• 01 Ocak 2015, Perşembe 12:10
ErolKonal

Erol Konal

Özledim
 Aramakmış oysa sevmek 
Özlemekmiş oysa sevmek 
Bulup bulup yitirmekmiş 
Düşsel bir oyuncağı.
…”*
Özledim o, Yusuf Hocayla hangimiz önce gidersek ders işleme bahtiyarlığına kavuştuğumuz duvarları eğri sınıfımı. Özledim o sınıfta yaşanan sayısız onca acı tatlı hatırayı, konuşmaları, susuşları… 
Özledim kütüphaneden çok bir mezbeleliği andıran sınıftan bozma metrukâtı. O metrukât ki her fırsatta kendisine koşanları hiç gocunmadan elinden geldiğince ağırlamaya çalışır elde avuçta pek bir şeyi olmamasına karşın kendisine koşanların gönüllerinden aldığı enerjiyle her bir misafirini bir şekilde hoşnut etmeyi başarırdı. Ve bunu da tıpkı yoksul ve mütevekkil bir Anadolu insanı mahcubiyetiyle gerçekleştirirdi. 
O kütüphane ki hangi vitrinden bozma olursa olsun raflarındaki tek tük kitapları olanca sıcaklığıyla bağrına basmış olmanın haklı gururunu bizlere ziyadesiyle hissettirirdi.
O kütüphane ki cıvıl cıvıl öğrencilerin kâh muhabbet kâh bir anlık nefes almak kâh kelime oyunlarında marifetlerini sergilemek için yarışanların uğrak yeri olmanın dışında bilgiye teşne dimağların da dertlerine az derman olmamıştır, hani. 
Özledim o cuma ve cumartesi nöbetlerinde gerek coğrafya sınıfında gerek kimya laboratuvarında gerekse de öğretmenler odasında seyredilen onca filmi, eşsiz sohbetleri, içilen çayları ve birbirine eklene eklene büyüyen kocaman sevdaları. 
Özledim filmlerin bir araya gelmek için bir amaç değil bir araç olmasını. Özledim birlikte kalabilmek için olmadık bahaneler bulmamızı. Özledim film öncelerini, aralarını, sonlarını. 
Özledim Adnan Abinin(Allah'ın rahmeti üzerine olsun) her teneffüs mis gibi taptaze cam fincanlardaki çayı etrafında edilen güzelim sohbetleri.
Özledim etütlerde bin bir şirinlikle ders çalışmamak için bahaneler icat eden öğrencileri. Özledim etüt aralarında koridorlarda yaşanan kovalamacaları. “Etüt başladı, herkes sınıflarına, siz, kantinde saklananlar da dâhil” ünlemelerini.  
Özledim etütler bitmesine saatler gece yarılarına vurmasına değin dirsek çürüten ve ancak bazı kültürel faaliyetlerden aşina olduğumuz derslerde yollarımızın kesişmediği üst sınıfların gözleri pırıl pırıl, yürekleri tertemiz ve şu günlerin gencecik doktor adaylarını.  
Özledim yatakhanelerde geceleri bir türlü uyumayan ve haliyle de sabahları yataktan çıkmamak için akıl almaz bahaneler üreten afacanları. Özledim yatakhanede geceleri teker teker koğuşları gezip kim bilir kaçıncı rüyalarına yelken açan memleketin dört bir yanından gelmiş körpe fidanları. Özledim her tıkırtıda gah zemin kattan gah birinci kattaki belletici odasından pansiyona koşmaları, “ Işıklar sönmedi mi, uyunmadı mı hala..” tantanalarını. 
Özledim sabah kahvaltılarında kocaman çay makinelerinde çay demlemeyi ve koca koca su bardaklarında çay içmeleri, bir masa etrafında ballı reçelli ekmek yemeleri. 
Özledim yemekhane sıralarındaki muziplikleri, araya kaynamaları. Özledim mutfak personelleriyle birlikte bol kepçe yemek dağıtımlarını, her yemek alana samimiyetimiz ölçüsündeki sataşmaları. Özledim hemen hemen her yağmurda su basan yemekhane koridorundaki su tahliye işlemlerinde yaşanan atraksiyonları, macerayı, heyecanı, çileyi ve serzenişleri.
Özledim yeni ve farklı bir şeyler yapabilmek adına çatlatılan kafaları, yapılan planları, kurulan düşleri, atılan ve atılamayan adımları. 
Özledim uygun bir yer bulamayıp da yemekhanede çatal bıçak tıkırtıları, patates soğan kokuları içerisinde yapılan ve heyecandan tek kare dahi olsun fotoğraf çekmeyi akıl edemediğimiz Çanakkale Programını. 
Özledim amatör bir ruhla okulun her bir duvarını sanat atölyesine çevirişleri, dönemsel atışmaları, tatlı sert itişmeleri, benden bize dönüşümleri.  
Özledim teneffüslerde ve öğle aralarında basketbol kapışmalarını, masa tenisi turnuvalarını, badminton denemelerini, okulun etrafını tavaf edişlerimizi.
Özledim boş derslerde denize nazır bahçede güneşin tadını çıkara çıkara kitap okumaları, düşüncelere dalmaları, hayaller kurmayı.
Özledim bahçede masum masum kendi halinde dolaşanları muhtelif pencerelerden akla hayale gelmedik yöntemlerle canından bezdirmeleri. 
Özledim dört mevsimin on dört mevsim gibi yaşanmasını. Özledim kışın oynanan kartoplarını, yapılan kartopu savaşlarını ve birkaç günlüğüne de olsa fen lisesinde okuyor olmanın haklı gururunu yaşayan kardan adamlarımızı. 
Özledim belirli günler ve haftalar için yazılan ve sonucunun hiç mi hiç merak edilmediği yarışmalara gönderilen kompozisyonları, şiirleri. 
Özledim 45 dakikalık derslerin konuşmak ve yapmak istediklerimize kifayetsiz kalışını. Özledim derslerdeki hararetli mi hararetli tartışmaları, karşıt fikirleri ve her şeyin sonunda birbirimize olan saygımızı, sevgimizi yitirmeyişimizi. 
Özledim salt eğlenmek maksadıyla icat ettiğimiz onca oyunu ve hala patentini alamadığımız döndürmeceli yazılı kâğıtlarını. 
Özledim kitap okuma saatlerinde okunan kitapları. Özledim ders içinde ve dışında yapılan sayısız aktiviteleri. 
Özledim il il, ilçe ilçe, sokak sokak öğrenci gezmelerini. Özledim hava atmak için değil de unutulmaz bir hatırayı ölümsüzleştirmek adına çekilen fotoğrafları, yazılan yazıları, düşülen notları. 
Özledim o okullar arası basketbol maçlarını ve o basketbol maçlarında yediden yetmişe yekvücut oluşumuzu.  Özledim o maçlardaki tezahüratları, eğlenceyi, stresi, heyecanı, coşkuyu. Özledim sağlık lisesi ile yapılan bir maçta seyirci olarak ikiye bölünüp; “Şeker, nabız, tansiyon, sağlık meslek şampiyon.” tezahüratlarıyla yumurta atmak yerine centilmenliğin vücut bulmuş hali olduğumuz demleri. 
Özledim final maçında kaç sayı geriden gelip maçı uzatmalara taşıyıp uzatmalarda birtakım(!) gariplikler yüzünden kaybederken aslında ne çok şeyler kazandığımız anları. Özledim büyük kaptanı ve kısa bir süre içinde aramıza katılmasına rağmen kırk yıllık bir dost sıcaklığıyla takımını finale taşıyan yeşil gözlümü.
Özledim şiir dinletisi için katlanılan fedakârlıkları, koşuşturmaları, duyulan heyecanları, afişleri, biletleri, sahne provalarını, süslemeleri, programı, mutlulukları, paylaşmayı, aile olabilmeyi…
Özledim halı saha maçlarını, kazanılan bir kupa için verilen özveriyi, mücadeleyi, coşkuyu ve sevinci. Özledim herkesin taşın altına elini sokmasını. Özledim rekabetin ayıran değil birleştiren gücünü. Özledim karşılıksız sevmeyi. Özledim birlikte ağlayıp birlikte gülmeyi. Özledim problemleri büyütmek yerine yok etmeyi önceleyen anlayışları. 
Özledim onca sıkıntıya rağmen nefret etmek yerine sevmeye odaklanan yürekleri. Özledim olumsuzlukların en küçük bir fırça darbesiyle günlük güneşlik şarkılara dönmesini. 
Özledim her biri içlerinde ayrı ayrı hikâyeler barındıran o unutulmaz voleybol maçlarını. Özledim o edebiyatın büyük bir âlem, âlemin daha büyük bir edebiyat olduğu günleri. Özledim her yolun edebiyata çıktığı günleri. Özledim hiçbir şeyin edebiyattan uzak olmadığı günleri.  
Özledim o asık suratlı, abus çehreli, anı, anına uymayan, güldüğünde gamzeleri ortaya çıkan, deli dolu kendi şahsına münhasır edebiyat hocasını. Özledim Babil'in Asma Bahçelerinin, yanlarında sönük kaldığı öğrencilerimi. Özledim İrem Bağlarının, karşılarında utancından hazana dönüştüğü yarının inşa edicilerini. 
Özledim her şeyin ilk kez görülüyormuşçasına büyük bir şaşkınlıkla karşılanıp heyecanla yapılmasını. 
Özledim sanatsal yönünü her ne şart altında olursa olsun yaşatmak için mücadeleden vazgeçmeyenleri. 
Özledim hata yapmaktan değil de kalp kırmaktan daha fazla korkan hassas ruhları. Özledim hata sevap cetvelinde samimiyetin, dürüstlüğün hala bir erdem olarak karşılıklı güvenin tek akçesi olduğu günleri. 
Özledim “Afili Yalnızlık”ları, “Kim Dokunduysa sana”ları, “Unut Gittiğin Bir Yerde”leri, “Bu Kez Anladım”ları, “Alıştım Susmaya”ları…
Özledim birlikte yola çıkıp da farklı nedenlerle yollarımızın fiziksel olarak ayrıldığı yürekleri. 
Özledim mezuniyet gecesinden sonra söylenilen şarkıları, oynanan tabuları(!) ve gecenin ilerleyen saatlerindeki çay sefasını. 
Özledim Doğan L'nin papatyalarla süslenmesini ve arka camın edebi cümlelerle donatılmasını ve dahi neredeyse erkek pansiyonunun karşısındaki masada geçen koca bir dönemi. 
Özledim burada ancak tadımlık olarak anlatabildiğim her bir paragrafından romanlar çıkabilecek o mazinin ışıltılı günlerini. 
Bitirirken bu cümlelerdekiler de dâhil tam yetmiş kez 'özlemek' kelimesini kullanmışım ki bu da bir sonraki yazının içeriği hakkında az çok bir ipucu veriyordur, kanısındayım. Nasıl özlüyorsam/k kırk sekizleri ve hiç unutamıyorsam/k, gözü gözümüze değeni de öyle özlemeye ve hatırlamaya devam edeceğizdir, inşallah. 
Özledim bir yazıya ve bir ömre sığdırılamayacak onca hatıranın dört yıla sığdırılışını.
*Acılara Tutunmak, bir Ahmet Kaya şarkısından..

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık