• 27 Ağustos 2014, Çarşamba 9:16
GürselEkmekçi

Gürsel Ekmekçi

FIRINDAKİ İNGİLİZ KRALİÇESİ
 Şu balıkçı abilerimi henüz hiç denizde görmüşlüğüm yok desem yeri.
Ne zaman yanlarına gitsem, kıyıda oturuluyo, büyük bi meşakkatle sürekli ağ örülüyo arkadaş. Afedersiniz, kıç kadar kayıklarının boya ve onarım işleri de aylardır bitmek bilmiyo bi türlü. 
Dünya limanlarına kayıtlı hiçbi transatlantiğin boya-badana konusu böyle uzun sürmemiştir diyim de çıkiyim işin içinden bari…
****          ****
Bugün de; uzaktan bakıldığında adeta Ümit Burnu'nda oturuyomuşuz izlenimi veren muzaffer bi edayla mendirek ucunda sohbet ettik bi süre abilerimle. Çayımıza, susamsız Giresun simiti eşlik etti tabi, başka ne edecekti?
Eskiden, baya bi eskiden, Ortaköy sahilinde dostlarımla demlenirken, 15-20 dakkada bir düzenlice çalışan dalgalar kıyıya vurup ıslatırdı biz müdavimleri. İlk kez böyle bi dalga vurması gördüm Giresun'da da??
Ve o da bi defa olup, o kadar adamın arasında, gele gele bana denk gelerek sırılsıklam etti heryerimi niyeyse. Hayır, en son vapur geçen sene geçmişti limandan, nasıl olur dalgası??
Uzatmiyim şimdi lafı, kıyıya vuran bu dalga beni alıp nerelere götürdü, boğazımı nasıl düğüm düğüm eyledi, anlatması inanın pek güç. Eski anılara, eli elimde olmasa da, kokusu bende duran bi sevgilinin koynuna, yüreğime işlemiş sevda türkülerine falan götürdü diyeceğimi sanıyosunuz belki… 
Hayır, hiç alakası yok!!
Götüre götüre, eski Hal Pazarı Mevkii'ndeki, şimdi yerinde yeller esen bi fırının, tıklım tıklım kalabalık olduğu bi gıymalı pide gününe götürüverdi, köpüklerin beyazlığı beni.
Başka ne gibi bi hatıram olacaktı ki zaten? Ne demiş bi atasözümüz; ''Eşşeğin gördüğü iki tane guru katır, onlar da uzay üssüne''.
Tam öyle değildi sanırım, idare edin.
****             ****
Kadınlı erkekli  3-4 tane turistin; '' Ula burada nooluyo, bu galabalık nedür, acaba bu kadar erkeğin şu pazar günü burada toplanması ne iştir'' anlamı taşıyan şaşkın bakışları bugün bile gözlerimin önünde valla. O zamanlar henüz ortabir çağındaydım, evin en küçüğü olarak fırına ben gönderilmiştim. Misal, bi gonuşma yapıp da turistlere, Giresun'da her pazar günü yapılan ''Kutsal Gıymalı Ayinini'' anlatacak yaşta falan diğildim.
Allah'tan, herkesin anadili gibi İngilizce bildiği bi şehrimiz var. Türkçe sözcükleri, tane tane, ama bağırarak söyleyince o kendiliğinden İngilizceye dönüşüyo malum. Şimdi adlarını yazıp da kimseyi sokağa çıkamaz etmiyim, o dönemki büyüklerim aynen bu yöntemle turistleri bi güzel ağırladılardı o gün  fırında.
Çaylar, kahveler mi içilmedi?? Gıymalı-peynirli pideler mi ikram edilmedi?? Dünyevi dertlerden, gezegenimizin genel iktisadi problemlerinden mi konuşulmadı??  Giresun'a ilişkin tarihi bilgiler mi verilmedi?? Daha neler neler?
Ve işin en tatlı yanı, tekbi İngilizce sözcük kullanılmadığı halde, turist arkadaşlar herşeyi gayet güzel anlamadılar mıydı bi de?
Kurban olayım yaa, müşteri olarak bi de yaşlı teyze vardı fırında o esnada; ''Benim gızım İstanbul'da İngiliz filolojisinde okuyu'' cümlesini Londra aksanıyla söyleyip, gözlerimizde İngiltere Kraliçesi kıvamına yükselmiş, en çok da O anlaşmıştı turistlerle.
Epeydir Londra sokaklarından ayrı düşmüş, özlemini turistlerle gideriyo gibi sarmaş dolaş oturmuşlardı bi süre.
Ağlamıştı bile turistlerin ardından teyzemiz, gözyaşlarını yaşmağının ucuyla sile sile.
****           ****
Bizleri de ağlattıydı  helbet O'nun ağlaması…. Eczacı Haşim Amca, Avukat Nihat Amca, Doktor Niyazi Amca, Esnaftan İhsan Güveli Amca, Öğretmen Muvaffak Amca, herkes ama herkes çok ağladılardı fırında.
Kimisi soğuğa aldırmadan, dışarıya çıkıp sokakta hüngür hüngür göz yaşı dökmüşlerdi  birbirlerine sarılıp. Çoğu evde gıymalılar boğazımıza dizildiydi. O hafta evden çıkamadıydı şehrin yarısı üzüntüden.
Ben okula bile gitmedim moralsizliğimden ertesi gün... O kadar ki, fen bilgisi kitabımızın ''üreme'' başlıklı sayfasındaki üst üste çıkmış ahlaksız böceklere bile bakmak gelmedi içimden hiç. Sınıfta kızlar, o sayfaya baktıklarında müstehcen bi tonda kıkırdayıp, biz erkekleri utandırıyodu ama. Üst üste çıkılıp da noluyo, bunu bilecek yaşta değildik ki.?? Fakat, gız gısmısı biliyodu işte nasıl oluyosa??
Tesis yoktu memlekette tesis. Nerede, neyin üstüne çıkacaz, tööbe estafurullah??
****            ****
Tesisi mesisi boşverin.
Güreller Kitabevi'nden aldığımız 36 renk ispirtolu kalem setinden başka hiçbi halt bilmeden geldim belli yaşlara. Bu kalemler sayesindedir, Türkiye'deki ve dünyadaki her futbol takımının formalarını yapar, çizer, boyardık minik kartonlara arkadaşlarımla. Bu minyatür formaları kendimize oyuncak eylerdik.
Küçüklüğümüz bu yüzden, tıpkı Adidas firması sahibi duygusuyla geçiverdi Karadeniz'in kıyıcığında. İçtenlikle söylüyom, elit bi duyguydu bu... Bugün bile, tv'de maçları diğil, formaları izlerim. Bazen koskoca Adidas'ın ürettiği formalarda kusur bulup; ''Hadi üleyn, şurasını yanlış dizayn etmişsiniz'' diyip küçümser, protesto ederim de…
Ama, dünyadaki hiçbi protesto; ''Kızlar kızlar gelem mi / Yanağınızdan öpem mi / Siz ananızın koynunda / Ben soğuktan ölem mi'' türkümüz denli anlamlı diğildir…
Bi adam daha ne desin kız milletine?
Ortaokulda kıkırdamayı biliyodular ama…
****          ****
(Gürsel Ekmekçi'nin Notu: Bu yazı tahminen 2 yıl önce gazetemiz Yeşilgiresun'da yayımlandı. Bahsi geçen Hal Fırını'nın sahibi, kıymetli büyüğümüz, Ahmet Gemici Amca'mız 3 gün önce vefat etmiş. O unutulmaz günleri saygıyla, özlemle anıyor, sevgili Ahmet Amca'mıza çiçekler arasında, nurlar içerisinde huzurlu bir uyku diliyorum)

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık