• 29 Aralık 2011, Perşembe 9:19
GürselEkmekçi

Gürsel Ekmekçi

Anlattığın kadar
Unutun bi süreliğine adımı, sanımı.
Şeklimi, şemalimi, kolumu, bacağımı… Oturmamı, kalkmamı, yürümemi, koşmamı… Herbi şeyimi unutun bi an için. Caddelerden coşkuyla geçen ben diğilmişim misal.
Densizce işler yaparak şehrime onulmaz yareler açanların kafasında gök gürültüsü gibi patlayan sitem dolu yazılarımı… Kara sevdaya düşmüşlerin gözlerinde nazlı bi pınar gibi süzülen şiirlerimi… O çocuksu gülmece öykülerini üreten ben diğilmişim meğer. Unutun.
Diyelim Gürsel Ekmekçi diye biri yok. Hiç olmadı. Çok mu önemli sanki? İsmin, nüfus kağıdının, ikametgah belgesinin, diplomanın, asınıfı uzay mekiği kullanma ehliyetinin değeri nedir ki şu alemde?
Aslolan, sadece bi sahipsiz şehrin çocuğu olarak yaşam sürebilmektir. Nice çamurlu heriflere inat, beyaz gömlek giyebilmek, nice fesat beyinli adamlara aldırmadan ayakta durabilmektir.
Yüzyıl öncesinden aldığın emaneti, alnının akıyla, beşikteki yeni doğmuş meleğinin uykularına taşıyabilmektedir asıl marifet.
****    ****
Bu şehrin en soylu mahallelerinin birinde dünyaya gelip, ortalığı daha önce benzeri görülmemiş çığlıklarla yıkmakla beraber, yine bu şehrin devlet hastanesinde sünnet olarak herif'leştim ilk kez. Eskimiş musluklarına avucumu dayayıp yıllar boyu tertemiz akan köy sularını içe içe, hamam tasıyla arefe sularını kafamdan aşşaa döküne döküne büyüdüm.
İlk kez bi Giresun gızına aşık olup, hayatımda ilk kez o gaybananın elini tuttum. Orta sondaydık, yaşımız küçüktü, sevgimiz tertemizdi mecbur, halen sağ elimin içinde o prensesin terini taşırım.
Hayatta ilk polis jopuyla Giresunspor'la gittiğimiz bi deplasmanda tanıştım, ömrümde bindiğim minibüsün camlarının ilk taşlanması da bu takımın uğrunadır. Sonradan, mafyaların, uğursuzların, tuhaf tuhaf soysuz adamların eline düşeceğini nerden bileyim, yeşil beyaz formayı çok ama çok sevmiş bulundum bi kere.
Deliganlılık çağında, okul kazanıp, büyük şehirlere gitmek zorunda kaldım. Şehrimi ardımda bırakmadım hiç, aksine çevremdeki her dostum bi miktar Giresunlu'laştı benimle kaynaştıkça. Gıymalı sevgisini, garşılama oynamanın erdemlerini, benim şehrimin şivesinin başlıbaşına bi edebiyat anabilim dalı olduğunu gördüler örneğin.
Esnaf oldum gurbet elde, şehrimi anlattım ballandıra ballandıra komşulara. Rüzgar öyle esti, müdür oldum sonra kimi firmalara, yine şehrimi tanıttım her mesai arkadaşıma günler geceler boyu. Göğsümü gere gere yazabiliyom şimdi, hangi çatlak sesin ne yorum yapacağı hiç derdim diğil, benimle yaşam paylaşan her insan Giresun'u sevdi, benim şehrimin üst düzey niteliklerine yürekten inandı.
Kimbilir kaç tanesi, bi haftalığına da olsa, yaz dinlencelerinde bizim buralara geldiler. Şehri cananı gezip tozup, insanlarımızdaki muhabbeti her tattıklarında, sanki ağız birliği etmişler gibi; ''Haklıymışsın kardeşim, anlattığın kadar varmış'' dediler..
İnanmazsınız, ne benzersiz bi duygudur, sevmeye doyamadığın şehrinin başkalarına anlattığın kadar var olmuşluğu…
****    ****
Orta yaşlı yıllarımın da çıkış noktası oldu bu sözcükler; ''Anlattığım kadar var olması'' şehrimin. Allah nasip etti, yayınevinin biri yazdıklarımı beğenip, yayımlamayı uygun buldu. Yazar rütbesine erdim böylece. Kurban olayım tümüne, insanlar yazdıklarımı sevdiler. Çok basitti oysa başardıklarımın sırrı; ne yazdıysam hep o prensesin terini taşıyan o minicik elimle yazdım. Hep şehrimi yazdım…
Bazı uydurkaydır mahalli düzeydeki yazar müsvetteleri gibi, cümleleri devirmeyi bi halt sanmadan, doğru bildiklerimi dimdik yazdım hep. Veya nasıl söyliyim; ''Ey gidi, Depboy'daki Ali Dayı'nın dondurmalarını yerdik eskiden'' yazmayı falan da bi marifet sanmadım.
Hürmetimi eksik etmeden gittim, ne kadar Ali Dayı varsa hepsinin ta kendisi oldum, müşterisinin gri hırkası oldum. Garılar Pazarı'ndaki teyzelerimin peştemallarının pembesi oldum. Köy dolmuşlarındaki şenşakrak gocamanların beyaz sakallı nur yüzleri oldum. Limana indim golibice oldum, yaylaya çıktım camış bokuna basıp kaldım. Yağlıdirek yarışlarının limonata satıcısı oldum bazen.
Kimi gün Bedros oldum, kimi gün Madam Agavni. Kimi gün Sokakbaşı'ndaki yüz sene öncesinin tenis kordum oldum, kimi gün 1900'lerin başının Giresun Filarmoni Orkestrası.
İşin kolayına kaçmadan; komen oldum, saklambaç oldum, toplu guguk oldum, tiktak oldum, mikado oldum, tilki tilki saat kaç oldum yazılarımda.
Anlattığım kadar var mıdır harbiden, ben hep şehrimi yazdım.
****    ****
Henüz bigaç saat önce, firma yetkilisinden gelen telefon, şiirlerimden oluşan CD'nin, satışa sunulmak üzere Beyoğlu Leman Kültür'e teslim edildiğini bildiriyodu. Bu haber, yaşamımın dönüm noktası olduğu için, mutluluğumu tüm dostlarımla ve okurlarımla paylaşmak istedim.
Yapıtlarımın, Leman Kültür raflarına ulaşmış olması, benim naçizane yaşantım için yeterli bi mertebedir, ödüldür, Allah'ıma şükürler olsun.
Hiçbir şeye, hiçbir varlığa, hiçbir kimseye adamıyorum bunu, beni yetiştiren şehrime armağanım olsun..
Bu güzel gelişmede en büyük payları olan değerli üstadım Mehmet Çağçağ'a ve canım kardeşim Ömer Hacıahmetoğlu'na nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyom, sağolsunlar.
****    ****
Hayatta hemen hemen her hedefime ulaştım. Geriye sadece, bigün Belediye Meclis Toplantısını basmak ve üyelere zorla şu kararı aldırmak kaldı: ''Turşu diblesi bundan böyle tüm şehirde ara yemek diğil, ana yemek olarak yenecektir''…
Belediye hoparlörlerinden bu anonsu duyduğunuz gün beni anımsayın, yeter.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık