• 28 Eylül 2016, Çarşamba 8:54
ErolKonal

Erol Konal

Tebessüm ve Hüzün
 Işıl ışıl ve geleceğe umutla bakan gülen gözler. Simsiyah saçlar ve mütebessim bir çehre. 
Oysaki bendeniz fotoğraflarda pek gülmesini becerebilenlerden değilimdir. Zaten çok gülmediğim de iddia edilmiyor değil! Demek ki insanların elinde tebessüm ölçer bir alet var ki kimin ne kadar güldüğünü tespit edebiliyor, onlara bayım siz neden çok az gülüyorsunuz ya da siz sevgili bayan niçin sürekli gülüyorsunuz deme hakkını kendilerinde bulabiliyorlar! Neyse geçelim konumuz bu değil. Aslında geçmeyelim. İnsanlar bu cüreti nereden bulabiliyorlar, anlayamıyorum Mecnun?
Daha dün gibi hatırlıyorum profildeki fotoğrafın çekildiği tarihi, günü, saati, yeri ve yüzümdeki eşsiz gülümsemeyi bir fotoğraf karesine sığdırabilme muvaffakiyetini gösterebileni. Dün gibi dediğime bakmayın. Neredeyse on beş yıl olmuş. On beş koca yıl. Ama sanki dün gibi. Zaman işte. Bir göz açıp kapamak kadar. Bir kuşun kanat çırpması gibi. İlk yağmur damlasıyla ikincisi arasındaki an kadar. Bir kitabın sayfalarını çevirme süresince.  
Bir önceki okulumun bilgisayar bölümünün girişindeki duvara yaslanıp umuda, yarınlara gülmüşüz öyle nedensizce. Sırtımızı duvara, istikbalimizi kadraja emanet etmişiz. Kim bilir neler geçmiş aklımızdan o saniyenin bilmem kaçta kaçına denk gelen sürede? Neler düşlemişiz ki o esnada gülüşümüz gönlümüzün suretine bürünmüş. 
Bir tebessüm ki içinde kıran kırana geçen halı saha maçları gizlenmiş, bir tebessüm ki içine merdiven altından bozma tiyatro odasından yükselen sevgi ve saygı halesi sinmiş, bir tebessüm ki içinde onca şiir dinletisinin, tiyatro gösterisinin tatlı telaşeleri demlenmiş, bir tebessüm ki içine Mobilyanın tozu, talaşı, vernik kokusu; Metalin demiri, kaynağı eşsiz çay sohbetleri; Bilgisayarın her daim yardımseverliği, açık kapısı; Elektriğin-Elektroniğin teknik yardımı, her isteğimize koşmaları; Tesviyenin kocaman atölyesi ve baki dostluğu ile idarenin elini taşın altına koyması eklenmiş…
İşi nostaljiye döküp konudan uzaklaşmayalım. Üstte kısa kollu mavi bir gömlek ve kıpkırmızı bir kravat. Muhtemelen altta da siyah bir pantolon. Genç olduğumuz demler, gençliğin kanımızı kasıp kavurduğu günler. Genç ve dinamik bir kadroyla çalışıyor olmanın yarattığı sinerjinin yüzlerdeki somut hali. Meslekçiler ile kültürcülerin fevkalade uyumu. Darısı sayısalcılarla sözelcilerin başına!
Evet, dile kolay on beş sene. On beş yılın suretimizi ne hale getirdiğini bilmem söylemeye gerek var mı? Şairin yolun yarısı dediği kavşağı geçeli bir hayli zaman oldu. Yok, yok ölümden falan bahsedecek değilim. Hele bugünlerde hiç bahsedecek değilim. Sanmayın ki korktuğumdan ya da hayatın anlat anlat bitmez gailelerinden yahut da yaşamak çok güzel her şeye rağmen tiridine methiyeler düzecek de değilim. 
Gülmekten söz açacağım sadece. Biraz ironik olacak biliyorum; ama inadına gülmekten bahsedeceğim. Hesapsızcasına gülmekten, çok güldük acaba başımıza bir şey gelir mi diye bulutlanan gülüşlerimizden, yarım tebessümlerinizden bahsedeceğim. 
Hayat tıpkı Sait Faik'in “Ağlayan Nar, Gülen Ayva” kumpanyası gibi bizleri maceradan maceraya savursa da dağarcığımızda biriktirdiklerimizdir ancak ve ancak bize kalan. Ve hayat bu serencamelerden hatırda kalanlardan ibaretken. Ve dahi anılardaki tebessümlerimizle yıllar sonrasında yeni tebessümlere yol açarken…
Gülmeyi, gülümsemeyi neredeyse kendine yasaklayacak bir kültürel atmosferin, tebessüm sadakadır diyen peygamberden nasibini varın siz hesap edin. 
Tebessüm ve hüzün. Ne de güzel iki kardeş. Nasıl da iki eşsiz kadim dost. Vazgeçilmez iki yol azığı. Hüznünüz ve tebessümünüz bol olsun…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık