• 31 Aralık 2013, Salı 9:29
ErolKonal

Erol Konal

Sefiller
 Herkes bir çılgınlık peşinde. Çılgın projeler havada uçuşuyor. Ortam müsaitken bir çılgın proje de bendeniz yaptım ve Sefiller'i(1981 sahife) yeniden okudum. Evet, okudum. Hiç sıkılmadan, utanmadan ve usanmadan okudum.
Yanılmıyorsam üniversitenin ilk yılında tamamına yakın sayılabilecek bir çevirisini okumuş ve geçmiştim. Tamamına yakın diyorum, zira biz de çevirilerin nasıl ve ne şartlarda dilimize aktarıldığını az çok mürekkep yalayan herkes bilir. Neyse geçelim konumuz kitap piyasasının skandalları değil. Ki aslında skandallara meyyal olanlarımız az da sayılmaz ya!
Klasik lafzını ziyadesiyle hak eden bir başyapıt Sefiller. İşin teknik kısmına girip romantik akımın ilkeleri ve bu ilkelerin romandaki yansımalarını saptamak gibi bir uğraşa girecek değilim. Hele hele romantizm ekolünün Tanzimatçılardaki yansımalarını konuşmak gibi bir gaflete düşmek niyetinde hiç mi hiç değilim. 
Sefiller* deyince Hugo, Hugo deyince Sefiller, Sefiller deyince de Fransa! Ne Javert'siz Jean Valjean tam anlaşılır ne de Marius'suz Cosette ne de zavallı Fantine'nin dramına ortak olmadan Fransa!
Fransa ve Hugo. 1789'u öncesi ve sonrasıyla anlamak için Sefiller, bir tarihi kronikten çok daha elzem ve çok daha öğretici. Fransa'yı kavramanın yolu Sefiller 'in satır aralarında saklı. Fransa'yı yani Avrupa'yı yani Batıyı, yani bizi!
Roman ki bir toplumu anlamada en birincil edebi metindir. Roman ki bir toplumun kalp atışlarının en iyi tespit edilebileceği karakterler harmanıdır. Roman ki kültse-Sefiller ziyadesiyle bu hükme layık- söyledikleri ve söylemedikleriyle oldukça kışkırtıcı, zihin açısı, rahatsız edici, huzur kaçırıcı, sarsıcı, silkeleyicidir…
Genel olarak edebiyatta özel olaraksa romanda neden bir Rus, Fransız, İngiliz romanı var da Türk romanı yok diyenlerin Batı klasiklerinden birkaç tanesini alıcı gözle okuduktan sonra aradaki yedi farkı hemen göreceklerine dair kuvvetli bir hisse sahip olduğumu peşinen belirtmek isterim. Fransız ya da Rus romanlarında gördüğünüz Fransızlar yahut Ruslar ne hikmetse konu Türk romanı olunca sırra kadem basıyorlar. Hangi romanı açarsa açsın içinde kendi hayat felsefesini ve yaşam tarzını bulamayan canım memleketimin güzel insanları da haliyle teselliyi bir elinde kumanda bir elinde o güne mahsus doldurduğu kuponlarla televizyonda kanal kanal dolaşmakta arıyor.  
  Yanlış anlaşılmak istemem. Ne Fransız ihtilalcisiyim ne Rus devrimcisi ne de İngiliz mandacısı. Ne kimsenin kuponunda gözüm var ne biletindeki amortide. Öz be öz Türk sevdalısıyım ve sıkı bir 'Osmanlı Tokadı' seyircisiyim, vesselam. 
Konu nereden nereye geldi. Hep kuantum fiziği yüzünden! Demedim mi bir damla gözyaşı sel olur, ağlama diye. Uyarmadım mı çok gülme başımıza onca bela musibet yağar, diye. Demedim mi düşünme yaşadıklarımıza bir mana veremezsin de maazallah şirazen şaşar, diye.  Söylemedim mi okuma, dinleme, görme, duyma sonra nefsine yenilir de yazarsın bunları başın ağrır, diye. 
Madem Sefiller'den çıktık yola, yine oradan bir alıntıyla veda edelim: “ İncil'deki kayda göre, Roma'nın Filistin valisi Ponce Pilate, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi emrini verdikten sonra leğen isteyip ellerini yıkamış ve 'Günah benden gitti.' demiş.” Sh:1810
*Sefiller(tam metin), Vıctor Hogo, Ötüken Neşriyat, 2013.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık