• 24 Ekim 2012, Çarşamba 9:52
GürselEkmekçi

Gürsel Ekmekçi

KUŞ LASTİĞİ
 Küçüktüm, çok küçük.
''Affan Dede'ye para saydım'' diyecek yaşta bile diğildim. Haliyle, henüz Cahit Sıtkı'ya uyuz olmaya başlamadığım gibi, Affan Dede diye bi esnaf da yoktu doğduğum şehirde. Hatta Affan isminde biri, şehrimin tarihinde hiç görülmemiş gibi bişeydi. Vardı misal, Bakkal Muharrem Dayı, Kuruyemişçi Tevfik Amca, Apartman Kapıcısı Hasan Efendi. Büssürü güzel insan var idi böyle… Ama, Affan da kimmiş ulan?
Şiir dediğin şeyin ayakları yere basacak, bi dizesiyle okuyanı delirtip-gudurtacak. Affan kimdir, necidir, neyi hayal edip de neresine gudurayım?
Evdeyim henüz o demler. Sokağı tam bilmiyom. Bakkala gadar gitsem gidebiliyom da, manava gitmeye kalksam gayboluyom mesela. Muhallebi çocuğuyum resmen. Halı üzerindeyim hep, oyunlar aleminde. Bigün oyuncak arabalarımla oynarken fark ettim ilk, her şeyi çift gördüğümü. Şu yaşımda olsam çok hoşuma gider, tuhaf bi zevk bile alırdım belki, ama büyük bi korkuya kapılıp ağlaya-sızlaya anneme haber verdiğimi iyi anımsıyom; 
-''Anne ben her şeyden iki tane görüyom yaa, sen bile garşımda iki tanesin''… 
Büyüyünce nasıl absürd bi hayat yaşayacağımın ilk belirtisi bu olsa gerekmiş, ne diyim şimdi?
****    ****
Annem, büyük bi korkuyla babamı eve çağırmıştı. Babam bi doktor amcayı, doktor amca il sağlık müdürünü, il sağlık müdürü vali yardımcısını, vali yardımcısı ilimiz valisini, vali bey bayındırlık bakanını falan aramış olmalı. O güne değin benzeri hiç görülmemiş bi kalabalık doluşmuştu evimize bi anda. Bana bakıp bakıp gözyaşı dökenler falan…
Aslında ne saçma bi panik, aklım başımda olacak yaşta bulunsam (ki, hiç olmadı henüz) kalp krizi geçirip öldürecekler beni heyecandan. ''Nooluyonuz yahu, hepi topu herşeyi çift görüyom'' bile diyemedimdi, neden korkulduğunu dahi anlayamıyom ki…
Canımın içi babam, ömrümün varı yoğu babam. Nasıl üzüldü Allah bilir? O ağşam, derhal ilk otobüsle Angara'da bi Göz Prof'una götürdü beni. Bekleme odasında oyuncak arabalalar bulunan, ömrümün ilk ve unutulmaz doktoruna. 
Belki, hastalarının çoğu çocuklardan oluşuyodu veya ''Çocuk Gözü Hastalıkları'' diye apayrı bi branş mı vardı bilemem, oyuncaklı bi doktor gönlümü feth eylemişti sonuçta. Aha ölme zamanım geldi, yaşama halaa ''çocuk gözüyle'' bakışım o bekleme odası sayesindedir tahminen.
Başkent'e gidişlerimiz ''15 günde bi mutlaka kontrole gelinecek'' biçiminde başladı önce, o kadar ki bozukmuş sağ gözüm. Yıllarca süren bi zaman diliminde, bu gidiş-gelişler ayda bire indi ilk olarak.  Sonra 3 ayda bi, 6 ayda bi falan derken belli bi düzelmeye eriştikten sonra gözlerim, yılda bi güne düşüverdi yorucu Ankara trafiğimiz. 
Efendime söyliyim, pek yaşlıydı zaten doktorumuz, ömrü yetmedi, öbür tarafa göç eyledi bigün, ''Artık gelmeyin'' diyemedi. Ne olur ne olmaz diye yılda bikez Ankara'ya mezarı başına gidiyorum ben haala, mezar taşındaki harfleri okuyom tek tek. ''Afferin evladım'' diyo gulağıma, derinlerden gelen  tonton bi gonuşuk.
Siz duyamazsınız.
****    ****
İşte bu yolculuklar sırasında farkına varmıştım, Samsun'un Çarşamba ilçesinde uygulanmakta olan ''Evin bacasının üzerine boş şişe koymak'' göreneğini. Gendi şehrimde asla olmayan bu tuhaf görüntü, kaçamamıştı o  minik bozuk gözlerimden bile.
Atalarımız çok hergele adamlar olduğu üçün, bizim geleneklerimiz de bilmece gibidir. Bu şişelerin anlamı; ''Evde gelinlik kız var, eyy erkek milleti haberiniz ola'' demekmiş meğer, nerden bilecektim? Büyüdükçe aklım erdi. İyi ki Giresun'da böyle bi adet hiç olmamış diyip diyip sevindim gaç kez. Malum, herkeslerin balkonunda falan yüzlerce boş bira şişesi oluyo bizde. Millet, bu yüzden tüm evlerde ''Harem'' kurulmuş sanabilirdi.
Allah korumuş şehrimizi dedim gendi gendime.
****    ****
Çarşamba'daki bu geleneğin devamı da oldukça ilgi çekici.
Kısmet olup da erkek tarafı gız istemeye geliyoken, damat bey'imizin evin karşısına geçip boş şişelere ateş etmesi gerekiyomuş. Böyle de tuhaf bi adetmiş işte, naparsın? Biraz, güç gösterisi içeren hanzo bi görünüme sahip de olsa, kendine özgü bi lezzeti de yok diğilmiş hani. Keşke sonsuza değin yaşatılsaymış bu görenek diye düşündürmüyo mu insanı?
Sanırım, Kenan Paşa dönemi yasaklamıştır bu kuşaklardan süzülüp gelen geleneği. Tahmin yürütmesi zor diğil; '' Sevgili Çarşambalı hemşerilerim, ateş etmeyi bırakın, kuş lastiğiyle vurun şişeleri netekim'' denmiştir, görülen lüzum üzerine. 
Tabanca-tüfek dururken, guş lastiğiyle şişe vurup da girilen gerdekten ne hayır gelecek bu vatana? Böyle böyle oynadılar işte genlerimizle 30 yıldır. Memleketin geldiği hazin noktanın ana nedeni bu diğil de başka nedir sanıyonuz?
Gerçi benlik işler diğil bu işler, tabanca-tüfek diyip durduğuma bakmayın. Şükürler olsun bana denk gelmedi bu görenek. Şişelere ateş ederken, yanlışlıkla evden birini vurur, mesela kayınpederimi hastanelik ederdim gibime geliyo.
Bi daha da nah alırdık o evden gızı.
****    ****
Bütün okurlarımın Kurban Bayramlarını kutlar, büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık