• 20 Ekim 2016, Perşembe 8:56
ErolKonal

Erol Konal

Sorular, Sorular…
 “Tuhaflık ben de biliyorum//
 Bir neden arıyorum unutmak için her şeyi//
Unutmak için kendimi//
İki kelime yetiyor seni seven kalbi kırmaya//
Sonra roman yazsan ne fayda//
İki adımda geçiyorsun yalnızlık denen tarafa//
Sonra dağlar aşsan ne fayda”*


 Değişiyor dostlar insan değişiyor. Kâh zorunluluktan kâh eylemsizlikten kâh şundan kâh bundan… 
Yitiriyor dostlarım bazı şeyler anlamını yitiriyor. En sevdiğiniz kelime(ler) bile anlamsızlaşabiliyor bazen. Demek ki 'bağlam'ını bulmayınca kelimeler bile anlam kaybına uğrayabiliyor, eksilebiliyor, tükenebiliyor, susabiliyor…
Zannetmeyin ki her şey olduğu gibi kalıyor ve değişmiyor hiçbir şey! Ama istiyor ki insan bazı kareler hep olduğu gibi kalsın, değişmesin kelimelerin manası, azalmasın bilakis git gide çoğalsın, artsın, katlansın…
Kelimelerin arkasına saklanmayı bırak; tıpkı gemilerin ardından el sallamaktan vaz geçtiğin gibi. Varsın silinsin bulutlardan uçakların izi. Yutsun varsın masmavi sular teknelerin köpükten yolunu. 
Daha kaç kez kumsallara yazdıklarını dalgaların insafsızlığında yokluğa mahkûm edeceksin? Ne yaparsan yap yine de vakti gelince çekiliyor dağların ardına güneş. Düşüyor ne yaparsan yap zamanı gelince dalından yaprak. Ve ayrılıyor herkes bir gün yuvadan geri dönmek ümidiyle istese de istemese de.
Yakamozlardan anlaşılacağı gibi bir görünüp bir kayboluyor olmalı bulutların arasından ay. Tembel kuşlar da yuvalarına dönünce sokak tümden kedilere kalıyor, bir de gölgesi olmayan ayak seslerine.
Hangi sokak lambasına baksan bir yalnızlık hikâyesi, hangi yöne dönsen yok, aradıkların. Duymaya cesaret edemeyeceğin cevaplar peşindesin. 
Kapılar kapandı ve evlerine çekildi yorgun çocuklar. Perdelerden sızan ışıklar karışırken son sürat gelip geçen araçların farlarına, kuyruğunu kıstırmış köpeklerle, aylaklık eden üç beş genç de kıvrıldı yolla birlikte gecenin karanlığına. 
Evler teslim olurken yavaş yavaş uykuya, karabasanlara gün doğdu. Uyku tutmayan gözleri dedelerin, çocukluklarında gezinip durdu. 
Kaçmayagörsündü bir defa uyku, daha ne zaman uğrardı bu dünyanın her şeyini görmüş gözlere? 
Zamana mührünü basanlar diye, düşündü. Çizgiden çok çizginin nereden çekildiğiydi artık önemli olan! Zahire göre verilmiş hangi hüküm tutmuş ki batını inkâra bunca telaş neden? Hikmeti dillerine dolayanların aldanmışlıklarını biraz da zahiri görmezden gelmelerinde aramak gerekmez mi? 
Robotlaşmak mı maymunlaşmak mı? 
Duygusuzlaştığımızı, mekanikleştiğimizi, monotonlaştığımızı söyleyip duruyoruz. Aslında günler, haftalar, aylar, yıllar geçse de hep aynı hareketleri ve her geçen güz azalan kalıplaşmış davranışları istikrarlı bir şekilde sergileyip duruyoruz!
Benzerlikle itham edildiğimiz robotların işlevleri ve fonksiyonları teknolojinin önlenemez yükselişiyle artarken, bizlerin yaratıcılık ve özgünlüğü git gide azalıyor hatta yok oluyor. 
Şimdi tekrar soralım iflah olmaz sorumuzu robotlaşıyor muyuz; yoksa maymunlaşıyor mu? Beynimizi yakan(varsa hala), zihnimizi kavuran(kalmışsa eğer), gönlümüzü kanatan cevabı bilenler lütfen yazsın…
Duyguyu makineleştiren, aklı köleleştirenlerin karşılarındaki çıkmaz sokaktan nasıl bir 'u dönüşü' yapacaklarını hiç merak etmiyorum desem!
*Halil Sezai, Sonbahar… 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık