• 15 Mart 2017, Çarşamba 7:55
ErolKonal

Erol Konal

Yoldan Çıkmak!
 Zaman zaman yol düşüncesi zihnimin labirentlerinde bir şimşek atımı gibi bir yanıp bir sönmekte. Konu yol olunca kalem de şaha kalkan bir at oluvermiş çok mu? Tabii bir de yürümek var…
İsteriz ki yol bizi hedeflerimize ulaştırsın, amaçlarımıza iletsin, hayallerimizle buluştursun. İsteriz ki yolun sonunda güzel şeyler olsun. İsteriz ki yol bizi bir yerlere vardırsın, bir şeylere kavuştursun.
Kimse istemez yolda kalmak, yolda kaybolmak. Mutlaka menzile ulaşmalıyızdır. Sürprizler istemeyiz yolda. Yol bir yerden bir yere ulaşmaya yarayan bir araçtır sadece. Böyle olunca yol, yol boyunca rastladıklarımız, yolun sağına soluna serpiştirilenler birdenbire anlamsızlaşıverirler. Hükümlerini yitiriverirler, değersizleşiverirler. 
Şimdi bu ne kadar doğrudur ne kadar yanlıştır izahına kalkışmayacağım. Tercihler, tercih sahiplerinindir. Ve her yolcunun yolculuk esnasında neyi önceleyip neyi erteleyeceği kendine ait bir tasarruf olduğuna göre bize düşense iyi yolculuklar dilemekten ötesi olmayacaktır, son tahlilde. 
Yol bizatihi mümbit bir metafor olmasıyla başlı başına bir muammalar yumağıdır. Yol meçhule açılan bir kapıdır. Yol ufka sallanan eldir. Yol sonsuza çağıran sestir. Yol boşluğa bırakılan çığlıktır. İsteyen istediğince manalar çıkartmakta özgür olduğu gibi bu manaları dilediğince tevil etmek hakkına da sahiptir. 
İster başlangıç olsun yol ister bitiş ne fark eder ki? İster bir yere çıksın yol ister yolunu şaşırsın kime ne? Yol, yolcularıyla bir anlam kazanırken yolun hakkını verenler ile yolda kalanların hükmünü vermek yine yoldan geçenlerin kaderine düşmekte. Hülasa yolun, yolcunun, yolculuğun, yolda kalanların, yoldan çıkanların, yolunu şaşıranların kaderleri bir. 
“Olduğu kadar olmadığı kader.” diyen şarkıcıya ufak bir hatırlatmada bulunmak isterim; olmadığı da kaderdir. Ah gönül, vah gönül, eyvah gönül!
Bu da demek ki aslında kimse yürüdüğü yolda ne yalnız, ne sahipsiz, ne garip ne de özgür! Böylesine komplike bir denklemde alıp başını gitmek ne kadar mümkünse o kadar özgürdür yolcu. O kadar bağlıdır yola ve yoldaki işaretçilere. 
Çıkmaz olan yollar değil, tercihlerimiz. Çetin olan yollar değil, yargılarımız. Aşılmaz olan yollar değil, kendimiz. 
Yol düşüncesi hepimizi şu ya da bu şekilde meşgul ederken, sorulması gereken soru yolun sırlarına ne kadar vakıfız olmalıdır. Sahi ne kadar vakıfız konuya? Yolun gerek şartlarının ne kadarına haiziz? Belli ki bir liyakatimiz var yürümek için. Belli ki yollar aşılmak için. Belli ki yol hakkını verenler için. Belli ki yol gelmek için olduğu kadar gitmek içindir de. 
Sevgili okur, şimdi burada durup yazının bundan öncesini çöpe atmanın tam yeridir. Çünkü bilineni tekrardan, olanı söylemekten, gönülden geçeni ilan etmekten fazlası değildir, üsteki kısımlar. 
Öyleyse doğru soru ne? Hangi yol bizi sorularımızın cevaplarına götürecek? Ve duyacağımız o cevaplar için hazır mıyız? 
Tam da burada Dücane Cündioğlu'ndan 'yoldan çıkmak' tabirini ödünç almanın vaktidir şimdi. Ey, sevgili okur! Yola çıkmak için yoldan çıkmaya razı mısın? 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık