• 21 Ocak 2020, Salı 16:12
GürselEkmekçi

Gürsel Ekmekçi

BİLHASSA

Osman.
Çocukluk arkadaşım. Henüz ilkokul yaşlarında aynı apartmana düştük diye delice sevindiğimiz canım kardeşim.
Büyüdük işte beraberce, bi güne gelmedi ömrümüz.
Onların evi üçüncü katta idi, bizimkisi dört. Islık çalarak çıkardım merdivenleri ben, okuldan falan geldim, haberiniz olsun anlamında. Apartmanın bahçesine inip maç yapalım gibisine. Bi nevi şifre idi ıslığım, nefesi guvvetli bi hoca olmam o günlerden kalmadır!!
Bilesiniz.
****
Ne kadar erkek velet varsa toplanırdık bahçede, çok geçmeden. Kıran kırana ne maçlar oynadık, yazmaya ömrüm yetmez. Fileli kalelerimiz bile olurdu zaman zaman. Ta ki yağmurdan-rüzgardan çürüyüne değin...
Söylemeye gerek yok tabii, çok büyük bi golcüydüm ben!! (daha yazmadan tahmin ettiniz zaar)
Her gün yüz tane gol attığım yetmezmiş gibi, el hareketi de çekerdim rakip takıma. Uyuz ederdim karşımdaki savunma oyuncularını. Huyumu seviyim, kıh kıh!!
Kızların, ablalarımızın voleybol maçlarını hiç saymiyim şimdi, yeri diğil. Malum, bu çağda bile kadın voleybolunu günah sayan insanlarla aynı havayı solumak durumundayız.
****
Bigün rakip takımdaydı Osman. Yine çaktım golümü, elimi yumruk yapıp sallayıverdim yine. Kırıldı bana kardeşim; ''Sen bunu bilhassa yapıyorsun'' dedi..
Bilhassa da ne demek la? Daha 8 yaşımızdayız. ''Bilerek'' demek midir, ''Kasten'' demek mi, ''Özellikle'' demek mi, nedir? Bugün bile bilemiyorum tam karşılığını, Giresunca diğil ki, nasıl bileyim, niye bileyim?
Hepimizin böyle özentileri olmadı mı hayatta? Besbellim Osman da duymuştu evdeki büyüklerinden falan, dışarıdaki birilerinden filan bu sözcüğü. Yerli yersiz ağzına alır olmuştu bi gonuşuk olarak.
Sarı kafasını sevdiğim.
**** 
Bando takımındaydık ikimiz de okulumuzun.
Nasıl da büyük bi tutkuyla giyerdik kırmızı-beyazlı ''Giresun Cumhuriyet İlkokulu'' üniformasını. İple çekerdik bando çalışması mevsimlerini. Allah'tan memleketin çivisi çıkmamıştı henüz, bi yılda 5 tane bayram kutlanabiliyordu.
Gerçi bizim kuşak hiç kutlayamazdı şehrimin pek meşhur yağmurları yüzünden bayram-mayram. Haftalardır gayet güzel gitmekte olan havalar, tam da bayram sabahı yerini muson yağmuruna bırakırdı çünkü. Eh işte, okulun bahçesinde 10-15 gün çalışmışlığımızla kalırdık.
Söylemeye gerek yok tabii, çok büyük bi majördüm ben!! Elimdeki püsküllü değneği sallaya sallaya okulun en önünde yürür idim bi güzel. 23 Nisan provalarında havaya savurduğum değnek, 19 Mayıs kortejinde anca düşerdi tekrardan elime. (daha yazmadan tahmin ettiniz zaar)
****
Üç tane yürüyüş marşı vardı bandomuzun. ''Gel gel güzelim gel'', ''Alaman kızları'' ve ''On para yoksa beş para ver'' diye yaziyim de anlayan anlasın ezgilerini. Anlayanlar anlamayanlara anlatsın, ben niye anlatiyim şimdi?
Yalnız, bu ''On para ver''in ritmi biraz farklı ve hızlıcaydı. Bu marştan diğer marşlara geçişlerde bandomuz zorlanırdı. Herşey birbirine karışırdı, neden beceremezdik Allah'ım, bilemezdim hiç. Beden Eğitimi öğretmenimiz yasakladığı halde, ben yine de ne yapıp edip, bi kezliğine bile olsa bunun komutunu verirdim. Huyumu seviyim, kıh kıh!!
****
Osman, trampet takımının en öndeki grubundaydı. Kısa boyluydu o vakitler, boyunu posunu sevdiğim. Başta Osman, kocaman bi tebessümle ''Alaman gızları''nı çalarken tüm trampetçilerim, inadına 4 nolu komutu verip, ''On para ver'' marşına geçiş yaptırdım bigün.
Borazan takımı ortalığı inletti, en arkadaki zilciler delirdi, bandonun en arkasında büyük davulu gümlete gümlete yürüyen Yavuz Mısırcı kardeşim kudurdu. Kimin ne çaldığı anlaşılmaz oldu bi an. Çıkan ses genel anlamıyla, ''Çarşambayı sel aldı'' kıvamında bişeye benzemişti. Bedenci'miz çok kızmıştı bize.
Osman; ''Yaa ört'menim, Gürsel bunu bilhassa yapıyo'' demekteydi hiddetle. Varsın desin, sesinin tonunu sevdiğim.
Benim derdim başka idi. Hava koşulları nedeniyle bikez olsun Gazi Caddesi'nden aşşaa inememiştim okulumun en önünde.
Bu yüzdendir belki, bugün bile her bayram aynı caddenin aynı köşesinde artık gelmeyen bandoları bekleyişim.
**** 
Ne unutulmaz komşuluklar var idi ol güzeller güzeli apartmanda.
9 tane aile, tekbi aile gibiydik. Denize garşı balkon muhabbetleri, hep beraber yürüyüşe çıkmalar sahilde, bisiklete binmeler, plaja koşmalar yaz geldi mi, maça gitmeler, açık hava sinemalarına uçmalar, ramazan akşamları çıkıp da sokakta oturmalar...
Herkes herkesin kardeşiydi ol çiçekler çiçeği apartmanda.
Babası vefat etti bi gece yarısı Osman'ın. Kalp krizi geçiriyo dediler, kıyametler koptu benim o ıslıklar çaldığım merdivenlerde. Herkesler koşuşturdu sağa sola. Kimisi doktor çağırdı, kimisi yerleri secde eyleyip Allah'a dualar etti, elinden gelen suni teneffüs yaptı, gelmeyenler sadece ağladı.
Kaybettik, hepbir babamız gibi sevdiğimiz amca'mızı.
Sarıldık birbirimize Osman'la. Unutamıyorum, bi çocuk öyle bi anda nasıl bu sözleri edebilir; ''Bu ölüm şimdi diğil, bilhassa ilerde bana çok koyacak kardeşim''.
****
Haklıymış Osman.
İstanbul'daydım. Bi başka gece yarısı da tüm apartman benim babam için koşuşturmuş. 24 saat sonra yetişebildim ol cennetler cenneti apartmana. Dağlara, denizlere, evliyalara, meleklere haber salın, yalnız kaldım. Halen de kimsesizim.
**** 
Uzun yıllar geldi geçti. Doğru düzgün hiç göremedim Osman'ı.
Bi görsem tek tek anlatacağım o günleri. Gol sevinçlerimizi. Voleybol ipini. İmam Bahattin Abi'yi. Bisikletlerimizi. Kabuklukları.
Gördüğümüz her güzellikten geri kaldığımızı. 
Soracağım kardeşime, ''Gelirler mi geri'' diye?
Daha yazmadan tahmin ettiniz zaar. Bilhassa yapardım bunu, bilhassa.
Huyumu seviyim, kıh kıh!!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık