• 28 Mart 2018, Çarşamba 9:07
GürselEkmekçi

Gürsel Ekmekçi

MUAVİN
 Nerdeyse doğuştan gelme göz bozukluğum nedeniyle, çocukluğumun tamamı Giresun-Ankara hattında çalışan otobüslerde geçti. ( Fındıkkale kurulmamıştı henüz. Ulusoycu'yduk hepbir )
15 günde bi gidiliyordu başlarda, Ankara'daki göz doktorumuza.
Zamanla; 3 ayda 1'e, 6 ayda 1'e, en sonunda yılda bikez'e falan düşmüştü sayı.
Sanırım günün birinde ''Tamam daha gelmenize gerek yok'' durumu oluşup,
Zaten ben lisedeyken ''Doktor Amcam'' rahmetli olunca da,
Bu macera kapanıp gitmişti.
**** ****
Otobüslerde en önemli an, muavinin arkalardan gelip Kaptan şoförün kulağına bişiler fısıldadığı an idi çocuk kalbim için..
Büyüyünce yazdım da zaten öyküsünü, bi kitabımda;
-''İnsanlık tarihinin gelmiş geçmiş en gizemli olgusu, muavinlerin bu esnada Kaptan'a ne söylediğidir''!
Çünkü, otobüsün genel seyrinde hiçbi değişiklik olmazdı bu fısıldaşma sonrası. Kaptan, kaşıyla-gözüyle olsun en ufak bi renk vermezdi. Ne bileyim, aracı aniden kenara park etmezdi. Susardı derin derin yalnızca…
Halen de büyük bi sırdır beynimde.
**** ****
Ama, ömr-ü hayatımın en tatlı oyunudur da aynı zamanda.
Doğduğum evin oturma odası… Uzunca bi sedir… Sağ başında oturup gazete okuyan babam…
Ve sol baştan yürüyüp babasının kulağına bişiler fısıldayan minik'liğim.
''Muavincilik'' oynuyordum işte.
Kaptan rolündeki babam da beni öpüyordu cevaben.
**** ****
Asıl anlatacağım bu diğil.
Yol boyu karşıdan gelen Ulusoy'larla selamlaşma kriterleri de pekbi mühim idi kuşkusuz.
Kaptan'ımız;
Kimisine yalnızca el selamı verir.. Bazısına abartılı bi sellektör yapar.. Bazısına hafiften bi klakson öttürür.. Kimisine de havalı korna çalarak yeri göğü inletirdi.
Aynı firmaya ait Kaptan'ların selamlaşması her zaman için çok mutlu eylerdi ufaklık göynümü. ''Dostluk'', ''Adanmışlık'' gibi şeyleri ilk bu sayede edindimdi, çok şükür.
Allah hepimize havalı korna çalacak dostlar nasip etsin, ne diyim.
**** ****
Bu da diğil asıl meramım.
Hadi, Giresun Ulusoy'u indi Ankara Otogarı'na. Yahu aynı anda yurdun dört bi yanından 500 tane Ulusoy gelirdi, insanları Ankara'nın 50 ayrı noktasına dağıtmak lazımdı?
Bu ''Müşteri Servisi'' trafiği nasıl organize edilebilirdi ki??
Sözgelimi, iş, benim gibi bi deliye kalsa 250 tane servis minibüsü alırdım. Ama, bakıyordum minik gözlerimle, toplasan 5 tane servis aracı var idi??
Nasıl yetişiyordu ula bunlar bu işe??
**** ****
Geçti o günler.
Artık, Ordu-Giresun havaalanımız var.
Sanırım anımsarsınız, bu havaalanına gerek görmediğimi defalarca yazdım..
Detay da vereyim;
* Allah kimseye acil sağlık derdi vermesin, ama bunun dışında hiçbi Giresun vatandaşının uçağa binecek kadar önemli bi işi olduğuna inanmadım. (Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de falan acilen bizi bekleyen hiç kimse yok)
* Dağların havaya uçurulup, milyonlarca kaya elde edilmesini, bu kayaların binlerce kamyonla taşınarak denizin doldurulmasını, sadece ve sadece ''deli saçması'' olarak niteledim. (Dağın dağ, denizin deniz olarak yaratıldığını Allah'tan daha mı iyi biliyonuz dedim)
* Sonuncusu özel biraz. Benim şehrimde ''Tayyaredüzü'' diye bi mahalle var. 100 sene evvel buraya uçak inermiş zaten. Fırsatı kaçırmışız, Türkiye'nin belki de 3. havaalanını Giresun'a açabilmek, buraları turizm cenneti yapabilmek varken, halt etmişiz. (Düşünelim şu gururu; ''Yeşilköy, Esenboğa, Tayyaredüzü Hava Limanları''. Pek yazık, kaçtı gitti)
**** ****
Yani,
Nur içinde falan uyumasın,
Tayyeredüzü Hava Alanı fırsatını kaçırdıkları yetmeyip,
Üstelik bi de sahilimizden otoyol geçmesine vesile olan,
Ne kadar adam varsa.
Asıl diyeceğim bu idi.
(Normal uyusunlar)
**** ****
Yalnızca babamla muavincilik oynamayı özledim.
Gerisi elin olsun.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık