• 24 Ocak 2014, Cuma 9:26
ErolKonal

Erol Konal

“Şarkı söyle bana ve al gözlerimi”
 “Şarkı söyle bana ve al gözlerimi.” Not almamışım. Sadece yazmışım bir köşeye yıllar önce. Belki bir filmden, belki bir kitaptan belki de bir şarkıdan…
İki kısa cümle ve bir bağlaç. Kitabi ismiyle bağlı cümle. Bağlaçlar bugüne değin nice kelimeleri, cümleleri birbirine bağlamış. Ama en çok yakıştığı isimler olmuş: Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem vb..
Ancak her ne kadar sentaks düzeyinde amaç gerçekleşmişse de kazın ayağının hiç de sanıldığı gibi olmadığı, hepimizin malumu. Adı geçen ve geçmeyen nice hikâyede bırakın âşıkların kavuşmasını çektikleri çileleri sıralasanız buradan Fizan'a yol olur. Mademki zafere giden yolda çekilen çile kutsaldır, bize yaraşan da geçmiş zaman aşkları önünde saygıyla eğilmektir. 
Farkındayım. Girizgâh yine uzadı. İfade-i meramımıza gelince, nezaketten dem vurmaktır kastımız. Zira bizim bağımızın gülü bülbülü olan nezaketin, zarafetin, kibarlık ve efendiliğin çoktandır kayıplara karıştığını üzülerek müşahede etmekteyiz. Gerek bireyler arasında gerekse de toplumsal katmanlarda, inceliğin zerresine dahi zor rastlandığı şu günlerde birbirimizi dinlemeye ve anlamaya ne kadar çok muhtaç olduğumuzu hatırlatmaya bilmem lüzum var mı?
Bizler ki bırakın bir insan kalbi kırmayı, herhangi bir hayvana eziyeti dahi insanlığımıza zül addederken nasıl oluyor da böyle serazat ve gaddarca kelimelerin arkasına saklanıp, onları hırslarımıza, nefretlerimize, zaaflarımıza kalkan yapabilecek kadar nezaketten uzaklaşabiliyoruz? Hani vefa? Nerede çelebilik? Ne oldu hüsnü zanna? Nereye gitti şuur? Hani gönül terazilerimiz vardı bizim hassas mı hassas? Kalb-i selimlerimiz vardı sonra, akl-ı selimlerimiz..
Nereden nereye? Bir tarafta; “Şarkı söyle bana ve al gözlerimi.” naifliğinde yaşanan yaşamlar,  bir tarafta “Dövene elsiz gerek/Sövene dilsiz gerek /Sen derviş olamazsın.. /Derviş gönülsüz gerek” anlayışının hükümferma olduğu hayatlar, bir tarafta ne incinen ol ne de inciten felsefesi… Bir yanda da kırık plak gibi durmadan cızırdayan ve kulak tırmalayan ötekileştiren, kutuplaştıran, ayrıştıran dimağımıza ve gönlümüze aşina olmayan saçma sapan gariplikler manzumesi. 
Kural ve kaidelerden çok değerler üzerine inşa edilmiş bir medeniyetin banileri olan bizlere böylesine aymaz ve yalınkılıç astığım astık, kestiğim kestik bir üslup, ne kadar yakışıyor efkâr- ı umumiye havale ediyorum. 
Varsın birtakım insanlar hayatı birbirine zehir etmeye devam etsin. Varsın bazıları aktüalitenin içerisinde yönünü şaşırsın. Varsın niceleri akıl ve mantık çizgisinden şaşsın. Varsın zahir batını gölgelesin. “Feryad ki feryadıma imdad edecek yok” diyen şairim yetiş!
Değil mi ki şairin; “Gelse Celalinden cefa// Yahut Cemalinden vefa,// İkisi de cana sefa,// Kahrın da hoş, lütfun da hoş...” noktasındayız; dostun da düşmanın da canı sağ olsun. Eyvallah…
Bu kısım da arif olana: “Ben o nağmeden müteheyyicim ki yoktur ihtimali terennümün”
Önemli not:  Bunları benim gibi kaba saba, nezaketten bi-nasip biri söylüyor ya varın manzarayı siz tahayyül edin(iz).

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık