• 01 Kasım 2013, Cuma 9:07
ErolKonal

Erol Konal

Ne yapıyorsun? Hiç…
 Susmak.
Susmuş olmak için mi? 
Ve konuşulacak onca mesele varken mi üstelik?
Yazmanın dayanılmaz cazibesini göz ardı edip sessizliğe gömülmek de neyin nesi? Görünür olmak üzerine kurulmuş bir çağda yokluğu arzulamak da nereden çıkıyormuş? Yoksa o da mı arayıştaymış? 
Hükümler, hükümler… Ah, o önyargılar yok mu, o her bir şeyi ben bilirimler? Her taşın altından çıkmalar yok mu, her maydanozun hayali olan salatalar? 
“Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı” diyen şairim anlayamadık seni. Hadi itiraf edelim anlamak işimize gelmedi. Gelemezdi de. 
Şartlar. Şartlarımız farklıydı. Hadi abilerimiz, ablalarımız kırılmasınlar, koşullar, hep koşullar yüzünden. 
Değişenin çağlar olması gerekiyordu insanlar değil. Gelişenin bizler olması gerekiyordu makinalar değil. Kaybeden kötülük olmalıydı insanlar değil. Uzayıp giden yollar olmalıydı kavgalar değil.
Lafın tamamını arif olanlara havale ederek biz neden sessizliğin bağrına gark olduğumuza makul mazeretler aramaya devam ediverelim ki birilerinin editör arızayı arayıp boş yere meşgul olmasının önünü alabilelim. Herkes bizim gibi işsiz güçsüz değil ki fındık kabuğunu doldurmayan herzelerle vakit öldürsün? 
Dikkatli ve sabırlı okurlar buraya kadar ulaşabilme azmini gösterebilmişlerse anlamışlardır ki yazının başıyla gidişatı arasında derin tenakuzlar oluşmaktadır. Ve hala bu adam ne yumurtlayacak acaba diye samimi olarak merak edenlere gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim ki; 'Çoğu gitti azı kaldı.'
Hayatta bir artı birin iki etmediği zamanlar vardır. Pekala, asıl problem matematiksel kesinliklerle kafayı bozmamız olabilir! Olmaya da bilir! Zıtlıkların gölgesinde mutlu mesut yaşamak bizi realist kılmıyor diye romantizmin kabahati ne? Göklere çıkardığınız modernizmin de dertlerimize derman sunamadığı ayan beyan ortadayken üstelik. 
Mutluluğun stabil bir şekli var da bizim mi haberimiz yok? Aynı yöne bakmıyorsak başka dünyaların mahlûkları mıyız? Eşyanın tabiatına aykırı dedikleri durumu açıklamak isteyen var mı? 
“Suali anlamayan cevabı da anlayamaz.” aforizmasının arkasına sığınıp karmaşaya kaldığımız yerden devam mı edelim? Belli ki konjonktürün şimdilik bulabildiği en makul çözüm bu. 
Entelektüel bilinçle entel arasındaki çizginin naifliği yüreğimde onulmaz bir hicranken, züppeliğin dayanılmaz hafifliği her an peşimdeyken, efradını cami ağyarını mani sözler söyleminin sorumluluğu ruhumu bir cenderede hapsetmişken, yazmanın büyüsüne kapılıp inciler döktürmenin kime, ne faydası olur, vesselam…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık