• 22 Ekim 2019, Salı 16:32
ErolKonal

Erol Konal

Sahibini Arayan Mektup

Hayat nasıl da kayıp gitmiş avuçlarımızdan ve zaman nasıl da savurmuş hepimizi bir yerlere yaşam mücadelesi adı altında?
Günler günlere, haftalar haftalara, aylar aylara, yıllar yıllara ne çabuk eklenmiş ve biz hangi ara zamanın tezgahında işlene işlene kâh isteyerek kâh istemeyerek bugünlere gelmişiz?
Zor olan insanın kendisiyle imtihanı. Kendisiyle hesaplaşması, kendisiyle barışabilmesi…
Akşam günün yorgunluğunu alıp da nöbeti geceye bıraktığında başını huzur içinde yastığa koyabiliyor musun, işte asıl mesele bu? İşte en büyük saadet, işte en büyük mutluluk!
Zaten bütün koşuşturmacalar, bütün telaşeler bunun için değil mi? Bunun için değil mi her şey? Her şey hayallerimizin vücut bulması, isteklerimizin gerçekleşmesi, düşlerimizin hayat bulması için değil mi?
Bugünden hep yarınlar için vazgeçmiyor muyuz? Yarın: Güzel düşler, mutlu hayaller, pembe umutlar ülkesi!
Oysaki yarın denilen kocaman bir meçhul zaman çizelgesinde? Kocaman, koskocaman bir x değil mi yarın, zamanın görünmez elinde?
İnsan, bitimsiz düşlerin meftunu. İnsan, yarınsız hayallerin kurbanı. İnsan, dünle yarın arasında gidip gelmekten bugünün yorgunu, günün kaybedeni.
“Hep bir şeyler olsun diye bekleriz. Gelecek budur. Dalındaki yaprak düşer, tomurcuk patlar. Bazen gökyüzü bulutlarla kaplanır, sıkıntı kol gezer etrafımızda, belki yağmur yağar, arka bahçedeki çamaşırlar ıslanır yahut güneş açar, bir ıslık duyulur.
Ufuk hep oradadır. Gemiler hep vardır. Açıklarda durur bizi beklerler. Hepimiz bir yolunu bulup hayata açılırız. Kimse yarın ne olacağını bilemez. Akşamsefaları açarken kol kola sahil yoluna inenleri görürüz. (…) Gün ışığı azalır, sesler diner; hafif bir esinti yüzümüzü sıyırıp geçer. O zaman içimizi dinleriz; sanki bir ürperti, bir son duygusu. Derken açıktaki gemiler birer birer ışıklarını yakarlar. Işık, cebe giren el, akşam simidi; bunlar insana güven verir, “herhalde yarın olacak” diye düşünürüz.
Yarın olunca serçe öter. Serçeyi görünce seviniriz. Evet, mutlaka bir şey olacaktır, ama ürküntü vermez bu manzara; olağan dışı sayılmaz, hayatı severiz, çünkü hayat olağandır. Mevsimler değişir, biz bekleriz. Yaz olsun deriz. Sandalye çekip oturduktan sonra bir çay söyleriz. Çayımızı içerken çocuklar büyür, kuşlar yuva yapar, bir an ötekine bağlanır, giden gider, boşluk dolar, içimizi çekeriz. 
Yol ufukta kaybolur. Her şey ufukta kaybolur. Açıkta bekleyen demir atmış gemiler kaybolur. (…) Bunlar da olur, kayda geçer, bekler. Bekleyiş bitmez. (…) Hep bir şeyler olacak diye bekleriz. Sahil yolunda dolaşanlar istikbale gülerek bakarlar. Martı çığlık atar. Muazzez Abacı'nın buğulara bulanmış şarkıları duyulur, karpuz sergilerinde büyülü lambalar yanar. (…) Bütün bunlar ne güzel, ama geçecek deriz. Ufka doğru bakarız. Herkes ufka doğru bakar. Orada ne var? Kim gelecek?” (Ufuk, Mustafa Kutlu, Arka Kapak Yazıları)
Her kayıp aslında bir kazançtır, kıymetini bilene. Her yenilgi bir zaferin işaret fişeğidir, okumasını bilene. Her düşüş bir fırsattır, silkelenip ayağa kalkmasını bilene. 
Demiyoruz ki yaşamın şifresi hiçbir zaman bulun(a)maz ama şunu da biliyoruz ki bulanlar, arayanlardır; bulanlar, vazgeçmeyenlerdir; bulanlar, terleyenlerdir; bulanlar, gözyaşı dökenlerdir. Ne zaman ki aradığımız 'sihirli değnek'in kendimiz olduğunu, kendimizde olduğunu, kavrayacağız, ne zamanki başkalarının şarkılarını değil kendi türkülerimizi seslendireceğiz, işte o vakit hayatımızın şiirini mısra mısra örmeye, kıta kıta kurmaya başlayacağız.
Kelime umuttur. Kelime hayaldir. Kelime inançtır. İnsan da bir kelime olduğuna göre…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Kaan Kaan 23.10.2019 23:17

Yarın için endişe ederken bugünü nasıl seveceğimizi unuttuk.

yukarı çık