• 11 Nisan 2012, Çarşamba 10:03
GürselEkmekçi

Gürsel Ekmekçi

ANAOKULU
 Şu güne değin ''ömür'' diye yaşadığım zamanın 5'te biri orada geçmiş.
Geride ne güzel dostluklar bırakmışım, ne çok anı var yüreğimde. Emeklerim, yaşanmışlıklarım, uyumadığım nice uykularım. Adı bende kalsın, artık olmayan bi süpermarket uğruna adanmış gençliğim.
Yok yok, abartmıyom, asla; ''Yarı oralı sayılırım'' falan diyecek diğilim. Kendimi Giresun'dan başka biyere ait hissetmek, benim üçün günahtır. 
Ama, yine de adını her duyduğumda, salt alnımın terini anımsatmasıyla içimin titrediği, ruhumun derinden sarsıldığı bi ildir Ordu. Komşumuzdur. Yarım saatlik uzaklıktadır. Yanlış oldu uzak sözcüğü, neredeyse, en tepesine çıkıp da şöyle bi baksan doğuya doğru, benim şehrimin ışıklarının görüneceği bi yakınlıktadır.
Yıllar önceydi, çıkıp da baktım zaten. Gecenin bi vakti. Allah'ın ayazı bi hava. İş çıkışı kafa dağıtmaya gitmişiz bigaç personelimle. Bu kadar mı raslantı olur? Nerden gelir o ses, hangi rüzgar getirir bilemem, bi radyodan mı, araba teybinden mi? Bizim Eşref türkümüz çalıyodu uzaklarda; ''Giresun üstünde vapur bağrıyor''… Selda Bağcan söylüyodu o eşsiz sesiyle.
Sanırsın, çok mühüm bi gurbet eldeyim. Dersin, Lüksemburg'da falanım, Kutup'larda filanım, dönülmez yollardayım. Başlıyom ağlamaya. ''Etme müdürüm, basarız gaza 15 dakkada gideriz, daha dün izinden geldin zaten, gören de seni 40 yıldır şehrinden ayrı sanacak'' diyo yanımdakiler.
Tutamıyom gözlerimi, napiyim? Giresun dışındaki heryer gurbettir bize. Gurbetin yakını, uzağı olmaz.
****    ****
Ne zaman ve ne diye icap etti, inanın aklımda kalmamış…
Garanti, annem ya da ablam zorla götürmüştür. Epeyce bi genç yaşta idim, ama kalp doktorunun odasında buldum gendimi bigün. Kalbimin elektrobilmemnesi çekildi. Herkes pek daha vahim bi bulgu beklerken, sonuç olarak, çıka çıka 'kalbimin sola doğru hafiften yamuk olduğu'' çıktı ortaya. (Başka ne yöne olacaktı)
1980'li yılların koşullarında, uyuz bi elektroyla böyle bi durum nasıl saptandı, hiçbi fikrim yok. Nasıl bi tedavi gördüm, ilaç mı içtim, yoksa sanayi'deki bi kaportacıya gidip; ''Usta, benim kalp sola çekiyo, bi ayar geçiver şuna''mı dedim, valla bunu da unutmuşum. Ehh peki, düzeldi mi yamukluk diye sorarsanız, onu da merak edip asla öğrenmedim, bana ne?
Ordu Faruk Furtun Anaokulu'ndan aldığım davet, işte bu yamuk galbimi yerinden oynattı, geçtiğimiz hafta… 4 yaşındaki çocuklarla söyleşmem, ayrıca onlara bi de masal okumam istendi benden. Her hafta bi konuk getirirlermiş, örneğin, bi hafta önce Ordu Belediye Başkanı yapmış bu işi.
Hülya Avşar'dan gelen evlilik teklifini saymazsak, hayatımda aldığım en güzel teklifti bu. Seve seve kabul ettim. Nasıl sevinmiyim, mutluluktan nasıl uçmasın şu deli göynüm? Zeka düzeyime en uygun yaş grubuyla buluşmaya gidiyodum işte…
En ön koltuğuna oturmuştum, Ordu'ya giden otobüsün.
****    ****
Yahu samimi gonuşuk ediyom, büssürü kalabalık ortamlarda sahne almış, fuarlarda imzalar atmış, pekçok canlı yayınlarda konuşmalar yapmış bi insanım, ömrü hayatımda bu denli heyecanlanmadım.
Faruk Furtun Anaokulu… Yaseminler sınıfı… 30 tane canavar gibi velet… Karşılarında bencileyin gariban bi yazar…
Ayakkaplarımın bağcığından, gömleğimin yaka düğmesine değin merakla inceliyolar, ayrı dert. En sorulmaz soruları yapıştırıyolar, ayrı dert.
-''Yaa, sen neden kitap yazdın? Hadi otur bize de yaz bakim, kendin mi yazdın, babana mı yazdırdın?''.
-''Niye gözlük takıyon, uyurken de takıyo musun?''.
-''Ne zaman masal anlatacan bize, sakın korkunç bişi anlatma, komik şeyler anlat, yoksa küseriz''.
-''Gürsel Amca sen kafan neden keltoş?''.
-''Hadi bize taklitler yap, yapıyomuşsun, duyduk biz''.
-''Annen de seni bezliyo mu?''.
2 saat boyunca, anamdan emdiğim sütü burnumdan getirdi, eşşek sıpaları.
****    ****
Nerden aklıma geldi, galiba tamamen doğaçlamaydı, Nasrettin Hoca'yı anlatarak başladım söyleşiye. Hayata O'nun kadar muzip bakmak gerektiğini vurguladım kendimce. Karagöz'le Hacıvat'a yöneldim daha sonra. Karagöz'ün her lafı yanlış anladığını örneklerle anlatıp, güldürdüm kerataları. Ardından; ''Fakat siz öğretmenlerinizi iyi dinleyin, herşeyi doğru anlayın'' demeyi de ihmal etmedim helbet. 
''Sözzzz'' diye bağırdılar hepbir…
Sözlerimi getirip Keloğlan'a bağladım finalde. ''Ben bir garip Keloğlan'ım'' türküsünü söyledik sık sık. Elime tutuşturulan kitaba pek bağlı kalmaksızın, çoğu yerini kafamdan o anda uydurduğum bi Keloğlan öyküsü okuyarak tamamladım programı.
Gerçi, dünyanın en absürd Keloğlan masalı oldu, ama çocuklar çok güldü olup bitene. Daha ne isterim; ''Sen haftaya yine gel, tamam mı goçum?'' dediler…
Çıkarken, göğsüme renkli kartondan yapılmış bi yıldız bile taktılar. Karton deyip geçmeyin. Hayatımda aldığım ödüllerin şahıdır.
****    ****
Kıldan tüyden bi yazar veya entel bozuntusu bi dangalak herif olsam, şimdi şunu derdim sizlere;
-''Vay efendim, gittim de çocukların ışıl ışıl gözlerinde ülkenin geleceğinin ne kadar aydınlık olduğunu gördüm. Şunu gördüm, bunu gördüm, şöyle umutluyum, böyle keyifliyim''…
Palavra. Vallahi palavra.
Kimin haddinedir şu dünyada, çocukların gözünde bişeyler görebilmek? Suya gidersin onlarla, susuz dönersin. Çocuklar sende bişey görebildi mi, asıl buna bakacan…
En ön koltuğundaydım Giresun otobüsünün. Burunucu'ndaki son virajdan dönünce, kainatın objektiflere poz verir gibi duran yegane şehrine bakıp bakıp iç çektim.Dilimde Eşref türküsü;
-''Nafile nafile o da nafile / Giresun'da dostun var o da nafile''..

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık