• 20 Aralık 2017, Çarşamba 8:04
ErolKonal

Erol Konal

PERGEL
 “ Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim//
Bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim//
Bu sözleri sana, herkesin içinde söyleyeceğim//
Ama senden başka kimse duymayacak//
Kimse anlamayacak”*


Pergelin sabit ayağındayım.
Gittikçe şiddetlenen bir yağmur. Yoksa hızlanan mı demeliyim? Ya da arındıran…
Pergelin sabit ayağındayım, yani merkezdeyim. O vakit günahlardan temizleyen bir yağmur akla daha yatkın. Akıl mı gönül mü? Alın bir iki bilinmeyen daha size!
Mevlana ve Şems. Şems'ten önce. Şems ve Mevlana. Şems'ten sonra.
Mevlana'nın pergel benzetmesinden çıktık yola.
Biri sabit, diğeri olabildiğince hür. Biri gövde, diğeri kanat. Biri yerde, diğeri gökte. Biri o kadar yakın, diğeri bir o kadar uzak. Ama hep aynı ama hep tamamlayan ama hep çoğaltan.
Biri kaynak, biri ışık. Biri pınar, biri ırmak. Biri evvel, biri ahir. Biri koku, biri rüzgar. Biri bulut, biri yağmur.
Biri kağıt, biri kalem. Biri kanun, biri uygulayıcı. Biri ev sahibi, biri beklenen. Biri özlem, biri vuslat.
Pergelin sabit ayağındayım, yani yolun daha başındayım. Yani Şems'imi aramaktayım.
“Bulanlar arayanlardır.” demiş bir düşünür. Bulmuş olmalı ki bu denli kesin konuşuyor. Ya bulmak yolunda kaybolanlar? Boşuna mı onca çaba? Yok mu bir topal karınca kadar kıymetimiz?
Ey Şems- i Tebrizi! Yolun başı mısın sonu mu? Evvel misin ahir mi? Ölü müsün diri mi? Hakikat misin hurafe mi?
Garip geldin, garip göründün, garip kaldın! Belki de garip görülmekti dileğin! Garip görülmekti ki dileğin yaşamın gibi ölümün de gizemini hala sürdürüyor!
Kapını çalmak isteyenlere hemencecik açmıyorsun kapını. Hikmetli bir hayat sürdüğün muhakkak. Yağmurlu bir Konya gününde, sardığımızda zamanı geriye gizemler gerçeğin üstünü örtüyor. Sisler çoğaldıkça çoğalıyor. Söyle, sır mısın, sır mı oldun?
Kitaplar yazmasa da gerçeği bildim Mevlana ile Şems'i. Bildim ve kabul ettim.
Pergelin sabit ayağındayım, yani yelpazemi henüz açarken yelpazemin hudutlarını merak ediyorum, yelpazemin kaderini. Pergelin sabit ayağındayım. Dizim dizinde, gönlüm gönlünde, başım önümde huzuruna sığınıyorum.
Sözlerim eksiltili, kalbim buruk. Dillerim bağlı, yüreğim kırık. Düşüncelerim puslu, gönlüm yıkık.
Bozduğum bu kaçıncı tövbe, bu kaçıncı unutuş kendimi? Bu kaçıncı kendimi kendimde buluş, kendimi kendimde kaybediş?
Hem; “ Oraya gitme demedim mi sana, //seni yalnız ben tanırım demedim mi? //Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?
Bir gün kızsan bana, alsan başını, //yüz bin yıllık yere gitsen, //dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?
Demedim mi şu görünene razı olma, //demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl, //onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?
Ben bir denizim demedim mi sana? //Sen bir balıksın demedim mi? //Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın, //senin duru denizin ben'im demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?//Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im, //senin kolun kanadın ben'im demedim mi?
Demedim mi yolunu vururlar senin, //demedim mi soğuturlar seni.//Oysa senin ateşin ben'im, //sıcaklığın ben'im demedim mi?
Türlü şeyler derler sana demedim mi? //Kötü huylar edinirsin demedim mi? //Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi? //Yani beni kaybedersin demedim mi?
Söyle, bunları sana hep demedim mi?”**
Pergelin sabit ayağında diğer ayağımı arıyorum…
* Bab-ı Esrar, Ahmet Ümit…
** Mevlana Celaleddin Rumi

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık