaçlı bi göz süzmedim de diğil. Harbiden en güçcük benim yahu, nasıl olur? Genel duruşuyla, aynı Mekke'den Medine'ye doğru ilerleyen bi hacı kafilesi gibi görünüyo otobüsümüz.
Hadi hayırlısı…
****    ****
Yeni yerim, tam da galorifer üstü. Ne güzel ısınıyom bi bilseniz.
Bi yandan denize bakıp, bi yandan da solladığımız diğer araçlardaki ufak çocukları gülümsetmek üçün gözlerimi şaşı yapıp dil çıkarıyom falan. Söylemesi ayıp, sırf ahabu yüzden bile dünyaya gelmiş olmak fevgalade bişi.
Gülüyo keratalar, onlar da bana yapıyo aynısından. Bi keresinde, bi tanesiyle birbirimize ''Şakkk'' diye nah hareketi bile yapmıştık geçişirken.
Her otobüs maceramda bi ufaklığı eğitsem, 10 seneye galmaz ülke güllük gülistanlık olur, ey gidim.
****    ****
Bak şimdi olana. Ben neler düşünüyom, nelerle garşılaşıyom, haksızlık bu.
- ''Canım gardeşim, sen az iki koltuk öne gelebilir misin''? Bana seslenildiğinden o denli eminim ki. İtirazsız kalkıyom ayağa. Yeni binen 3-5 tane amcalar, tamamen gocamanlardan oluşuyo. Beyaz sakal, ahşap baston, nur yüz, çok datlılar gıı, anlatamam.. ''Bilemezdim kelimelerin böyle kifayetsiz olduğunu''. Aynen öyleler.
İçimden; ''Heralde huzurevi durağıdır buralar'' diyerek geçip giden bi hisse kapılıp, yerimi veriyom amcalarıma.
Artık otobüsün iyice ortalarında oturuyom.
****    ****
Montumun cebindeki beyaz leblebileri gayet Atatürkçü düşüncelerle yemeğe koyulmuşum şimdi, yeni koltuğuma alışmaya çabalıyom. Pencere kenarındayım, bu kez dağları inceliyom. Hagigaten denize paralel lan!!
Ne alakası var,  coğrafya dersinde bu lüzümsuz bilgi neden öğretiliyo? Dağ Allah'ın dağı işte, bin yıldır duruyo denize nazır. Bizim üçün son derece olağan bişi bu. Diğer gariban bölgelerdeki ölümlü kullara kimbilir ne gadar enteresan geliyodur; ''Oğlum duydunuz mu, Karadeniz'de dağlar denize paralelmiş''…
Paralel olmasa noolacak, asıl anlatılması gereken bu diğil midir?  Hani, Yeşilçam filmlerinde raporlar karışıyo, misal Hülya Koçyiğit'in kanserden ölmeyeceği sonradan belli oluyo, bizler de salak gibi havalara zıplıyoz sevünçten. Ulan, asıl dram öbür tarafta diğil mi; ölmeyecem sanan bi başka gadın ölecek şimdi. Ne halta yaradı bu film? Asıl, bu ölecek garının hikayesi anlatılmalı diğil mi?
Korkarım, Türkiye coğrafyası kitabını yeniden yazmak durumundayım. (Beni affedin)
****    ****
Vakit, zaten ikindiyi geçti. Cami dağılmış olmalı herhal. Olağanüstü yaşlı adamlar bindi belediye otobüsüne durakta. Valla ne bilim, güruh halindeler adeta, 20-25 gişi kadar varlar.
-''Datlı gardeşim, sen galkabilir misin'' dedirtmedim bu kez kaptan beye. Tam, o anlamda bakan gözleriyle beni ararken, hafif bi tebessümle ben O'na yetiştirdim bakışlarımı. Gözgöze gelince, O da bana gülümsedi; ''Ne fedakar, ne vefakar, nasıl da centilmen yolcular doğuruyo analar'' der gibi mutlulukla basıyodu gaza.
Oturacak yerim kalmadı. Ayaktayım artık. Görünüm şu: 80'lik-90'lıklar oturuyo, bencileyin ve 60'lık-70'lik diğer amcalar sıkış tıkış dikilmişiz.
Ahrete giden meçhul otobüs bu olmalı.
****    ****
Gül suyu kokuları, tespih şakırtıları, sürekli içinde ''Allah'ın izni'' sözcükleri geçen cümleler… Kaldım ortalık yerde.
Yok, bi şikayetim yok, herkesin hayatı gendine, saygı duymak gerek, napim? Kimse kimseye müdahale etmesin, kimse Türkiye Cumhuriyeti'ni sinsi sinsi yıkmaya çalışmasın da ne ederse etsin. Hepimizin gideceği kapkara bi toprak sonuçta. Kalp kırmaya ne gerek var?
Amanin!!!
Yolu göremiyom zaten, aha yine ön kapı açıldı; ''Selamun aleyküm'' dendi. Eyvah, ne gadar da yaşlı bi ses, en az 90 yaşında biri daha katıldı aramıza. Şansıma ne diyim, halaa en genci benim otobüsün.
Ben bunları gonuşurken gendimle; ''Bidanecik gardeşim, gel sen şu basamaklarda dur'' diyo kaptanımız. Kuşkusuz ki bana söylüyo, bakmıyom bile. Kuzu kuzu ilerliyom.
Gele gele oraya kadar gelmişim artık. Otobüsün iniş basamağındayım, tööbe estafurullah, yahu en arkadaydım ilk bindiğimde, nasıl oldu bu?
Kapı açılsa düşecem aşşaa!!
****    ****
Daha ineceğim yere en az 5 durak var. Yanaşıyoz başka bi durağa, tekbi kimse olsun inmiyo. Ama, binmesi gereken 2 tane çok çok ihtiyar amcam var durakta.
Yer açabilmek üçün, ben aşşaa iniyom, amcalar biniyo otobüse. Daha da bana yer galmıyo..
Sağolsun, kaptan abi çok sevdi beni, kıyamıyo; ''Goçum sen en iyisi, hepten in de, arkadaki otobüsle gelirsin''.
Yoluma yayan devam ediyom artık. Adeta ''evimden uzak yalnız bi kovboyum''..
Allah beni naapmasın..

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık