• 08 Şubat 2017, Çarşamba 8:04
ErolKonal

Erol Konal

Sevda Hali
   “… Seni, anlatabilmek seni.
   İyi çocuklara, kahramanlara.
   Seni anlatabilmek seni,
   Namussuza, halden bilmeze,
   Kahpe yalana…”*
Bilirsin en çok renkleri karıştırırım bir de çiçeklerin isimlerini. Ve söyleyemem sevdiğimi hemencecik, dökemem cümlelere duygularımı, kelimeleri elime yüzüme bulaştırırım. 
Ama bilirim ve inanırım söylemelidir, insan sevdiğini; ertelememelidir, bekletmemelidir. Süslü püslü laflar aramakla, vaktin en uygununu kollamakla ömrünün en güzel anlarını kaçırmamalıdır. 
Bu demek değildir ki hiç değilse geçiştirsin, günü kurtarsın! Asla. Hissetmediğini, gönlünden filizlenmeyeni, yüreğinden beslenmeyeni, kalbinden geçmeyeni de asla söylememelidir. 
Güneş insanlar içindir bilirim, yağmur insanlar için. Sevgi paylaştıkça büyüyendir, üzüntü paylaşıldıkça azalan. Ama bilmek yetmez çoğu zaman. Uygulamak gerekir, adım atmak gerekir. Tarafını belli etmen lazımdır bazı zamanlar. Kaçamak bakışlar yetmez iknaya gönülleri. Cevapsız kaldıkça sorular kısalmaz mesafeler. Pişman olunmadan nedamet getirilemez. Ağlanmadan gülünemez. Mağfiret dileyen affa layık olmalıdır!
Dünyanın en fakir insanı hiç parası olmayan değil, kelimeleri olmayandır. En acınası insan yalnız olan değil, sevmesini bilmeyen, gülmesini unutandır. 
Bilirim sevginin gücünü. Bilirim sevginin iyileştiriciliğini. Bilirim sevgisiz yaşanamayacağını. Bilirim bütün yolların Roma'ya çıktığını ve bütün yanlış hesapların Bağdat'tan(Gözüm kapalı bulamasam da!!!) döndüğünü. 
Bilmek yetmez diyorsun ki haklısın. Mesele haklı olup olmamak da değildir, bilirim. Bunca bilirken niye hiçbir şey bilemediğimi ise anlatamam!
Sevgi adı altında sergilenenleri görünce ben de utanıyorum, yutkunuyorum, kahroluyorum. Sevgi paranteziyle açılan parantezlerin çıkmaz sokaklarda kapanması inan ki beni de öldürüyor. Sevgiye biçilen rolü hiç mi hiç onaylamıyorum, tasdik etmiyorum. 
Anlayış, fedakârlık, vefa gibi sevgi çarpanlarının yerini ne zamanki bol sıfırlı sayılar, özellikle özelleştirilen günler alıverdi çağ atladık sandık oysaki sınıfta kaldık! 
Seni anlatmaktı muradım. Karıştırsam da renkleri birbirine, bilemesem de çiçeklerin adını, bordoya çalan kırmızının sana çok yakıştığını söylemekti maksadım. Utandığında pespembe bir gül kesildiğini, konuşunca ruhumda kelebeklerin dansa durduğunu bilmeni istiyordum hâlbuki.
Bahaneydi aslında kırmızıya çalan bordo ya da pembeye el sallayan gül, bülbülü dahi susturan konuşman. 
Hangi renk sana yakışmazdı ki ve hangi çiçek seni görünce hicabından boynunu eğmezdi ki? Seni anlatamadıktan sonra renklerin, sen kokmadıkça çiçeklerin ne anlamı vardı ki? 
Göğün bulutunda, dalganın köpüğünde, martının kanadında, yağmurun sesinde aradığım sendin. Sendin şairlerin şiirlerinde bahsettiği ölümsüz sevgili. Sendin bütün romanlarda anlatıla anlatıla bitirilemeyen güzelliklerin efendisi. Sendin gözlerin gördüğü en esatiri varlık. Sendin kulakların işittiği en gizemli masal perisi. Sendin Kaf dağının ardındaki. Sendin gönüllerin kendilerine bile söylemekten sakındığı…
Varsın seni tanımayanlar sevdiklerini sansınlar! Varsın seni bilmeyenler sevgi oyunları oynasınlar! Varsın seni duymayanlar sevgisizliklerini putlaştırsınlar!  
Sevmek, başlangıcı her şeyin. Sevgi, sevmenin ruha bürünmesi, kanatlanması, görünür kılınması. Sevgili, sevenle sevilenin somutlaşmış hali. Sevgili, vefa, sadakat, bir olmak, tek olmak. Sevgilim, özel olan, müstesna olan ve hep müstesna kalacak olan. Sevilmek, paha biçilemez, sevilmek bir lütuf, bir lütuf… Sevinmek, sevinç hali, müjde hali, zevk hali. 
       * Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif, Cem Yay., 39. B. Sh:80-81

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık