• 18 Ocak 2017, Çarşamba 7:57
ErolKonal

Erol Konal

Yazıyoorrr, Yazıyoorrr
 Yazıyoorrr, yazıyoorrr…Göçmen kuşların geri döndüğünü yazıyoorrr… 
Yazıyoorrr, yazıyoorrr…Çocukların artık savaşlarda ölmeyeceğini yazıyoorrr…
Yazıyoorrr, yazıyoorrr… Mevsimlerin yine eskisi gibi dört tane olacağını yazıyoorrr…
Ve yazıyor çiçeklerin eskisi gibi koktuğunu, rrmakların yolunu şaşırmadığını, güneşin bizi terk etmediğini, ayın bize küsmediğini, yıldızların semamızı aydınlatmaya devam edeceğini... 
Uçurtmaların tellere takılmayacağını, postacıların adresleri şaşırmayacağını, mektupların içlerinden samimiyet damlayacağını, kağıtların bir ucunun yanık olacağını, kurallar ne derse desin önce selam edip büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperek mektuplara başlanacağını yazıyor.
Kırlarda yuvarlanmanın yasak olmadığını, ağaçların gölgesinde rüyalara dalınabileceğini, kuşların cıvıltılarıyla uyunabileceğini, rüzgârın hışırtısıyla, suyun şırıltısının birbirine karışabileceğini yazıyor.
Annelerinin kızlarının saçlarını taradığını, babaların oğullarının elinden tutup bayram namazına götürdüğünü, dedelerin ve ninelerin torunlarına yeniden masallar anlattığını yazıyor.
Çocukların kimsesiz olmadığını, evin en büyüklerinin huzur evlerinde değil kendi yataklarında gözlerini yumabildiklerini yazıyor. 
Yağmurların zamanında yağdığını, çiçeklerin günü geldiğinde açtığını, toprağın toprak, çimenin çimen, ağacın ağaç koktuğunu yazıyor.
İyilerin var olduğunu, doğruların çoğaldığını, güzelliğin solmadığını yazıyor.
Esas olanın niyet olduğunu, yolların yürümekle aşıldığını, bulanların arayanlar olduğunu yazıyor. 
Tutul/a/mayacak sözlerin verilmeyeceğini, kırılan kalplerin alınacağını, yıkılan gönüllerin kazanılacağını yazıyor.
Sözlüklerden kötü kelimelerin, lügatlerden olumsuz kavramların, kamuslardan çirkin davranışların çıkartılacağını yazıyor.
Sözlerin kırmayacağını, dillerin birleştireceğini, gönüllerin kucaklayacağını, yüreklerin sarmalayacağını, kalplerin birlikte atacağını yazıyor.
Sevmeye nihayet olmadığını, saygıya paha biçilemeyeceğini, dürüstlüğün olmazsa olmazımız olduğunu, fedakârlığın, vefanın, masumiyetin geri geleceğini yazıyor.
İnsanlığın umudunun yine insanlarda olduğunu, yarının inşasının dünden başladığını yazıyor.
Her şeyin bir bakışta nihan olduğunu, her gizemin içinde binbir baharı barındırdığını, her baharın milyonlarca hayata teşne olduğunu, her hayatın sonsuzluğun örgüsünde bir manaya karşılık geldiğini yazıyor.
Kelebeklerin aslında bir günden fazla yaşadığını, kedilerin hep dört ayakları üstüne düştüğünü, denizlerin dalgalanmadan durulmadığını, kırlangıçlarınsa sadece altı ay yaşayabildiklerini yazıyor.
Şarkıların birlikte söylendiğinde güzelleştiğini, türkülerin beraber dinlenince ağlattığını, kalplerin birlikte attıkça güçlendiğini, ellerin sımsıkı tutulduğunda ayrılamadığını yazıyor.
Kuşların ayrı ayrı adlarının olduğunu, çiçeklerin faklı faklı koktuğunu, balıkların su dışında yaşayamadıklarını, insanların kendilerinden başka düşmanlarının olmadığını, dünyayı uzaylıların istila etmeyeceğini yazıyor.
Her akşam evde oturup televizyon seyretmek yerine, sinemalara, tiyatrolara, misafirliklere gidilmesinin yasak olmadığını, değer verdiklerinizi aramak için özel günleri, geceleri beklemeye gerek olmadığını, seviyorum demek için illaki bir neden aranmasına ihtiyaç olmadığı yazıyor.
Bilginin öğrenmek için, yarışmak için, fark atmak için değil, hayatı güzelleştirmek, manalandırmak, problemleri çözmek, fark yaratmak için tahsil edilmesi gerektiğini yazıyor.
Bu haftalık bu kadarlık yerimiz olduğunu, ancak insan kalbinin ve aklının bir sınırının olmadığını yazıyor.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık