• 01 Şubat 2012, Çarşamba 20:14
ErolKonal

Erol Konal

Mıntıka Temizliği 2
Bıraktım ne varsa ileride. Sildim ne kadar yoksa geçmişi.
Durmadan oturdum, oturdum, oturdum. Şimdi oturdum parantezinde neler neler dökerdim buraya da kim anlaya! Hazır içime oturmamış, yarımından çeyreğinden hazmedebiliyorken susmak evladır diyip dut yemiş bülbülü mü oynamalı; yoksa ilham perilerini zar zor ikna edip yazmaya incir çekirdeğini doldurmaya iktifa etmeye aday birkaç abur cubur kelamın belini mi kırmalı, suçu da internet denilen sanal âlemin üstüne yıkmalı ve cümleyi uygun bir yükleme bağlayabilmeli…
Efendim? Parantezi nerede kapattığımızı merak edenlere, bundan iyisi Şam'da kayısı kapağını hatırlatalım ki merak duygularını güneşliden parçalı bulutlu moduna çeviriversinler.
Kaygılanmaya gerek yok. Neşemizden kaybetmeye hiç mi hiç lüzum yok. İlla ki sorun edecek bir şey peşindeyseniz yüzünüzdeki anlamsız ifadeyle cebelleşebilir, ruhsal durumunuzun sanatsal betimlemesini sürrealist bir bakış açısıyla en yakınınızdaki herhangi bir cisim, nesne, eşya üzerinde deneyebilir hatta ve hatta çalışmanızın fotoğrafını çekip yanına da suretinizi eklemeyi unutmayıp paylaşabilirsiniz, pekâlâ.
Neden sonuç bağlamında biz bunları hak edecek ne yapmış olabiliriz ki sorusunun cevabını aramanın beyhudeliğiyle okumak gafletinde bulunduğunuz yazının temasının örtüşebilme ihtimalinden duyacağınız zevkin sindirim sisteminizde oluşturacağı kalıcı olmayan hasarın ardından bir fenkşui hissettiğinizde ortaçağın karanlığından pozitivizmin nuruyla aydınlananFransız parantezinde  Avrupalılar gibi(Fransız kalanlara çıkışta broşür dağıtılacaktır!/ ki aslında güvenilir bir kaynaktan aldığımız son dakika haberine göre tabirin aslı Yunan kalmakmış, vs, vs…) olacağınızdan felsefik semptomlarınızın yaydığı sinerjiyle sizin kadar eminiz, desem, çok mu mavi olurum?...
Acaba lafı nasıl dönüp dolaştırıp Üsküdar'a getirecek diyenlere geçmiş olsun dileklerimizi bir buket çiçekle iletmek isterdik amma(Sponsor bir çiçekçiyle henüz anlaşamadığımızdan mütevellit) adetimiz aşıklar gününden aşıklar gününe çiçekçiye uğramak olduğundan sadece kuru kuruya; fakat çok içten ve bütün samimiyetimizle afiyette kalından fazlası olamıyor maalesef…
..........................
"İyi öğretmen kendini gereksiz kılabilen, öğretmendir." demişti, üniversitede bir hocam. Düşünüyorum da iyi insan olmayı da aynı parelelde düşünmek yanlış olmasa gerek.
Hep kar tanesi olmayı arzulamışımdır.Hani kar tanelerinin hiçbiri bir diğerine değmiyormuş ya... Gökten başladıkları yolculuklarını arzın muhtelif noktalarına ulaşıncaya kadar özgürce sürdürorlarmış ya... Bir kar tenesi kimseye dokunmadan yolculuğunu tamamlamak. O arza doğru kanayarak, sen semaya doğru kanatlanarak...
 Sessizce, vakur, mütevazı, incitmeden bütün eşyaya kendi mührünü vurmak. kuşatmak tüm evreni ve kendi şarkını dinlemek bütün ağızlardan. İnsanoğlunun en masumlarının elinde şekilden şekle girmek...
Aslolan tadını çıkarmakken uzatmak niye? Amaç kardan da olsa adamsa kıskanmak niye? Mesele havuçla zeytinse dert etmek niye?
Öylesine şeffaf ki her kar topuna hedef; ancak hiçbirine maruz kalamamak. Her avcıya kurban; fakat hiçbirine yem olamamak. Herkese köstek; ama kimseye yar olamamak...
Hakikaten çocukken güzelmiş her şey, yanlış. Yanlış olmasa da fazlasıyla eksik. Eksik; çünkü kendimden biliyorum. Çünkü etraftan biliyorum. Çünkü uzatmayın biliyoruz işte. İllaki fotoğrafını çekip profil resmi mi yapalım. İllaki marjinal olacağız diye uzak kulağımızı mı gösterelim.
 Ötekinin berikinin içindeki çocuğa kulp takanlara bu sözümüz küpe olur mu bilemeyeceğim; ama kar topu oynamasını bilmeyenlere ücretli ders verilir. Malum bedava olunca talep azalıyor.Ekonomi okumasak da!
Malum bundan önceki mıntıka temizliğinin müdavimleri merak içerisindedirler ki Üsküdar karlar altında günlerdir ve mutlu tüm Üsküdar'ın kendini çocuk bilen bütün yetişkinleri...
......................................
Bizim de abartısız sevinçlerimiz olacak mı hüzünlerimize ekleyebileceğimiz?
Mümkün mü kimseyi zan altında bırakmadan iki çift laf edebilmek?
Yakınmadan bir günü diğerine bağlayabilecek miyiz mesela? Mesela sözlerimizin neleri ima edebileceğiyle değil de kendisiyle yetinilebilecek anlara hasretimiz son bulacak mı günün birinde?
Gülmek için ödediğimiz ağır bedeller yetmemiş olacak ki kapının ardında pusuya yatmış kederlerin sırasını savmasını beklemek adetten olmuş. Ufak bir tebessümün diyetine paha biçilemezken kahkahalara ödeyeceğimiz tazminatları varın siz hesaplayın son model telefonlarınızla.
Komik olan ne yazılanlar ne de trajik olan yaşadıklarımız. Trajik olan arzularımız, komik olansa başımızdan eksik olmayanlar. Demogojide sınır kalkalı mantığa bir daha rastlanılamaması her ne kadar beklendik bir durumsa da yaşananlara el insaf dememek için Eyüp sabrına sahip olmak iki artı iki eşitliği kadar gerçek.
Yaptıklarının sorumluluğunu alacak insanların oluşturduğu boş kümelerin hacminin büyümesine yaptığımız merkez kaç itirazının yüzlerde oluşturduğu istihzanın yüreğimizde oluşturduğu geçici hasarın telafisi her ne kadar mümkünse de kütlelerinin altında ezilenlerin çevreye verdikleri kalıcı yıkımların sadece istatistiki sonuçlar olarak kalmasını temenni etmek umarım iyi bir kötümserlik addedilmez.
   Lafı eğip bükmekteki maharetimizin pratikten teoriye geçişte akılalmaz kazalara yol açmasına ziyadesiyle alışık olmamız hafifletici bir sebep gibi görülmese ve beladan uzak duramayı başaramayışımız her türlü takdire şayansa da dostlar sağolsun diyip kaldığımız yerden olmasa da düştüğümüz yerden kalkmasını becerebilecek yetiye sahip olduğumuzu kromozomlarımızdaki genetik modlarımızdan biliyor olmanın verdiği güvenle tekrarlamakta bir beis görmüyoruz.
   Hayatın sunduklarından çok hayattan beklentilerimize göre dizayn ettiğimiz hayallerimizin algoritmatiksel ortalamasını tutturup tutturamayacağımızı şimdilik başka ihtimal hesaplarına havale ederken fok balıklarının üzgün olmasının ruhumuzda meydana getirdiği devinimin eşsiz hazzıyla kahramanlaşan egolarımızın bitimsiz zevklerle haşr ü neşr olmasının tarife sığmaz kazanımlarını henüz yaşayamamışken bir başka mücadeleye savrulan, savrulurken de evrilemeyen varlığı nice(!) zamandır şüpheli, kendisi hayli vakittir kayıp olan ruhumuzun bünyemizden alıp götürdüklerininin listesinin, alışveriş listemizden daha az önemsiz oluşunun vatan sathında ufacık bir krize dahi yol açmamasından duyulan memnuniyetin çok şükür bugünü de kazasız belasız atlattık mantalitesiyle halının altına süpürülmesine sabahöğleikindi kuşağı programlarından akşamki dizilere vakit devşirmeye çalışan annelerin bir itirazı yoksa halının nesine kahramanlığa soyunmak?
   Sonuçlara suç bulmaktansa tercihlerimizi gözden geçirmenin bir seçenek olarak üzerindeki tozlardan kurtarılması,sarıp sarmalayıp kilit üstüne kilit vurup kendisini bir dağa, anahtarını da dipsiz bir kuyuya emanet eylediğimiz mantığımızla sulh imzalama fırsatını sunarken azıcık eğilip bükülmenin çizilecek takati kalmamış karizmamıza daha ne zararı olabilir ki?
   Koşmaktan yürümeyi unutanlara; "Üsküdar'a giderken aldı da bir yağmur//Katibimin setresi uzun ayağı çamur..." şarkısını hediye ederek şimdilik huzura gark olalım...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık