• 20 Mart 2013, Çarşamba 9:05
GürselEkmekçi

Gürsel Ekmekçi

İKİ KÜÇÜK ÖYKÜCÜK
 Biraz farklıydı hepimizden.
Gonuşması değişik, susması değişik... Oturması başka, kalkması başka… Sesinin tonu ayrı, saçının biçimi ayrı… Apostol derlerdi adına; gerçek adı mıydı, yoğusa lakabı mı, hiç bilemedim?  
Gayrimüslim idi guvvetle muhtemel. Yedi göbekten Ortaköy'ün öz çocuğuydu sülalesi.
20'li yaşlarımdaydım bense o vakitler, Apostol Abi desen, 40'ını aşmıştı epeyce bi. Sağda-solda rasgeldikçe selamlaşırdık, berberde, ganyan bayiinde, markette falan… Salt, aynı semtin adamı olmanın göz aşinalığıydı, merhabamızın rengi. Başka bişey diğil.
Bi can dostumun işlettiği şarküteri dükkanında denk düştük bigün. Duyardım, anlatılırdı yeri geldikçe, haftanın bigaç günü uğrar, yarım ekmek arası tulum peyniri yaptırırmış burada gendine... Kimi zaman, bal koydurduğu da olur imiş nevalesine. İşittikçe çok üzülürdüm, çoğu kez veresiye edermiş alışverişini bi de…
Kasada, sıramı beklerken gulak misafiri oldum, iyi ki olmuşum. Tanrı'nın bi hediyesiydi bana, o sabah yaşadıklarım.
-''Yahu Apostol, senin bi ailen yok mu'' diye sordu can dostum.
-''Olmaz mı, annem babamla yaşıyom'' dedi Apostol.
-''Peki, ya çoluk-çocuk''??
-''Yok, hiç evlenmedim''.
-''Bi sevgilin, bi kız arkadaşın''??
-''Yok hayır, hiç olmadı''.
-''Aşık da mı olmadın hiç''??
-''Olamadım''.
-''Aşksız yaşanır mı be Apostol''??
-''Beşiktaş var ya, yetmez mi''…
En son bu sözleri söyleyip, ''Hadi hayırlı işler'' diyerek çıktı arkadaşımın dükkanından, ekmeğini ısıra ısıra Apostol. 
Ardı sıra öylece bakakaldım…
Demek, aşk buydu???
****    ****
Değeri düşmemişti henüz hiçbi meslek dalının.
Eskinin Giresun'unun doktorları, filmlerdeki profesörler gibiydi aynı. Hakimleri, lord kılıklıydı. Avukatları, senatöre benzerdi. Sevgili öğretmenlerimiz melek katındaydı sanki. Eli çantalı sünnetçi abiler bile atom mühendislerini andırır idi.
Bizler, tüm bi şehir ahalisi, diş hekimi sanarak büyüdük, rahmetli Hasan Akbulut Amca'yı, belki de bu yüzden. Meğer diş teknisyeniymiş, nerden bilecez? Yok yok, bi sıkıntı yok. Aksine, dünyanın tüm diş hekimlerini toplasan bugün, bilgi birikimi yönüyle bi Hasan Amca eder mi, valla tam emin diğilim bundan? Nur içinde uyusun Amca'mız.
Henüz ortaokul öğrencisi çağlarındaydım o vakitler. Hasan Amca'nın kızı, saygıdeğer Betül Abla'mız üniversite bitirip, harbiden de diş hekimi olduydu bi güzel. Babasının işyerinde biricik kızının tabelası vardı artık. Tanımazlar, bilmezler, bacak gadar çocuğum zaten, bana noluyosa, tööbe, çok sevindiydim bu işe. Giresun'un deli rüzgarı her estiğinde gururla sallanırdı, o beyaz üstüne siyah harfler yazılı tabela.
Biraz zaman geçti. Ben de üniversite talebesi oldum. Bi yaz dinlencesi üçün şehrime geldiğimde, sokaklarda gezinirken, o tabelanın yenilendiğini gördüm. Sanırım evlenmiş, soyadı değişmişti Abla'mızın.
Allah herdaim mesut bahtiyar etsin, bugün bile sürmekte olan ağız tatlarını bozmasın, ama ben çok üzülmüştüm bu kez. Neden değişmişti ki o tabela? Sırf değişmesin deyu, damat bey, eşinin soyadını alamaz mıydı misal? Çocuk aklı işte…
Çok düşündüm bu mevzuyu sonradan. İnanın, ömrümce düşündüm. Yolda görsem belki de tanıyamayacağım insanları neden bu denli dert ediniyodum? Deli miydim, divane mi?
Fırtınalı bi Giresun sabahı, tüm tabelalar eşsiz bi ahenkle dingilderken erdim bu işin hikmetine. Ruhumda, derin bi Halit Akçatepe etkisi var idi oldum olası. Mahallenin temiz yürekli saf oğlanıydım. Herkes birbirini sevsin, aşık olsun istiyodum, ben uzaktan buğulu gözlerle izlesem de olur diyodum… Ama, kimi şeyler de hiç değişmesin diyodum.
Sokaklar mesela… Sokak lambaları mesela… Tabelalar bi de…
Ben, şehrimin tabelalarına aşıktım aslında…
****    ****
Afyon türküsüdür, bilir misiniz?
''Allı gelin taş başını yol eder / Ördek gelir su başını göl eder''.
Allah'ıma bin kere şükür olsun, şiirleri Beyoğlu'nun göbeğindeki raflarda satılan bi insanım. Ne var ki, yaşantımın sonuna değin, şu yukardaki dizeler gibi güzelini yazabileceğimi sanmıyom hiç. Nasıl dile getirebilirim, ördek gelmezse suyun göl olamayacağı imgesini? Bedri Rahmi üstadımın; ''Ne zaman bir köy türküsü duysam, şairliğimden utanırım'' dizeleri de aynı duyguyu anlatıyo olsa gerek.
Apostol bigün ortadan kayboldu. Bi daha da hiç haber alınamadı.
Abla'mızın tabelası halen yerinde duruyo, kimse merak eylemesin.
Gürsel Ekmekçi'yi sorarsanız, iyi has işte, naapsın? Ufka doğru bakıp duruyo hep; allı gelin hangi dağı yol eder?  Peki, aşk neydi???

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık