• 10 Temmuz 2015, Cuma 9:29
ErolKonal

Erol Konal

Voleybol Topuna Güzelleme (1)
 “Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyliyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım iki söz yazdımsa.”
                                 ***
“Zen merde, civân pîre, keman tîrine muhtaç
Eczâ-yı cihân cümle biri bîrine muhtaç” 
Geçenlerde bir gemi uğradı bu nankör limana ve bir zarf bırakıverdi gönlümün çoktan köhneleşmiş rıhtımlarına. Zarftansa öğretmenliğim saçılıverdi ortalığa. 
İhtiyaçlarımızı sonsuz zannederiz hep.  Bundandır her zaman daha fazlasına talep. Bundandır sırt çantalarımızın bir türlü boşalmak bilmemesi ve dahi omuzlarımızdaki onca yük. Yine aynı sebeptendir gönüllerimizdeki bunca acı, yüzlerimizdeki tarifsiz kederler ve gözlerimizdeki yorgunluk, dizlerimizdeki halsizlik… 
Oysaki ne kadar da kolaydır ne kadar da basit; mutlu mesut sade bir yaşamak. Gönüller bir olunca samanlık seyran olurmuş dedikleri tam da bu olsa gerek. Şimdi ne demagoji yapmanın sırası ne felsefe ne de edebiyat. Gayet sade, yalın, duru bir anlatımla meramımızı ifade sadedinde olmalıdır laf ü güzaf. 
Varsa her sevenin bir seveni, dünya var imiş yok imiş ne umurun! Bakmayın siz sevginin karın doyurmaz dediklerine. Ancak sevgiden nasibi olmayanların uydurdukları kuyruklu bir yalandan ibarettir bu safsata. 
Yollar çetrefilli olsa da güvenilir bir rehberin ardında hangi yol varmaz ki aydınlığa? Yolcu yürümekten yükümlü, rehber aydınlatmaktan.   
Baharlar güzeldir. Baharlar ki yolu gözlenir. İlkbaharlarsa ayrı bir güzeldir. Hele ki içinden eksik olmayan cıvıl cıvıl kuşlarıyla daha da bir güzeldir.
Hepimiz genç olduk vakti zamanında. Hangimiz ergenlik kisvesi altında türlü türlü triplerimize teatral şovlar eklemedik ki ?  “Hangimiz düşmedik kara sevdaya//Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi//Hangimiz bir kuytu köşe başında //Bir vefasız için yol gözlemedik” 
O yazardır ki ilhamını çepeçevre çiçeklerden, cıvıl cıvıl kuşlardan, gürül gürül pınarlardan, katre katre damlalardan alıyordur, var mıdır ona dünyada ölüm? 
Ahh notalar! Yürek hoplatan, tövbe bozduran nağmeler… Mutluluk da bir ahenge, bir ritme muhtaç neticede. Kalplerinin ritmini bulalabilenler değil midir yarına umutla yürüyenler? 
  “Dal nasıl, yaprak nasıl, ekin nasıl büyürse//Toprak nasıl uyanırsa bir incecik yağmurdan // Orda bir çocuk büyür yumak yumak bir nurdan// Burda ben...” Tıpkı bir çocuk da sevgiyle ve ilgiyle böyle serpilir, gelişir, boy atar yarınlara, ufuklara…
Hayatı manalı kılan zıtlıkların uyumu değil midir aslında? Her son bir başlangıcın çocuğu, her son da başka bir başlangıca anne değil midir son tahlilde? Çember bizde, biz çemberdeyiz. Dengesini bulmuş yaşamlar tutunur ancak hayata.
Karanlıklar ürkütücüdür, endişe vericidir. Oysaki fenerler öyle midir? Onlar durmaksızın umut olurlar yoldakilere, yoldaş olurlar, yaren olurlar. Yeter ki aydınlığında fenerlerin sağlam adımlarda yürüyelim istikbale. 
Seyyahların kaderidir yolda olmak. Yol yorsa da bir bardak çay alır götürür çoğu zaman onca yorgunluğu, kırgınlığı, hasreti.. Ki yürüdükçe yorulmazmış insan. 
Bir düşünce ki ne kadar çok hırpalanıp da ayakta kalabiliyorsa kıymetlidir, en çok da. Muhaliflerinin zenginliğidir yönetenlerin en büyük şansı. Hür düşünce hür eleştirilerle ancak filizlenip hayat bulur, böyle biline.
Hiç düşündük mü aynı temayı işleyen binlerce filmden neden sadece birkaç tanesi kült olabiliyor da diğerleri sıradanlık payesi altında kaybolup gidiyor? Hayat da aslında bir filmden fazlası değil çoğunca. Yeter ki sağlam bir hikâyemiz olsun günün sonunda bizi de bulur hayatımızın akışını değiştirecek rejisör yahut rejisörü kalburüstü yapacak hayatlar.
“Ne içindeyim zamanın//Ne de büsbütün dışında// Yekpare, geniş bir anın// Parçalanmaz akışında”  Ne akrep tek başına bir saat ne de yelkovan. Yelkovan ki akrebi kovaladıkça anlamlı, akrep ki yelkovandan kaçtıkça manalı. Netice-i kelam zaman amansız bir yarış; ama yarışı güzel kılan akreple yelkovan.
Gece-gündüz. Yaz- kış. İyi- kötü. Doğru-yanlış… Hayat zıtların uyumu demiştik yukarıda. Ki hala aynı kanaatteyiz bu noktada. Baş tacı etiğimiz beyitte de olduğu gibi tek başınıza koskocaman bir hiçken, birlikte devasa bir orman, karşıtlarımızla şeffaf ve belirginleşiriz hayatta. 
Dünyanın sıklıkla benzetildiği metaforların başında tiyatro sahnesi gelir. Bu teşbih pek de haksız sayılmaz haddi zatında. İnsanı, insana, insanla anlatmaksa eğer bütün mesele, sahne, yıldızlarındır bundan böyle.
“Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış//Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle//Gece; bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış//Eski Şiraz'ı hayal ettiren ahengiyle” Neler neler söylenmemiş ki gül bülbül üstüne şark-özellikle de şarkta-ve garpta. Bütün şarki öykülerin temelinde olduğu gibi gül(maşuk) bir adım daha ilerde bülbülün(âşık) 'seyri sülük'ünde. 
Yağmur hayat demek, ümit demek, vuslat demek. Yağmur başlangıç çokça bazen de tufan demek(sele kinayeyle). Muradınız bir gülşenden bir bahar devşirmekse eğer nisan yağmurlarıdır kol kola olduğunuz. Yok, muradınız bir gülşeni tarumar etmekse eğer aniden bastıran yaz yağmurlarınadır sitemler ah u eninler. İşte bu noktada gözyaşıdır, yağmur, can suyudur, yürek yangınıdır. “Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur// Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından// Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur…” Herkes bilir ki gül yetiştirmek için ille de yağmur ille de yağmur… 
Hayattan renkleri alın geriye ne kalır ki? Renkler hayatı manalı kılan insanoğluna bağışlanmış en harikulade en sihirli en paha biçilemez hediye. Ne mutlu onu duygularına tercüman eyleyip başka yaşamları rengârenk kılabilenlere, renklerinin hakkını verebilenlere. 
Her sorunun çözülmeye her sorununsa cevaba ihtiyacı olduğu muhakkak. Doğru sorulardır bizleri cevaba götüren ve her yanlış sorudur ki sorunlarımızı büyüten. Bu yazının baştan beridir satır aralarında savunageldiği ve aşağıya doğru da savunacağı ana fikirse hatalarımızla bir bütünüzdür ve her daim bütün, parçaların toplamından daha fazlasıdır, vesselam. 
Zaferler ihtişamlıdır, ışıltılıdır, cezbedicidir. Kim olursak olalım hayallerimizi süsler dururlar. Aslında zaferler biraz da kim olduğumuzdur. Zafere giden yol küçücük bir umutla başlar ve her umut hak eder zaferi.  
(Devamı Edecek)

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık