• 04 Temmuz 2018, Çarşamba 9:10
ErolKonal

Erol Konal

ŞARKI SÖYLEMEYE…
Bazen içinizdeki şarkı aniden susar. Müzik bitmiş, orkestra dağılmış, seyirciler salonu çoktan terk etmiştir. 
Az önceki cümbüşten geriye boş koltuklar, henüz kapatılmamış birkaç ışıkla görevliler haricinde kimse kalmamıştır. 
Ama bilirsin ki yarın akşam yahut ertesi hafta salon yine hınca hınç dolacak, orkestra tüm hünerlerini gene sergileyecek ve dinleyiciler alkış tufanıyla salonu bir baştan bir başa kuşatacaktır. 
Peki, ya senin içindeki müzik çalar mı bir daha? Ya içindeki ışık aydınlatır mı tekrar etrafını bundan sonra? Ya içindeki fırtına kaç tane tekneyi alabora edince diner?
Bir kez susmayagörsün içindeki şarkı. İşte o vakit bulutlar yağmur bırakmaz, rüzgârlar esmez ve kuşlar geçmez olur yüreğinden! 
Olur, bazen böyle şeyler! Gün geceye varır da gece güne kavuşmaz olur. Bulutlar görünür de yağmur bırakmaz olur. Kuşlar rüzgârla oynaşır da çığlık atmaz olur. 
Her şey yerli yerindedir oysa. Ne bir eksik ne bir fazla. Durumu anlatmak için 'mükemmel' sıfatı bile az kalabilir! Ama adını koyamadığınız, kendisini tanımlayamadığınız bir his kol gezmektedir etrafta. 
Anlam veremediğiniz bir düşünce sizi içten içe kemirmekte, tarif edemediğiniz bir duyguysa sizi günbegün tüketmektedir sessizce ve sinsice. 
Böylesi anlarda büyüyesi tutar içinizdeki çocuğun, ortalıktan kaybolası… Haber alınamaz kendisinden ve ulaşılamaz kendisine.
Hâlbuki deniz aynı denizdir, gök aynı gök. Yağmur yine ıslatmaya, güneş yine terletmeye devam etmektedir bedeninizi. 
Yorgun olan, yıpranan bedenimiz mi, yoksa ruhumuz mu? Eksik olan duygularımız mı, yoksa onları ifade edecek kelimeler mi? Farklılaşan düşüncelerimiz mi, yoksa hayatın serencamesi mi?
“yasını tutuyorum kararttığım düşlerin
yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda
amansız bir ütopya üfleyen pencereler
lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi
önümde, haksızlığın hesaba çekildiği
hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer
arkamda, kare kare ömrümü belirleyen
hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler
söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını
yeniden bir nil olup taşar mıyım çöllere
kim giydirir başıma tacını nihayetin
kim takar bileğime hürriyet künyesini
karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle”*
Soruları, duymak isteyeceğimiz cevaplara göre mi düzenleyeceğiz, yoksa hakikatin perdesini aralamak için mi? 
Tercihlerimizde değil midir kişiliğimizin ipuçları?
Karanlığın kendisi mi, karanlıkta yürümek mi, yoksa karanlığa savaş açmak mıdır maksadımız? 
Anı yaşamak mı, geleceğe uzanmak mı, yoksa maziye takılı kalmak mıdır muradımız?
Bir şeylere başlamaya karar vermenin en güzel tarafı, bir şeylere başlamaya karar vermektir, sanırım! 
Şarkı söylemeye…
* Rüveyda, Mahrem ve Münzevi, Nurullah Genç, Timaş Yay., sh: 179

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık