• 21 Ocak 2020, Salı 16:13
ErolKonal

Erol Konal

Portakal Kokulu Defterler

Portakal kokulu defterlerim olmadı hiç, limon kokulu silgilerim! Neler neler yazılmazdı ki buram buram portakal kokan bir deftere?
Rüyalar, hayaller, düşler, umutlar dediğinizi duyar gibiyim. 
Kelimelerin rengi, kokusu yokmuş gibi dursa da onların da vardır kendilerine has bir kokusu, rengi, şekli, şemali. Kimi yazımıza ilham olan portakal gibi kokar, kimi elma gibi kimi de yağmur değmiş toprak gibi. 
Su gibi kokmayanları, rüzgâr gibi yerinde duramayanları, bulut gibi gölgeleyenleri, ağaç gibi kök salanları, çimenler gibi yeryüzünü yeşilin bin bir tonuna boyayanları vardır, sonra.
Kimisi vardır cennettir, kimisi vardır cehennem. Kimi kanatlanır kuş olur süzülür semada sonsuzluğa kimi balık olur yüzer durur ırmakta sabahtan akşama. Kimi güzellere ad olur, tat olur nazlı nazlı salınır kırlarda, kimi yiğitlere nam olur, şan olur caka satar çarşı pazarda.
İnsanın portakal yahut limon kokan bir defteri olur da kiraz çiçekleri gibi bembeyaz kelimeleri, armut gibi ağzı sulandıran cümleleri, çilek gibi, ahududu gibi eş görevli kelimeleri birbirinden ayıran virgülleri, incir gibi cümleleri bağlayan bağlaçları, nar gibi, böğürtlen gibi, kızılcık gibi dokunduğu kelimeye kendi rengini, kendi kokusunu veren edatları olmaz mı hiç?
Kokuyorsa portakal gibi, menekşe gibi, kedi gibi defteri bir insanın, anne gibi süt kokan, anne gibi şefkatle saran, anne gibi merhamet tüten kelimelerine; baba gibi cesur, baba gibi vakur, baba gibi heybetli ve görkemli sözcükleri eşlik eder durur sayfalar, sayfalar boyunca.
Menekşeler, papatyalar, laleler, sümbüller, zambaklar, akşamsefaları, ıhlamurlar nasıl ki etraflarını hem bir renk cümbüşüne hem de eşsiz kokulara boğmaktadır, kelimeler de okuyanların hem dimağlarına hem de gönüllerine gerek manalarıyla gerekse de çağrışımlarıyla o renk cümbüşlerini, o mest edici, gönül çelici rayihalarını duyurabilmelidir, damıtabilmelidir.
Okuduğumuz kitabın her bir sayfasından evimize, odamıza, yüreğimize dolan tatlı mı tatlı, enfes mi enfes, farklı mı farklı sonsuz kokuları bir hayal etsenize. Bir sayfasında dağlardan kopup gelen bir rüzgârın vadilerden, ovalardan ardına katarak sürüklediği çam kokularına karışmış menekşelerin, sümbüllerin kokusu. Diğer bir sayfada ışıkları yeni yeni yanmaya başlamış mahallelerin dar sokaklarından süzüle süzüle gelen hanımellerinin sarhoşluk veren kokuları. Başka bir sayfada önünden ırmak geçen balkona akşam yemeği için kurulan masadan, anne yüreğinin tüm sıcaklığını üzerinde taşıyan taze fasulyenin, yaprak sarmasının, kiraz kavurmasının kokuları ve sabah karanlığıyla evden çıkıp akşam ezanıyla eve ancak dönebilen ve gün boyu çalışmaktan üzerlerindeki beyaz atletlerin rengi sarıya dönen babaların kendilerinden önce gelen kutsal ter kokularının sindiği akşam sofralarının kokuları başka bir sayfada.
Ailecek oturulup ailecek kalkılan akşam yemeğinin ardından demini alması beklenen çayın kokusuna, günün bütün yorgunluğunu alıp götüren, ırmak boylarındaki kurbağalarla çekirgelerin çok sesli orkestralarına, gecenin içinden kopup gelen ıtır rayihalarının rüzgarla dansından kulaklara dolan tatlı musikilerinin eklenmesi ve gecenin ipek bir yorgan gibi kendisine sığınanları sarıp sarmalaması, kucaklaması…
Adına hayat dediğimiz ve her gününün portakal kokan bir roman sayfasına benzemesini umduğumuz bu dünyadan hepinize kiraz çiçekleriyle bezeli, limon kokularıyla dolu beyazlı, sarılı, mavili, pembeli yaşamlar diliyorum…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık