• 16 Ağustos 2017, Çarşamba 9:03
ErolKonal

Erol Konal

YORUMSUZ
 "Yolunda yürüyen bir yolcunun, yalnız ufku görmesi
kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de
görmesi ve bilmesi lâzımdır.”*
Mustafa Kemal 1930
“…
Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et;
Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;
…”**

“…Hangi istiklâl vardır ki yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planlarıyla yükselebilsin?” Mustafa Kemal 6 Mart 1922
“Yüzyıllardır ulusumuzu yöneten hükümetler, kültürü yaygınlaştırmak istediğini gösteregelmişlerdir. Ancak bu isteklerine ulaşmak için Doğu’yu ve Batı’yı taklitten kurtulamadıklarından, sonuç, ulusun cahillikten kurtulamaması olmuştur.” Mustafa Kemal 1 Mart 1922
"... Bugüne kadar elde ettiğimiz başarılar bize ancak gelişmeye ve uygarlığa doğru bir yol açmıştır. Yoksa gelişmeye ve uygarlığa henüz ulaştırmış değildir. Bize ve bizden sonra geleceklere düşen görev, bu yol üzerinde tereddütsüz ilerlemektir.” Mustafa Kemal Ağustos, 1923
"... Siyasal, askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa, yaratılan zaferler sürekli olmaz, az zamanda söner. Bu bakımdan, en güçlü ve parlak zaferimizin bile sağlayabileceği bayındırlık yararlarını (semerat-ı nafıa) saptayabilmek için, ekonomimizin, ekonomik egemenliğimizin (hâkimiyet-i iktisadiye) sağlanması, güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması gereklidir.” Mustafa Kemal Şubat, 1923
“Tarih, ulusların yükselme ve alçalma nedenlerini ararken, birçok siyasal, askeri, toplumsal nedenler bulmakta ve saymaktadır. Kuşkusuz, bütün bu nedenler toplumsal olayları etkiler. Fakat bir ulusun doğrudan doğruya hayatıyla, yükselişiyle, alçalışıyla ilişkili olan, ulusun ekonomisidir. Tarihin ve deneylerin saptadığı bu gerçek, bizim ulusal hayatımızda ve ulusal tarihimizde de tamamen belirir. Gerçekten, Türk tarihi incelenirse, bütün yükseliş ve açılış nedenlerinin bir ekonomi sorunundan başka bir şey olmadığı anlaşılır.” Mustafa Kemal 18 Şubat 1923
"... Geçmişte, özellikle Tanzimat döneminden sonra, ecnebi sermayesi memlekette ‘müstesna’ bir yere sahip oldu. Ve bilimsel anlamda denilebilir ki, devlet ve hükümet ecnebi sermayesinin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Artık her uygar devlet gibi, yeni Türkiye de bunu kabul edemez. Burası esir ülkesi yapılamaz.” Mustafa Kemal Şubat 1923
"... Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda, Batı emperyalistlerinin, güçleri ve bilinen araçlarıyla, Türk milletini emperyalizme araç olarak kullanmak istemelerine engel oluyoruz. Bununla bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz.” Mustafa Kemal 20 Haziran 1920
“Biz Türk’üz, tam manasıyla Türk’üz. İşte o kadar. Bize iyi Müslüman olmak yeter. Asya için ve Avrupa için bizim kanunumuz aynıdır. Dostlara sahip bulunmak, tam bağımsızlığımızı korumak, her şeyi Türk cephesinden değerlendirmek. Bu gerçekçi görüştür. Osmanlı İmparatorluğu’nu mahveden ideolojiye tepkidir.” Mustafa Kemal 1921
“Panislâmizm’i ben şöyle anlıyorum: Bizim ulusumuz ve onu temsil eden hükümetimiz, doğal olarak yeryüzündeki dindaşlarımızın mutlu ve refah içinde olmasını isteriz: Dindaşlarımızın, çeşitli yerlerde meydana getirmiş oldukları toplumların bağımsız yaşamasını isteriz. Onunla büyük bir coşku ve mutluluk duyarız. Bütün İslâm toplumlarının, İslâm dünyasının refah ve mutluluğu kendi refah ve mutluluğumuz gibi değerlidir. Ve bütün onların da bizim mutluluğumuzla ilgili olduklarına tanığız. Ve bu her gün apaçık ortadadır. Fakat efendiler, bütün bu toplumların bir imparatorluk halinde bir noktadan sevk ve yönetimini düşünmek istiyorsak, bu bir hayaldir. Bilime, mantığa, fene aykırı bir şeydir.” Mustafa Kemal Aralık 1921
Yukarıdaki satırları okurken tamamen önyargılarımızdan ve ön kabullerimizden bağımsız olmakta ziyadesiyle fayda var. Zira sadece kendi doğrularımız ve yanlışlarımıza göre hayatı sınırlandırmak başta kendimize sonra karşımızdakilere büyük haksızlık. Her türlü düşünce kalıplarından sıyrılıp meselelere objektif ve çağın gerekleri doğrultusunda bakabilmeliyiz, artık.
Söz konusu vatansa gerisi teferruattır dedikleri noktaya gelmeye gerek yok. Her meseleye vatan millet Sakarya mantığıyla yaklaşıp hamaset yapmak doğru olmadığı gibi her düşünceye, her görüşe şerh düşmek, karşı olmak da muhalif olmakla eş anlamlılık içermiyor. Elbette eleştireceğiz, elbette sorgulayacağız, elbette bir tarafımız olacak. Ancak tarihsel ve felsefi blokajları çok iyi tahlil ederek, sosyolojik olguları derinlemesine etüt etmiş halde hadiselere refleksi ve pragmatik olarak değil akılcı ve çözüm odaklı bakış açıları getirmek mecburiyetindeyiz.
Hepimizin sorumlulukları olduğu gibi okur çizerlerin bilhassa da aydınların bu ülkeye, bu topraklara, bu coğrafyaya olan sorumlulukları ve göbek bağları onları pozitif objektifliğe ve bizden taraf olmaya bir adım daha yaklaştırmalıdır. Çünkü mesele sen ben meselesi olmadığı gibi ilerici gerici, muhafazakâr ateist, sağcı solcu, popçu topçu, zengin fakir, kadın erkek, Sünni Şii meselesi de değildir. “İzm’ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri. İtibarları menşe’lerinden geliyor. Hepsi d e Avrupalı.”1
Mesele inancımız, ırkımız, cinsiyetimiz, rengimiz, fikriyatımız ne olursa olsun ortak bir paydada buluşup ‘biz’ olabilmektir, ‘biz’ kalabilmektir. Çünkü; “Kavga, insanla kader arasında değil artık, insanla kelime arasında. Rüyaları o bayraklaştırıyor. Yığınlar onun için yaşıyor, onun için dövüşüyor, onun için ölüyorlar. Mukaddeslerin rengine bürünen bir bukalemun kelime, semavi kitapların şeytanı. Ve en tehlikelileri, toprağımızda doğmayanlar. Sol’la sağ, bu karanlık kafilenin öncülerinden ikisi…”2
Yetmedi mi hala gölgelerle savaşmak, hayaletlerle vakit harcamak, hurafelerle boğuşmak? Cambaz hikâyesi ki ne de güzel anlatır serencamımızı! Küçük resme değil, büyük resme odaklanmak lazım. Bakınız; “…İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar, Osmanlı’yı çıkardıktan sonra ele geçirdikleri Arap topraklarında, iki ana temayı işlediler: 1. Türkler, Osmanlı döneminde Müslüman Arap ülkelerini sömürge yapmış, yıllarca onları sömürmüştü. 2. Aynı Türkler, 1920’lerden başlayarak İslâmlıktan uzaklaşmış, ‘gâvur’ olmuşlardı. Şu halde Araplarla Türkler arasında herhangi bir yakınlık nedeni kalmıyordu…”
Taklitten, aşağılık kompleksinden, bizden adam olmaz psikozundan da bir an önce kurtulmak lazım. Kendimizi, değerlerimizi, bizi biz kılan sosyal genetiğimizi çok iyi anlayıp, ona göre davranışlar sergilemenin vakti geldi de geçiyor, ona göre. “…Kemal Paşa Fransızca bilirdi. Ama Fransızca konuşan insanlara Türkçe cevap verirdi. Hâlbuki şimdikiler İngilizce konuşmayı marifet sayıyorlar. Sen sömürge valisi misin, nesin? Milli haysiyet diye bir şey var. Bunu yok ettiler. Çünkü bizi kültürsüzleştiriyorlar.”
Tehlikenin farkında mısınız?
* Bu ve diğer bütün alıntılar aşağıdaki kitaptan alıntılanmıştır: Hangi Atatürk, Attila İlhan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 14. Baskı,
** Bırak Beni Haykırayım, Mehmet Emin Yurdakul

1-2 Bu Ülke, Cemil Meriç, İletişim Yayınları, 9.Baskı, Sh: 90, 77


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık