• 19 Eylül 2018, Çarşamba 9:16
ErolKonal

Erol Konal

Sallanan Koltuk
 Sallanan koltuğuma oturmuş can sıkıntısını bastırmak için kitapları karıştırırken aşağıdaki metinle karşılaştım.
Adı ister tesadüf olsun ister tevafuk, ister kader diyelim duruma isterse talih ufak tefek nüanslardan fazlası değildir yazgınıza düşen.
Kelimelerin taşıdıkları anlamlar kadar bizlerin onlara yüklediği manalar da pekâlâ ilginç bir araştırma konusu olabilir! Neyse durduk yere araştırmacılara iş çıkarmayalım şimdi.
Üşengeçlik mi denir tembellik mi yoksa kolaya kaçmak mı yaptığıma bilemiyorum ama uzunca bir metni noktasına virgülüne dokunmadan alıntılarken vicdanım azıcık sızlamadı da değil hani!
Ama olsundu bu seferlik böyle! Neticede intihal yapmıyoruz ya! Ufacık bir yardımlaşma bizimkisi, minik bir dayanışma. Hem belli mi olur bakmışsınız günün birinde kelli felli bir yazar oluverip çıkmışım karşınıza!
Yüz sen, yüz hayal âleminde dediğinizi duyar gibiyim. Olsun. Hem dememiş mi 'Sessiz Gemi' şairi, 'İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.' diye.
Bak, gördünüz mü yine sizin yüzünüzden uzadıkça uzadı mevzu ve farklı mecralara açılıverdi. Kabahati başkalarına atmak yerine üstlenmek en doğru olanı biliyorum ama bazen böyle ufak tefek muzırlıklar yapmak hoşuma gitmiyor da değil handiyse!
Dediğim gibi koltuğumda-sallanan koltuğumda- ileri geri sallanıyordum ki;
"Dün gece pek az uyumuşum. Sıcak fazla idi. Sabaha karşı arka bahçede çamlığa çıktım. Mavi bir sis var idi. Güneş doğmamıştı. Sabahın rutubetiyle yerdeki kuru çam dalları nemlenmiş olduğundan yürümekte zahmet çekiyordum. Terliklerimi çıkarıp diğer bir ağacın dalına astım. Beni bu halde gören ya bir mecnun veya bir mezar kaçkını zanneyliyecekti. Fakat o saatte çamlıkta hiç kimse bulunmaz idi. Senelerdenberi bazı sabahlar orada dolaştığımdan bunu bilir idim. Bir müddet yürüyüp ormanın yüksekçe bir noktasına gelince arkası üstü yattım. Çamlığı saran mavi tütsüyü içime çekip adetâ sarhoş gibi oluyor idim. Uzakta horozlar ötüyor ve denizden motor sesleri geliyor idi. Rüzgâr olmadığından çamlık derin bir sükûta müstağrak idi. Gözlerimi kapayıp Allaha teveccüh eyledim:
'Yarabbî! dedim, al beni artık. Beni dağıt. Zerrelerimi şu çam dallarının üzerine şebnem gibi yağdır. Benim ruhumla şu yaprakları yıldızla. Sana olan aşkımı bir sabah rüzgârı gibi esdir. Pencerelerinin önünde, gözlerini yıldızlara atfedip şifa bekleyen hastaların ciğerlerine dolayım, ferahlık vereyim. Kalbimi ez. Milyonlarca zerreye ayırıp her birini nevmit bir kalbin içine bir ümit tohumu gibi at. Orada büyüyeyim. Üşümüş ruhları ısıtıp sana doğru yükselteyim. Aklımı erit ve güneşin ziyasına karıştırıp gözlerinden dimağlarının içine nüfuz ettir. Karanlık zekâlara aydınlık götüreyim.
"Yarabbi! Canımı bezlediyorum, ruhumu hisset, efkâr ve malûmatımı, varımı yoğumu muhtaçlara dağıtmanı senden niyaz ediyorum: Yarabbi! Meramımı hakkiyle ifade edemiyorum, beni anla Yarabbi! Yarabbi! Yarabbi! Yarabbi! Yarabbi! Yarabbi! Yarabbi! Yarabbi! Yarabbi!
"Ve böyle zikir ederek biyhuş bir hale gelince kendimi birdenbire koltuğumda buldum. Terliklerim ayağımda ve başörtüm başımda idi. Nasıl geldiğimi bilemiyorum. Kapı vuruluyor ve Kotika'nın sesi:
“ -Kahvaltınızı getirdim, Nuriye teyzeciğim, diyor idi...
"Bermutat cevap vermeyip gözlerimi kapadım. Rüya gibi bir hal içinde babaannemi namaz kılar iken gördüm. Selâm verdikten sonra bana dönüp:
- "Biraz daha sabret evlâdım, dedi, cennetin anahtarı sabırdır.
"Sonra gözlerimi açıp ve Kur'an-ı Kerîmi alıp anın ruhuna bir Yasin-i Şerif okudum."*
Gün gelir birileri de bizim arkamızdan okur mu Yasin-i Şerif ve hayırla yâd eder mi acep adımızı? Ya da parantez içindeki tarihlerden mi ibaret kalır öykümüz, şairin, “Kitaplarda Ölmek' şiirinde anlattığı gibi;
“Adı, soyadı /Açılır parantez /Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti /Kapanır, parantez. // O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı /Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları. //
Ya sayfa altında, ya da az ilerde /Eserleri, ne zaman basıldıkları /Kısa, uzun bir liste. /Kitap adları /Can çekişen kuşlar gibi elinizde. //Parantezin içindeki çizgi /Ne varsa orda /Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci /Ne varsa orda. //O şimdi kitaplarda /Bir çizgilik yerde hapis, /Hâlâ mı yaşıyor, korunamaz ki, /Öldürebilirsiniz.”

* Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, Peyami Safa, Ötüken yay.,4.bsk, sh:285-86
** Sevgilerde, Behçet Necatigil, Can yay., 3. Bsk, sh:143

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık