• 11 Ekim 2017, Çarşamba 9:01
ErolKonal

Erol Konal

ÖZLEMEK
 Zor olmuyor değil sevince ayrılık! Hele hele zaman girdikçe araya büyüdükçe büyüyor hasret, arttıkça artıyor özlem, uzadıkça uzuyor mesafeler, çoğaldıkça çoğalıyor sözler.
Göz görmeyince gönül katlanır dediklerine çok aldanmamak gerek. Dile kolay gelen çokça gönle zor geliyor. Gözden ırak olan gönülden de ırak olmuyor her zaman.
Daha otobüsün arkasından el sallarken unutuluyor her şey! Gözlerin yaşı henüz kurumuşken başlıyor hatıraların resmigeçidi.
Kıvrılıp giden yollar gibi sardıkça sarıyor sizi iflah olmaz bir özlemek…Kuşattıkça kuşatıyor bitmek bilmez bir hasret ateşi her yanınızı. Mesafeleri mesafelerden düşmeye başlamaya görsün insanoğlu bir kere. Artık o saatten sonrası pencere önlerinde, telefon başlarında akreple yelkovanın amansız kovalamacasının insafına kalmış!
Özlemek, hasret duymak illa ki uzaktakilere, mesafeler ardındakilere özgü bir durum olmasa gerek! Öyle anlar, öyle zamanlar oluyor ki insan kendi yüzüne, kendi sesine de özlem duyabiliyor, hasret kalabiliyor! Hele ki zamanın çıldırdığı, çağın aklını kaçırdığı şu vakitlerde hayatın karmaşasında sıkışan, bunalan hatta ve hatta kaybolan modern insanın yazgısındaki bu trajediden, kendi ruhuna bir yol bulabilmesi, kendi özüne dönebilmesi ilk ve tek önceliği olmalıdır, desek haksız sayılmayız.
Kendini özlemeyenlerin, kendine yabancılaşanların başkalarını özlemeleri, onları cana yakın bulmaları bana oldum olası hep ikircikli gelmiştir.
Belli bir yaşı devirince sık sık geçmişe özlem duymak, zamandan şikâyet etmek işin doğasında varmış diyerek kendimize küs mü kalalım?
İşe kendimizden, kendimizle ruhumuza, kendimizle geçmişimize koyduğumuz mesafelerden başlamak sanırım en doğru yol olacaktır. Kalbimizle, gönlümüzle, yüreğimizle, aklımız, fikrimiz, kafamız arasındaki engelleri kaldırmadıkça, mesafeleri kapatmadıkça sahili selamete ulaşmayı beklemek beyhude bir çabadan fazlası olamayabilir büyük bir olasılıkla!
Hem neden tuhaf olsun ki yıllar öncesindeki bir portakalın kokusunu özlemek ya da kuzinenin üstünde kavrulan kestanenin sıcaklığını hala avuçlarında hissetmek? Kendini siyah önlük, beyaz yaka minik su birikintilerinin içinde yuvarlanırken hatırlamak neden kötü olsun ki? Sadece bir kanaldan ibaret olan televizyonda, cumartesi akşamları ailecek Cüneyt Arkın, Fatma Girik, Kadir İnanır, Türkan Şoray filmlerini dört gözle çekip çoğunlukla daha film başlamadan uykusuzluğa yenilip filmi yarın sabah ablandan, abinden dinlemenin güzelliğini, lezzetini, samimiliğini youtube'den alabilir misin?
Özlemek, hissetmek demek, özlemek insan kalabilmek demek. En çok da özlemek sevmek demek, hatırlamak demek, unutulmamak demek.
Yağmurun sesine, göğün mavisine, çimenin yeşiline, dağın yamacına, martının çığlığına, denizin dalgasına, bulutun gölgesine yemin olsun ki özlemek, kanamak demek, kor ateşlerde yanmak demek, en acı zehirlerle sınanmak demek.
Özlemek demek umut etmek demek, hayata tutunmak demek, bir rüyaya sarılmak demek, özlemek…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık