• 03 Haziran 2015, Çarşamba 9:32
ErolKonal

Erol Konal

Mutluluk Umudadır…
 Uzun, upuzun bir düzlük gibiydi deniz.  Sonsuz değildi; ufukta kayboluyordu her şey. 
Gök, yer yer küllenmiş, yer yer kızıla yüz tutmuş, yer yer de mavimtırak haleleri andırıyordu. 
Deniz ve gökyüzü. İki yoldaş gibi ufukta yitiyorlar mıydı; yoksa iki sevgili gibi birleşiyorlar mıydı?
Gün akşama evrilirken bir balıkçı teknesi sessizce ağlarını örüyordu zikzaklar çizerek hemencecik sahilin kıyısında. Tesadüf müydü, rastlantı mıydı  o da açık maviydi seçebildiğim kadarıyla. Deniz mavi. Gök mavi. Tekne mavi. Üçünü birbirinden ayırmak nasıl mümkün olabiliyordu akşamın alacası düşerken teker teker üzerlerimize. Nasıl bir tabloydu ki bu?
Tablo demişken hayali bir şövalyeye yerleştirilmiş soyut bir tuvalden panoramik bir manzaraydı sanki seyrettiğim dakikalardır. Hem öylesine sihirli bir tabloydu ki bu, her an yenilenen bir resme bakmamın tarifsiz hazzını yaşıyordum. Michelangelo'nun Davut Heykel'ini yaparken ki vecd hali bu olsa gerekti ya da Da Vinci'nin Mona Lisa toblosuna satlerce nefessiz bakabilmek!
Nasıl ki balıkçı teknesini görünce aklıma apansız O. Veli düştüyse; şimdi de nedensiz Dostoyevski'nin St. Petersburg geceleri düşüverdi. Belki de arılar gibi vızır vızır sağa sola koşuşturan araçlar, karıncalar gibi ellerine sıkıştırdıkları-ne olduklarını bu mesafeden kestiremediğim-bir takım şeylerle hızlı adımlarla kaldırımları arşınlayan insanlar ve gelip geçenleri bir bir aydınlatmaya başlayan sokak lambalarının egzotik büyüsüydü belki de zihnime Dostoyevski'yi misafir eden. 
Bir kadın kucağında çocuğu olmalı(elbette sanat yapacağız diye kurduğumuz cümleye bakar mısınız) dolmuş beklemekte karşı kaldırımda. Kız mı erkek mi bilemiyorum. Kadın beyaz tenli mi esmer mi seçemiyorum. Saçları rüzgarda uçuşuyor mu göremiyorum. Bahsetmemiştim galiba hafiften bir rüzgar da olsa gerek çünkü caddelerdeki ağaçlar nazlı nazlı sallanmakta belli aralıklarla. Karşı kaldırımda bir teyze elinde eskilerden kalma yeşile çalan pazar çantasıyla rüzgarda sallanan başaklar gibi bir telaşla evine yollanmakta. 
Aslında anlatmak istediğim ne deniz ne gök ne mavimtırak balıkçı teknesi ne o teknedekilerin umutları ne saatte bilmem kaç km hızla birbirlerini kovalayan araçlar ne araçların taşıdıkları ne araçlardakilerinin yolunu gözleyenler ne rüzgarda saçını başını dağıtmış ağaçlar ne halı sahada bir topun peşinden koşan çocuklar ne şimdi çoktan gözden kaybolmuş kucağındaki çocuğuyla onları tablomun perspektifinden çıkartan dolmuş ne o yeşile çalan çantasıyla beni çocukluğumun pazarlarına götüren yaşlı teyze ne bir türlü baştan sona kadar dinleyemediğim belki yüz defadır çalmakta olan şarkı ne çoktan buz gibi olmuş yardan fazlası içilmemiş çayım ne havada özgürlüğün tadını çıkaran martılar ne de durduk yere aklıma A.İlhan'ın, O.Veli'nin, Dostoyevski'nin, Puşkin'in düşmesi…  
Ne bütün bunlar ne de satır aralarında kendilerine yer bulamayan onca hikaye de değil asıl mesele.
Nasıl ki Y.Kemal Atik-Valde'den İnen Sokakta şiirinde bir ramazan akşamının tatlı telaşesini betimlerken içten içe o kalabalıkla bütünleşemeyişinin ıstırabını bütün ruhunda duyumsamasına karşılık o ramazan neşesine ortak olamayışını “Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş'esiz.//Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı//Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.//Bir tek düşünce oldu tesellî bu derdime;//Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime://"Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;//Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür."   şeklinde bir teselli gibi gönüllerimize nakşediyorken; bendeniz de hayatla arama çekilen bir camın arkasından bütün bu muhteşem tabloya eklemlenemesem de görebiliyorum ya… Pencereyi azıcık aralasam martıların sesini daha net duyabileceğim ya…Ellerimi pencereden birazcık uzatsam rüzgârı tenimde hissedebileceğim ya…
En nihayetinde çok şükür ki şimdi yüz üç mü oldu yüz on üç mü bilemediğim şarkının fısıltıyla biten kısmını yüreğimden aynı tondan tekrarlarken mutlu muyum? Mutluyum hem de çok mutluyum hem de çok çok umutlu… 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık